Gezi’de 2’nci yıl: Bu daha başlangıç...
MUSTAFA SÖNMEZ MUSTAFA SÖNMEZ

Neoliberal sömürüyü politik gericilikle sentezleyen AKP rejiminin düşüşü, Gezi ile başladı ve o günden bu yana sürüyor. Kimileri, “Daha 30 Mart’ta yüzde 43 oy almadı mı AKP, ne düşüşü?” diye itiraz edebilir, ama grafik eğrisine zaman serisini genişleterek, kadrajı büyüterek bakarsanız gerçeği daha iyi görebilirsiniz.

İniştedir RTE’nin AKP’si. Hem de gerçekten Gezi ayaklanması ile başlayan bir süreçte sürekli kan kaybındadır. Bunu, bizzat RTE’nin ruh halini bir film şeridi gibi, Gezi öncesi ve Gezi sonrası diye göz önüne alırsanız, görürsünüz.

Yıldönümü…
Gezi’nin üstünden 1 yıl geçti ve şimdiye kadar, içeride ve dışarıda hatırı sayılır bir külliyat oluştu. Yazılı-görsel, edebi, bilimsel bir dizi kitap, makale, öykü, şiir, şarkı, türkü, müzik, tiyatro… Dünyada günlerce gündem oldu, analiz konusu oldu. Daha da olacak. Çünkü Gezi bir diktatörlüğe gidişe başkaldırı olmakla kalmadı, çok farklı sınıftan, kimlikten, cinsten, dinden insanların sadece insanlık kodları ile bir araya nasıl gelebileceğini, vahşi polis şiddetine rağmen nasıl direneceğini, Anayasal toplantı, gösteri, protesto yürüyüşü hakkını yüz binlerle nasıl kullanabileceğini gösterdi dosta düşmana.

Bütün bunları icra ederken izlenen yol, yöntem, yatay ilişkiler, tolerans, empati, doğrudan demokrasi deneyimleri ve bunun Gezi’den alınıp mahallelere, işyerlerine, okullara, diğer kentlere, köylere kadar taşınmasıydı muhteşem olan. 30 Mart yerel seçimlerine hakim olan 17 ve 25 Aralık yolsuzluk dosyaları olmasaydı, bu yeni, doğrudan demokrasiyi seçim konjonktüründe konuşmak, köhne neoliberal belediyeciliğe karşı, alternatif halkçı yerel yönetim modelleri geliştirme tartışmalarında zenginleştirmek, derinleştirmek daha çok mümkün olacaktı belki de. Ama kaçınılmaz olarak süreçte rüşvet ve yolsuzluklar, tema olarak öne geçti.

Bileşenler…
Gezi ve devamındaki ayaklanmada bir araya gelenler ya da çok geniş bir sınıfsal ve kimlik yelpazesinden oluşan Geziciler, AKP rejiminin ötekileştirip dışladıklarının bir toplu fotoğrafı, profiliydi aynı zamanda.

Orada, kent hakkını, ağaç, meydan hakkını korumak için direnen bilinçli kentli de vardı, Alevi, Kürt kimliğini özgürce yaşamak ve bunun AKP rejimince daraltılmasından şikayetçi olan da…

Orada, güdülmekten, hükmedilmekten hazzetmeyen, geleceği ile ilgili iş-aş endişesi olan gençler de vardı, toplu sözleşme, grev hakkını kullanamayan işçiler de. Ben de çapulcuyum diyen, hukuk devletinin ilgasından endişeli TÜSİAD eski başkanı Cem Boyner de oradaydı, AKP rejiminin dışladığı ya da biata zorladığı bir dizi burjuva da…
İkinci sınıf muamelesi gören kadınlar, kadın örgütlülükleriyle oradaydılar, kimlikleri aşağılanan, baskı gören, homoseksüeller, biseksüeller, translar da gökkuşağı bayraklarıyla oradaydılar… Rejim tarafından imamhatiplileştirilmek istenenler de oradaydı, içkisine, sigarasına karışılmasına isyan eden de… AKP’nin Müslümanlık istismarına anti-kapitalist söylemleriyle karşı duran dindarlar, tribünde polis şiddetine maruz kalan Fenerlisi, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Trabzonsporlusu ile taraftar grupları Gezi’deydi…

Cumhuriyet değerlerinin adım adım yok edilmesinden rahatsız Kemalistler, Kürt kimliğinin tanınması ve demokratikleşme beklentilerini istismar eden AKP’ye karşı direnen Kürt gençlerle aynı karede buluşabiliyorlardı. Böyle fotoğraflara sık sık rastlanıyordu Gezi’de..

RTE AKP’sinin bu kadar farklı ve zengin bir toplumsal formasyonu nasıl kendi dar Türk-Sünni Müslüman kimlik cenderesine sıkıştırmaya çalıştığı, Gezi patlamasıyla ortaya çıktı. Ve yine ortaya çıktı ki, bu toplum, böyle bir deli gömleğini asla ve asla giymeyecek. Bu, Gezi ile deklare edildi ve sonrası hep bu direnişin sürmekte olan halidir. O günden bu yana direniş bitmedi, sürüyor ve sürecek… Kaybedilen gençlerine, çocuklarına, sakat bırakılan onlarca insanına rağmen direniş hep diri, hep ayakta.

Cesaret…
Gezi, sinmiş, korkmuş, korkutulmuş, teslim alınmış, hile ve desise ile Silivri zindanlarına tıkılmışlar için umut oldu. Umudunu yitirenlere umut oldu. Çürümüş medyayı deşifre etti, hesaplaşmaya zorladı. Tutulmuş dilleri çözdü, konuşur kıldı. Hepsinden önemlisi Gezi, RTE’nin kimyasını bozdu. Kendisini ve çevresini dokunulmaz, karşı konulmaz, itiraz edilmez, isyan edilemez, baş kaldırılmaz sanan RTE’nin, fena halde karizmasını çizen derin bir kılıç yarası oldu. O kılıç yarasının sızısıyla yatıp kalkıyor RTE. O günden beri ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı, her şeyin her geçen gün kendisinin aleyhine geliştiğini fark ediyor.

Gezi’den bu yana toplumu daha da kutuplaştırması, kendi kitlesinden kendisine bir canlı kalkan örmeye çabalaması hep bu korkulardan…

Ama korkunun ecele faydası yok. İniş bir yıl önce başladı ve sürüyor, ine-çıka, düşe-kalka, döğüşe döğüşe yürüyor Gezi…

Sonları yakın…
31 Mayıs 2014’te Sözcü’deki köşemde yayımlanan, “Gezi ile başladı, Gezi ile Sürüyor” başlıklı bu yazıma, bir yıl sonra, eklenecek fazla şey yok. Her şey yazıldığı gibi seyretti. Sonları yaklaşıyor. AK faşizmin ve lideri Kaçak Saraylı’nın nasıl paldır küldür yuvarlandıkları, bunu önlemek için nasıl, yaptırımı ağırlaştırılmış müebbet hapis olan Anayasa ihlallerini ardı ardına işledikleri ortada. Ne demiştik, hatırlasanıza;

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam….”