Gerçekliğin Kurbağalı deresi
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Medeni durum değişikliği sebebiyle geçtiğimiz hafta yurt dışındaydım. Baktık, burada ortam ayarla, onu yap bunu yap, halay için ekip ayarla olacak iş değil. Masrafı zevkinden fazla. O yüzden biz de Barselona’ya gidip konsolos nikahı kıyalım dedik.

Barselona’yı bilmiyorsanız şöyle tarif edebilirim (bilmediğiniz için zaten ne desem yiyeceksiniz), Barselona aynı Kadıköy’ün bütün bir şehre yayılmışı gibi. Ramazan geceleri Barselona’da yine meydanlara sakallı abileri görebiliyorsunuz ama abiler size “Neden Radiohead dinleyip bira içiyorsun pis kâfir” diye bakmıyor. İşine gücüne devam ediyor. Belki de abiler orada azınlık, o yüzden, onu da bilemezsin. Ama sokakta da kimseyi bir diğerine “İçki içeceksin” diye zorla içki içirdiğini görmedim. Ya da Barselona sokaklarında oruç tutuyor diye darp edilen, tartaklanan kişi de göremedim. Zaten görmemek lazım bazı şeyleri.

Havuz gazetesinde köşe yazarı gibi yaşamak lazım bazen. Yoksa gündemin boğuculuğu, üst üste yaşadığımız tatsız olaylar, güç yalakalarının birbirlerinden acınası durumları ve ülkeyi neredeyse bir iç savaşa götürecek bir delilikle, akıl ve sinir durumlarınız çok sağlıklı bir yola gidemeyebilir.

Bende durum aynen o. Artık “Keşke yine reklam yazarlığına başlasam da yalandan dolandan sloganlar yazıp insanların yüzlerine karşı yalan söylesem” diye düşünüyorum. Yani şu haberleri takip edeceğime “TıpaSellliler yaşadı şimdi yeni tıpalarımızla konuşurken tıpalayacağız” sizi gibi sloganlar yazmak, markaların yalan dünyasında boğulmak istiyorum. Çünkü gerçekliğin okyanusu bizim için artık Kurbağalıdere’den farksız… Yıllardır kaynayan bir bataklığa üstten hortumla su veren İSKİ’nin hortumuna saygım var ama o iş öyle olmayacak… Şimdi tabii aslında belediyeleri de bu vesileyle güzelce anmak lazım. Memleketimizi de artık yaklaşık son 20 yıldır neredeyse her iş “Olduğu kadar” mantığıyla yapıldığından az sonra hayatlarımız nerede oluşacak onu da bilemeyecek hale geldik.

Aman iç savaş mı çıkacak? İnsanlar birbirine kadar ne kadar gerilecek? Akıl, mantık ve bilgi yerine sadakat ve biat ne kadar daha egemen olacak? Hukukun üstünlüğü iyice cacığa mı bağlayacak? Sokakta kardeşimiz, annemiz, babamız, dayımız ya da bir arkadaşımız darp edilecek, durduk yerde paketlenecek mi gibisinden sorular ve sorunlar kafamı karıştırıyor. Mesela son yaşanan plak dükkânı basma olayından sonra reyiz çıkıp “İki taraf da hatalıdır” dedi ya, mesela, işte yaklaşım o noktada. Reyiz diyor ki “Eee bu ayda içki içersen yanlıştır”… Neye göre kime göre tabii ki. Normal, insan gibi, hoşgörü ve anlayışın hâkim olduğu toplumlarda gidip insan dövülmez, konuşularak, iletişim kurarak meseleler çözülür. Demek ki öyle bir noktada da değiliz. Zaten çoktandır hiçbir noktada değiliz, çünkü ayaklarımızın yere bastığı bir gerçeklik yok.

gercekligin-kurbagali-deresi-151378-1.
Tek adam, tek Türk, tek fiili durumun gerektiği şekilde takılıyoruz. Mesela reyiz bizim sıfır puanlı milli takım oyuncuları ve homurdayan hocaları Terim’i seyirci yuhaladı diye ne kadar üzüldü gördünüz mü? “Anlayamıyorum bunu” dedi… Sonuçta yuhalamak da bir eleştiri. Futbolcudan ve teknik direktörden beklentisi olan, hayatlarında hiçbir şeyleri düzgün gitmeyen insanların milyoner yıldız futbolcuları ya da kötü bir Brian de Palma filmi karakteri parodisi olan bir teknik direktörü yuhalaması ne kadar ayıp olabilir? Eleştirinin hiçbir türü bize tamam değil. Eleştiri yok, fikir yok. Tek tip, tek yürek, tek fiili anayasa var. “Biz bitti demedikçe bitmez” sadece sürekli bitenlerin kullanabileceği bir slogan bence bu bağlamda. Bu slogana da ayrıca bir eğilmek lazım. Çünkü bir mantığımız ve planımız yok hiçbir konuda. Sadece bitmesini istemiyoruz ama feci şekilde bitiyor.

Futbolcu yuhalanabilir, sporcu için tabii ki kötü bir şeydir ama herhalde hayatlarında ilk kez başlarına gelmedi bu durum. Ne de son olacak, seyirci böyle bir şey, sana sevgisini veriyor ama senin de işini mükemmel bir şekilde yapmanı istiyor, o da imkânsız. O yüzden olumsuz tezahürat endüstriyel sporun vazgeçilmezi. Sporcu zaten yeterince profesyonelse bunu anlayışla ve olgunlukla karşılar, spor arabasına biner, güzel evine gider, o gecesi biraz kötü geçer.
Peki ya seçim meydanlarında evladını kaybetmiş anneyi yuhalatma durumunu nasıl anlayacağız? Tısss… Ses yok.