Gericiliğe karşı aydınlanma
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Hiçbir şey “ZAMANI VE YERİ GELMİŞ BİR FİKİR” kadar güçlü değildir. Umarım, bu düstur “Aydınlanma Hareketi” için de geçerlidir.

Evet, gericiliğe karşı aydınlanmanın ve hatta “ayağa kalkmanın” zamanı ve yeri çoktan geldi. Ne var ki, o fikrin / hareketin gücünü görebilmemiz için BİZLERE DE İHTİYAÇ VAR.

Tek tek her birimize, tarihi bir görev düşüyor.

Son toplantısını Kadıköy’de binden fazla kişinin katılımıyla yapan Aydınlanma Hareketi, “ilk görevi” ortaya koydu: Hareketin deklarasyonuna imza atmak. Çok basit, herkesin üstlenebileceği bir görev. Küçümsemeyin. İmzalarla başlanır. Sonra o imzalar “çığa dönüştüğünde” ayağa kalkılır.

Aydınlanmayı / laikliği yıkma hareketinin en büyük darbesi 4 + 4 + 4 sisteminde yapılamayan, belki o zaman yapılır.
Ben, bir kadın ve anne olarak BEN DE VARIM diyorum. Bir gazeteci olarak da, bu hareketin gelişebilmesi için elimden geleni yapmayı vaat ediyorum.

Çünkü;
>> İktidarın ilk yıllarında, başörtüsünü sadece üniversite ve kamu görevlerinde dayatan AKP, bugün artık ilkokul öncesinde..
>> Kreş çocuklarına dini ya da İslami değil, neredeyse Selefi eğitim veriliyor. Din gibi “soyut” bir kavrama hazır olmayan minicik beyinler dogma ile dolduruluyor.
>> Çocukların başını örtmesi ve uzmanlar tarafından denetlenmeyen dinsel / gerici eğitimle bombardımana tabi tutulması için her yöntem uygulanıyor.
>> En somut ve en tuhaf örnek: atv’de yayınlanan bir programda, televaiz Nihat Hatipoğlu, canlı yayınla ilkokullara bağlanıyor. O okullardaki çocukların –aslında o yaştaki bir çocuğun aklına bile gelmeyecek- sorularını yanıtlıyor. Televaiz öğleden sonraları da o çocukları eğitecek “annelerin” soruları ile devam ediyor.
>> Kreş yaşından başlayarak başını örten kız çocukları, hem bu gibi programlarla hem de geçenlerde örneğini gördüğümüz gibi milli maç gibi kitlesel yayınlarla “GÖRÜNÜR” kılınıyor. O görüntüler, doğal ve sıradan hale getiriliyor.
>> Başörtüsü konusunda alınan bu mesafe, dini tarikatları da bir adım öteye götürüyor. Tarikatlar, artık “çarşaf” propagandası yapıyor. Nitekim, sokaklarda da siyah çarşaflı her yaştan kadının varlığı artıyor.

Karanlık büyüyor
Bu karanlık, sadece çocukların yalnızca beynini değil, hayatlarını da kaplıyor.

Ensar Vakfı’nın evlerinde yaşanan taciz / tecavüz vakaları... Yine Ensar Vakfı’nın konuşmacılarından birinin, Mustafa İslamoğlu’nun eski bir “cinsel suçlu ve hükümlü” olduğunun anlaşılması… Ve gazete sayfalarında kaybolup giden küçücük haberler...

Hepsi, buzdağının görünür yüzü. Buzdağının görünmeyen yüzünde daha ne korkunç vakalar var... Tecavüzden tutun ensest öykülerine kadar, bu ülkenin kız-erkek çocukları ne kadar büyük bir çaresizliğin pençesinde...

Ne yazık ki, çok az sayıdaki akademik araştırmanın satırları arasında veya söz gelimi Müge Anlı’nın programında kaybolup gidiyorlar.

Şaşıracak bir şey yok elbette.



Eğer kadınla erkeği birbirinden kalın duvarlarla ayırırsanız.. 4-5 yaşındaki kız çocuğunun başını örtüp, ona ve çevresine “ARTIK BİR KADIN OLDUĞU” mesajını verirseniz.. Dini, erkeğin şehvet duyguları ile kadının “örtünerek bunu dizginleme” görevine indirgerseniz.. Kız çocuklarını kapatmaya ayırdığınız çabanın binde birini yalana ve yolsuzluğa karşı mücadelede göstermezseniz..

Bunun adı kelimenin bütün anlamıyla GERİCİLİKTİR. Ve bu çağdışı, akıldışı, ahlaksız tutuma karşı harekete geçmek bir insanlık görevidir.

Ben de varım!
Peki, “GERİCİLİĞE KARŞI AYDINLANMA HAREKETİ” neyin nesi? Ne söylüyor? Hareketin ardında kim/kimler var?
Yanıtlar çok şeffaf: Hareket, Enver Aysever, Hüseyin Aygün, Kemal Okuyan, Barış Terkoğlu, Orhan Gökdemir ve Özlem Şen Abay’ın imza attığı bir deklarasyonla başladı.

Hafta sonu Kadıköy’deki buluşmayla da toplumun dikkatine sunuldu.

Kemal Okuyan’ın ifadesiyle, Aydınlanma Hareketi,“bir parti değil, solda birlik arayan bir proje hiç değil...”

Kimse üyeliğe de çağırılmıyor. İstenen, sosyal medya vs. gibi yollarla deklarasyona imza atmak. “Türkiye’nin bir İslam Devleti olarak ilan edilmesine ramak kalmıştır” diyenlere destek vermek...

Tehlike çok büyük
Yazıyı deklarasyondan bir bölümle bitireyim. Amaç ve çaba netleşsin:

“Tehlike büyük, görev acildir.

Bu mücadelede kararlıyız, bu süreci durduracağız. Türkiye’yi bir İslam Devletine çevirmek doğrultusunda atılan her adımı, başlatılan her uygulamayı, hazırlanan her yasayı, çıkartılan her kararnameyi takip edeceğiz. Bunları halkımıza anlatacağız.

İş yerlerimizde, okullarımızda ve sokağımızda gericiliğe karşı bir direnç öreceğiz. AKP’nin attığı her adıma hem hukuki, hem siyasi yollarla örgütlü bir biçimde cevap vereceğiz.

Aydınlanma için verdiğimiz mücadelenin, bildik çevrelerce “din düşmanlığı” biçiminde sunulmasına asla sessiz ve tepkisiz kalmayacağız.

İmza kampanyalarına sığınıp, günlük yaşamın dışında durmayacağız, memleketimizin her yanında toplantılar düzenleyerek yüz yüze olmanın benzersiz gücünü inşa edeceğiz.

Biz bu kaygıları paylaşan ve kayıtsız kalmayı içine sindiremeyen insanlarız. “Artık buradan geri dönüş yok” diyenlere inat, boyun eğmeyenleriz.”