Gezi: Gizli özne
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Kendisinden sonra geleni belirlediği için bir milat mı, yoksa öncesinin kapanış ayini miydi? Peki, hangisi, kimler için geçerli? Direnenler mi yenildi, isyan mı bastırıldı?

Gezi, özgürleştirici eylemin coşkusuyla bir araya getirebildiklerinin yola birlikte devam edebilmelerini de sağladı mı? Yoksa, karşı çıktıklarının daha da güçlenmelerine mi neden oldu?

Gezi, sadece bir parlama anıydı, tek kazanımı Gezi Parkı’nın şimdilik park olarak kalabilmesi, bedeli ise kayıplarımızın bitmeyecek yasları oldu mu denilsin?

Bir kıvılcımla kendiliğinden parlayan toplumsal hareketlerin bir örgütlenmeye dönüş(e)mediklerinde yine kendiliğinden sönümlendiklerinin sayısız örneklerinden biri olarak mı görülsün?

Yanıt bulmaktansa soruları daha da artırmak gerekli.

Sorup sorgulama, Gezi’yi bir başarısızlık hayaleti ya da nostaljik bir fetiş halinde sabitlemeyi engelleyebilir.

2013 yılından bu yana siyasal alanın asli belirleyicisi Gezi değil galiba, değil mi? Son üç yıl içinde bir siyasal parti olan AKP, RTE-akp olarak kısaltılabilecek bir ‘yapı’ya dönüştü. Bu yapı iki büyük koalisyonla bağlarını kopardı.

Önce 17- 25 Aralık süreci ile en önemli suç ortağı olan cemaatle, neden başlattıklarını tarafların da namusluca açıklayamadıkları bir kavgaya tutuştu. Şimdilik kazananı RTE-akp olarak görülüyor ve kazanmasında da bir tuhaflık yok.



İkinci olarak Kürt hareketiyle aralarındaki ‘koalisyonu’ hem de onulmaz acılar ve kan dökme pahasına paramparça etti. Cumhurbaşkanı olarak Meclis’e ilk girdiğinde kendisini ayakta alkışlayanları aynı Meclis’ten yaka paça cezaevine yolluyor. Elinden gelse cezaevine atmakla da kalmayacak. Binlerce insan öldü son bir yılda. Kaç şehir harap oldu. Cizre’de bir bodrumda onlarca insan yakıldı!

Son üç yılın üçüncü ve diğer ikisiyle bağlantılı bir diğer sonucu ise CHP, HDP ve MHP adlı partilerin işlevsiz birer figürana dönüşmeleri oldu.

CHP lideri sağcılığını ve basiretsizliğini artık saklamaya bile gerek görmeyen bir şaşkınlık içinde cezaevine girme kahramanlığı peşinde. 2013 yılından bu yana siyasal alanda aldığı her karar, uyguladığı her strateji işte ‘bir Ekmeleddin kadar’ olabildi. Ama ne gam, sorsan yarın Başbakan olacak!

MHP, üzerine söz söylemenin zül olduğu, her zaman olduğu gibi nerede bir faşizm görse, elinde tuz koşturma derdine düşmüş halde debeleniyor.

HDP’ye üzülmek dışında söz söylemek doğru değil. Bir yıl öncesine kadar en küçük bir eleştiriye bile; ‘size’ düşen tek görev, tek var olma şansınız, sorgusuz sualsiz bize katılmak, demiş olsalar da şimdi bu kan coğrafyasında en çok onların kanı dökülüyor. Asıl şimdi onlarla dayanışmalıyız.

Şimdi başa dönelim yeniden. Gezi, kendisi dışındakilerin bu üç yıldır yapıp ettiklerini etkilemiş midir? Elbet bir etkisi olmuştur, olmasına da ne?

Bir zamanlar, ‘Fatsa, Kızıldere’nin özeleştirisi ve aşılmasıdır’ sözünde kendisini ifade eden siyasal eylemi gerçekleştirmek için yapılacak çok iş var.

Gezi, kendisini siyasal alanın gizli öznesi olmaktan çıkarıp siyasal eylemin asli gücü haline dönüştürebildi mi sorusu karşımızda duruyor. Bu sözün karşılığını bulması için çalışılması gerekli.

Taksim’de Gezi Parkı merdivenlerinde, Kuğulupark, Kızılay, Tuzluçayır, Alsancak, Gündoğdu ve bütün alanlarda, sokaklarda barikat ardında ayağa kalkıp bir an için kendilerini ‘bütün mümkünlerin kıyısında’ hissedenler, bir an için de olsa olabileceğini görmüşlerdi. Mesele parlama anının kıvılcımından doğan hareketi bıkmadan, usanmadan sabırla harlamak. Çok çalışmalıyız.