‘Gezi’nin kökü dışarıdaydı!
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Gezi sonrasında ortaya çıkan Haziran Hareketi’ni de Yunanistan ve İspanya’daki deneyimlere en azından şeklen ve kısmen benzetmek mümkün

Gezi’de başta gençler olmak üzere direnen herkes AKP iktidarının temsil ettiği kapitalist talan ve sömürü düzenine en azından “Yeter artık” dedi. Peki, AKP düzeni sadece bize özgü bir düzen miydi? Benzer düzenlere karşı dünyada neler olmuştu, kısa bir hatırlatma denemesi.
Reel sosyalizm ya da Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa sosyalizmleri 1989’dan beri yıkılmaya başladı. 20. yüzyıl, belki de “tarihin en kısa yüzyılı” kapanırken, sosyalizm deneyimlerinin bir türü de tarih sahnesinden çekildi. Buna “reel sosyalizmin sonu” ya da “sosyalizm deneyimlerinin bir türünün sonu” diyenlere neo liberal sağdan “hayır, sosyalizmin ta kendisinin sonu” hatta “tarihin sonu” gibi havalı, “süper” itirazlar geldi. Marksistleri ve sosyalistleri en çok da “tarihin sonu” itirazı, “tarihin sonu” gibi havalı saptamalar üzdü. Çünkü “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir” gibi cümlelere inanan Marksistler, bunun üzerine bir an için sınıf savaşlarının bittiğine, dolayısıyla da yenildikleri duygusuna kapıldı. Zaten 12 Eylül Darbesi üzerinden 10 yıl bile geçmemişti ve moraller bozuktu. Herkes ülkede ve de dünyada tarihin sonunun geldiğini vazetmeye başladı. (Sovyetler Birliği ülkelerinde intihar edenler falan oldu, bunlardan hiç söz etmeyelim.)

Seattle’da başlayan isyan sürüyor
Ancak, “sosyalizmin ta kendisinin öldüğü” ve tarihin sonunun geldiği furyasına katılanlar daha zaferin tam tadını çıkaramamışken, tam da zaferin en güçlü kalesinde patlak veren bir isyan tarihin kaldığı yerden devam ettiğini gösterdi. Tarih sadece 10 yıl ara vermişti. Yeni bir yüzyıla, 2000 yılına girmeden daha, ABD’nin en büyük 10 şehrinden biri olan Seattle’da kapitalizme karşı tarihin büyük gösterilerinden biri oldu. Kendiliğinden ortaya çıkan, gençlerin başını çektiği “isyan” en çok da tarihin sonuna geldiğimizi ve sosyalizmin yenildiğini söyleyenleri şaşırttı.
Evet, 1999’un sonunda Seattle’da başlayan isyan sürüyor. Tunus’tan Yunanistan’a, İsviçre’den Panama’ya, Romanya’dan G.Kore’ye, Ekvator’dan Hindistan’a, İngiltere’den Bangladeş’e, Fransa’dan Meksika’ya, Almanya’dan Türkiye’ye kadar dünyanın her yerinde yüz binlerce insan kitlesel gösterilerle, protesto, işgal ve çatışmalarla daha iyi bir dünya taleplerini dile getiriyorlar, kapitalizme öfkelerini haykırıyorlar. Onlar sayesinde artık tekrar başka bir dünyanın mümkün olduğuna, “kapitalizmin öldürdüğüne” inanmaya başladık. Daha doğrusu başta gençler olmak üzere insanlık, başka bir dünyanın mümkün olmadığı, kapitalizmin kader olduğu yalanına inanmıyor. Sosyalizmin güneş tutulması sadece 10 yıl sürdü.
İşte, Türkiye’yi sarsan Gezi Direnişi’nin dayandığı tarihsel ve güncel mirasın ne olduğuna bakılırken bence öncelikle bunları hatırlamamız gerekiyor.

Sokak ve sendika birleşiyor
Kendiliğinden ortaya çıkan ve belli bir iktidar perspektifi olmayan kitlesel muhalefet hareketleri özellikle dünya son ekonomik krizi sonrasında karakter değiştirdi ve iktidar hedefi de olan siyasal hareketler haline geldi. Özellikle Yunanistan ve İspanya başta olmak üzere Avrupa’da etkili olan bu hareketlerin yine bu iki ülke başta olmak üzere her yerde etkili olduğunu görüyoruz. Avrupa’da ekonomik kriz sonrası sokağa çıkan muhalefetin, ya kendi yeni partisini kurduğu ya da zaten yeni arayışlara açık olan sosyalist partiler etrafında toplandığı görülmekte. Yunanistan’da sokak hareketi var olan sosyalist grup ve partileri bir araya getirip onları iktidarı alacak kadar büyütürken, İspanya’daki Podemos (öfkeliler) gibi kendi siyasal oluşumunu kurdu.
Yine özellikle Almanya ve Fransa’da reel sosyalizmin yıkılmasının ardından başlatılan “sosyalizm yeniden” arayışları neticesinde kurulan Sol Parti deneyimleri, Avrupa Sol Parti platformunun da asıl formuna sokak muhalefetleri sonucu kavuştuğunu söylemek gerekir. Yeni arayışlar ve sokak muhalefeti, Avrupa solunun parlamentarizm, sendikalizm, sosyal demokrasi ya da “sokak eylemciliği” gibi ayrı mecralarda akan, birbirini kesmeyen odaklarını birleştirdi. Bu odaklar en azından birbirine tahammül etmeyi öğrendi.

Tahammül etmek
Gezi Direnişi’nin sonrasında ortaya çıkan Haziran Hareketi’ni de hem Yunanistan hem de İspanya’daki deneyimlere en azından şeklen ve kısmen benzetmek mümkün. Yunanistan’ı var olan hareketleri ve partileri bir araya getirmesi açısından andırıyor, İspanya’yı ise, direniş sonrası ortaya çıkan bir oluşum olması açısından çağrıştırıyor. Oldukça cılız görülen bu hareketin sonu umarım her ikisine benzer.
İnsanlık tarihinde belki de gençler ilk kez yaşlılardan daha çok şey biliyor, daha çok şey yapıyor. Gelişen yeni teknolojiler bunu sağladı. Son 15 yılın bütün sokak hareketleri ve kitlesel direnişlerin omurgasını gençler oluşturuyor. Her ne kadar zaten hep sokak hareketlerinin omurgası gençlerden oluşuyor diye inansak da, siyasal örgütlerin veya partilerin omurgasını hep “ihtiyarlar” oluşturdu. Son dönemde ise, sokak hareketi ve direnişlerin her şeyini sadece gençler oluşturuyor.

Berkin 14 Alexis 15 yaşında
Gençlerin siyasetle uğraşmadığı, gençlerin direnmediği, gençlerin bilgisiz olduğu sadece ve sadece ihtiyarlık palavraları olarak görülmeli. Gençler, bir yüzyılın bittiğini ve yeni yüzyılın bilgisinin de eyleminin de değiştiğini herkese gösteriyor. Elbette gençler dünyayı değiştirirken ihtiyarlar bunu yorumlamakla yetinebilirler ama çok iyi bildiğimiz gibi “aslolan dünyayı değiştirmektir…” Bütün dünyada sokak hareketlerini başlatanlar da yürütenler de gençlerden oluşuyor. Sokak hareketlerinin ortaya çıkardığı iktidarların ya da siyasal odakların yöneticileri de gençler.
Yunanistan Başbakanı Çipras hala öğrenci derneği başkanı gibi görülüyor, İspanya Podemos lideri gele gele sadece 36 yaşına gelebildi!
Bunları, gençlik iksirini yüceltmek için değil, gençlerin ilk kez tarihte yaşlılardan daha iyi bildikleri şeylerin olduğunu, hem de çok olduğunu söylemek için yazıyorum. Hem “elbet bir bildiği var bu çocukların/ kolay değil öyle genç yaşta ölmek…”

Bizim çocuklar başardı
Avrupa’yı ve dünyayı sarsan 68’den geriye ne kaldıysa 2000’li yılların direnişlerinden de çok şey kalacak. 68 bir burjuva gençlik hareketiydi, ne kaldı ki zaten ondan demek mümkün. Ancak, siz yine de tarihin süreklilik arz ettiğini, devrimci kopuşların belli bir olgunluktan sonra ortaya çıktığını unutmayın.
Evet, Gezi Direnişi’nin kökü dışarıdaydı. İyi ki dışarıdaydı, çünkü sermayenin kökü nasıl dışarıdaysa, işçi hareketinin, direniş hareketinin kökü de dışarıda olmalı. Küresel sermaye ve tahakküme karşı küresel direniş, küresel sömürüye karşı küresel dayanışma!
Bunu en çok Yunanistan’da Syriza iktidara gelince “Bizim çocuklar başardı” diye manşet atan bu gazetenin okurları bilir. Hem biz ne diyorduk: Her yer direniş, her yer Taksim! Evet, bütün dünya Taksim, bütün dünya direniş!