Gerçeklik kapıyı çalınca!
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL

Kürtlerle oturduğu masadan kalktığından bu yana AKP milliyetçilik bayrağını yükseltiyor. Bu yönelim dış siyasette ABD ve AB ile çelişkiler büyüdükçe daha da güçlendi.

AKP’nin milliyetçiliğe çark edişinin iç politikadaki önemli sonuçlarından biri MHP ile yakınlaşma ve MHP üst yönetiminin AKP içinde erimesi olarak belirginleşiyor. Dış siyasette ise Rusya ile ne derece dayanıklı olduğunu kimsenin bilmediği bir yakınlaşma yaşanıyor.

En son geldiğimiz noktada, AKP’nin Atatürkçülüğü keşfedişine şahit oluyoruz. Geçmişini bilmesek, AKP tarafından son dönemde yapılan hamlelerin kendi içinde bir bütünlük ve tutarlılık oluşturduğunu bile söyleyebiliriz.

Ancak biliyoruz ki, AKP ne zaman bir güç kaybına uğrasa bu tür hamleler yapıyor. Haziran seçimlerinde iktidarını yitirme noktasına geldiğinde, Kürtlerle oturulan masadan kalkıp, sertlik politikasına yöneldi. Şimdi daha yaşamsal görünen 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminin tehlikede göründüğü bir aşamada, anlaşılan o ki Atatürkçülük-milliyetçilik ve hatta anti-emperyalizm sentezi yapılmaya çalışılacak.

AKP’nin tarihsel kökenleri, kadroları ve tabanının dikkate değer bir bölümünün yatkınlıkları bu yeni çizgiyi ne kadar hazmedebilir soru işareti. Ancak 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar durumun idare edilmesi önemli. Aynı kadrolar ve tabanın yakın dönemde Kürtlerle masaya oturulmasını da, masanın devrilmesini de sessizce kabullendiğini hatırlamakta yarar var. Bu nedenle, en azından 2019’a kadar Atatürk karşıtlığından, Atatürk sevgisine yapılan u dönüşünü bir iki çatlak ses dışında kabullenirlerse sürpriz olmayacak.

Öte yandan kurulmaya çalışılan bu hassas dengeyi tümüyle bozabilecek bir başka boyut, bu yeni yönelimle ilişkilendirilerek pek tartışılmıyor. Türkiye’nin dış borç stoku 2002 sonunda 129.6 milyar dolarken, geldiğimiz noktada 432 milyar dolara ulaşmış bulunuyor. Uzmanlar 2002’den bu yana dış borç stokunun ilk defa GSMH’sinin yarısını aştığını belirtiyorlar.

Bu tabloyu daha da dramatik hale getiren, kısa vadeli ödenmesi gereken borç miktarı 102 milyar dolarken, Merkez Bankası’nın elinde tuttuğu brüt döviz rezervinin 88. 5 milyar dolar civarında olması. Yani ekonomide ciddi bir kırılganlık oluşmuş bulunuyor. Bu durum olası bir kriz karşısında direnç göstermemek anlamına geliyor.

Bu tabloya bakan uluslararası çevreler ve derecelendirme kuruluşları yayınladıkları raporlarda, Türkiye ekonomisinin ciddi bir sıkıntıya gittiğine ilişkin değerlendirmeler yapıyor. Üstelik risk her yere yayılmış durumda. Örneğin, Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, döviz kurlarında yaşanan oynaklığın Türkiye’nin büyükşehir belediyeleri için döviz riski yarattığına işaret ediyor. Fitch, büyükşehir belediyelerinin dış borçluluğunun nominal olarak son 10 yılda yüzde 180’den fazla yükseldiğini işaret ederek, önümüzdeki dönemde bu borçların ödenmesinde güçlüklerle karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor. Hadi bunlar batılı emperyalistlerin işi, Japonlara ne demeli? Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR Eurasia Rating yaptıkları şirket incelemelerine dayanarak, Türkiye’de seri iflasların yaşanabileceğini öne sürüyor!

Tekrar başa dönelim; batıya meydan okumak, anti-emperyalist bir söylemi öne çıkarmak tamam da, Türkiye’yi o emperyalist merkezlere borç zinciriyle göbeğinden kim bağladı? Varsayalım ki, Türkiye iyi gidiyor da, emperyalistler Türkiye’yi batırmayı kafaya koymuşlar. Bunu nasıl yapacaklar? Cevap açık, her gün biraz daha büyüyen ve ödeyemeyeceğiniz dış borçlar yoluyla. O zaman sormazlar mı, emperyalistler karşında bu zaafı niçin yarattın diye?

Bakın Yunanistan ve İspanya’nın başına gelenlere; kriz sonrasında bir çok kamusal yatırım, limanlar, stratejik toprak parçaları haraç mezat akbabalara satılmadı mı? Diğer bir anlatımla; aynı kaderi, çok daha büyük ölçekte, Türkiye’nin paylaşması oldukça olası hale geliyorsa, bu yükselen batı karşıtlığı ve anti-emperyalizm havasının ne önemi var?

Soru şu; bu gerçekliği AKP’nin etkilemek istediği kesimler görebilecek mi? Bu noktada önemli bir kesim MHP’nin AKP’nin milliyetçi açılımına direnen tabanı olacaktır. Atatürk vurgusu galiba herkesten çok onlara yönelik. O nedenle, AKP açısından ekonominin 2019’a kadar krize girmeden ve söz ettiğimiz sonuçlar ortaya çıkmadan götürülmesi önemli.

Çünkü farkındalar ki, gerçeklik artık keşfedilmiyor, kapınızı sertçe çalınca anlaşılıyor!