Gezi ‘kalkışması’: Umudunuz kursağınızda kalmasın!
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Gezi mükemmeldi. Bu kadar milyon insanın bu kadar baskı altında bu kadar uzun zaman boyunca sıradan bir derbi maçındaki kadar olsun ‘arıza’ çıkarmaması, hem birbirine, hem dışarı karşı nezaketi elden bırakmaması inanılmazdı

"Bir düşünce için ölmek" kulağa pek de fena gelmiyor. Ama senin yerine neden düşünce ölmesin?
Percy Wyndham Lewis

“Gönül ister ki bilgisayarlarımızı camdan aşağı atalım ve sokaklara dökülelim. Koşarken büyüyelim, parlamento binasını caz kulübe, cumhurbaşkanlığı köşkünü türkü evine çevirelim. Anayasamız Tembellik Hakkı, karakollar meyhane olsun. Sınırları yıkalım, bayrakları yakalım. Bob Dylan şarkılarıyla uyanıp Neşet Ertaş türküleriyle yatalım. Dans eden kölesiz efendiler olalım.

İmkansızı istemeye hiçbir itirazım yok. Ama imkansızı gerçek diye yutturma romantizmi Joan Baez eşliğinde karanlıkta çakmak sallayanların olsun. Ben etkisiz bir solcu olarak yeterince uzun yıllar geçirdim. Karnım doydu.”

İki yıl önceki Gezi yazıma yine bu sayfada bu şekilde başlamışım. Elbette aynı fikirdeyim hala. Türkiyenin miladı Gezi’ydi. Türkiyenin birlikte yaşama konusundaki attığı en güzel adımlar Gezi’de oldu. Biraz da başka veçhelerinden bakalım bakalım.

Gezi pek çoğumuzun sinirini de bozdu. Nasıl ki 27 Haziran seçimleri olmasaydı 1 Kasım seçimlerine bu kadar üzülmeyecektik, hatta pek çok açıdan sevinecektik, Gezi hiç olmasaydı da bugünlere bu kadar üzülmeyecektik, şaşırmayacaktık.

En azından benim için böyle.

Gezi bütün Türkiye’yi sarstı. Malum çevreleri korkuttu. Halkın bir kısmını ürküttü. Bir kısmını umutlandırdı, sevindirdi. 70 milyonu derinden etkiledi. Dünyanın da ciddi bir bölümü kayıtsız kalamadı. Bir kısmını yanılttı. İki ağaç tek başına nelere yol açabilirmiş herkese gösterdi.

Gezi kötü şeyler de yaptı. Misal, bir grup ‘yardımcı oyuncu’ kendisini pek önemsedi. Orada olup biteni kavrayamadı. “Orantısız zeka” muhabbetinin suyunu çıkararak tuttuğuna teşhis koyan arızalı pedagoglar gibi önüne gelene gerizekalı kendisine ‘gezizekalı’ diyen sayıda az ama sesi çok çıkan insanlar peydah oldu. (Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla, önce HDP ile AKP anlaştı diye muhabbet çıkarıp sonra CHP’nin AKP’nin önünü açmasına destek veren ekibin kahir ekseriyetinin bu gruptan olması enteresan tabii.)

Her şeyi mizah konusu yapınca gülünecek bi durum kalmıyor tabii. Gülmek, dalga geçmek, sarkastik olmak iktisatlı kullanılması gereken bütçelerken konu ne hallere geldi. Bazıları benim dahi sinirimi bozdu. Eline sprey boyayı alan, tuttuğu cümleyi deviren, döşenmeye başladı misal: #ŞiirSokakta’ymış. Hayır kardeşim duvarlarımı kirletmeyin. Bi zahmet #ŞiirKitaptaGüzel. Sokağa çıkacaksa da böyle çıkmasın. Sokağa slogan yazmak bir kıymettir, şiir daha büyük bir kıymettir, ayağa düşürmeyin n’olur.

Hem bunlar, bütün bir sebepsiz sarkazm, zaten ürkmüş olan bir kısım muhafazakarın daha da ürkmesinden başka bir işe de yaramadı.

Tabii en fenası şu oldu: Gezi’nin ardından geçen yıllarda pek güzel bir şey olmadı. Herşey büyük bir sür’atle kötüleşti. Memleket otoriterleşti, totaliterleşti. Yanıbaşımızdaki savaş azdı, terbiyesizleşti ve dahi bize sıçradı. Kıyılara çocuk bedenleri vurmaya başladı. Çevremiz ölmekten kaçarken düştükleri Türkiye’den kaçmaya çalışan yığınlarla doldu. Güneydoğu’daki savaş ‘90’ları aratır oldu, Kürtlerle barışma şansı iyice azaldı.

Herkesin umudu kursağında kaldı.

Ha, böyle oldu de Gezi bir işe yaramadı mı?

Hiç olur mu? Gezi, dünya tarihinin en önemli bir kaç “kalkışmasından” birisidir. Gezi, LeGuin’den devşiririsek, bize devirmekle devrim olamayacağını, devrim yapamayacağımızı, devrim olabileceğimizi, devrim olmamız gerektiğini öğretti. Bir çok ortodoks solcu devrimlerin yeni devirecek sistemler kuracağını fark etti. Problemin devrim yapmaktan geçmediğini, gerekenin dans edilebilecek, beraber yaşanacak sokaklar olduğunu gösterdi. Bir yığın ‘sıradan insan’ profesyonel devrimci gibi davrandı, gücünü fark etti.

Aslında bir çeşit, “devrimi olması gereken yere, halka indirdi”

Gezi mükemmeldi. Bu kadar milyon insanın bu kadar baskı altında bu kadar uzun zaman boyunca sıradan bir derbi maçındaki kadar olsun ‘arıza’ çıkarmaması, hem birbirine, hem dışarı karşı nezaketi elden bırakmaması inanılmazdı. Ya kaybettiğimiz kardeşlerimizin çocuklarımızın aileleri? Hepsi mi bu kadar vakur, bu kadar onurlu, bu kadar doğru olur?

Hepsinden önemlisi devletin, otoritenin karizması çizildi. Zaten devlet o yüzden daha da ceberrutlaştı. Bir çok insan devletin aslında ne işe yara(ma)dığını gördü.

Medya, bir daha karizmasını toparlayamayacak şekilde şebekleşti. Sağcılar daha dürüst olmak zorunda kaldı.

Bugün her şey çok kötü gibi görünüyor ya, bunun tek sebebi var. Gezi, parlamentodaki, günlük siyasetteki karşılığını bulamadı. Muhalefet ehliyetsiz kişilerin elinde. Tek bir örgütlülük, yeni bir bakış, yeni bir siyaset anlayışı, yeni bir parti ile her şey değişir. Bunun yığınla emaresi var ve bunu tek söyleyen ben değilim tabii. Yeter ki Gezi’yi kesintisiz şaka yapmak ve “diğerlerine” aptal demek gibi bir okumadan vazgeçilsin. Gezi’nin gerçek tanımı, yani “aklın yolunun bir olmadığı, akılların birlikte yaşaması gerektiği” hakettiği yeri bulsun. Hepimizin kölesiz efendiler olacağı günlerin yolu böylece aralanacaktır.

Bu hafta kadehimi Gezi zamanı Ahmet Misbah’ın, bezmiş, bitmiş bakışlarına, O zamanki başbakanın “sosyoloji mi öğretiyorsun” diye bağırırken kızı tarafından toplantıdan çıkarılmasına (ki aklıma hemen bir çadır yazısını getirdi: Marx, Althusser, Gramsci / Diren sosyoloji), İstanbul Büyükşehir’in barikat yapılamasın diye apar topar İnönü’den Beşiktaş’a kadar bütün kaldırım taşlarını söküp yerine beton dökmesine, Dijitürk’ün CNN Int’i kaldırıp CNN Asia koymasına, valinin gençlerle yaptığı toplantıdan gençlerin penguen gibi yürüyerek çıkmasına, annelere çocuklarınızı alın diye çağrılar yapılırken annelerin parka gelmesine (ve Twitter’dan anneannelere çağrıların başlaması), duvar yazılarını silen belediye işçisinin “Çok tatlısın Tayyeap” yazısını silerkenki müstehzi gülümsemesine, dünyadaki aktivist arkadaşlarımın kıskançlığı, şaşkınlığına, Gezi korolarına, Gezi perküsyon gruplarına, Gezi bostanına, Gezi kütüphanesine, TGB’lilerden sigara isteyip BDP’lilere veren gence kaldırıyorum. Ben bunları gördüm ya. Gözüm açık gitmez.