“Gıda Krizi” ve Türkiye
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Gıda fiyatlarının son yıllarda hızla artması, milyonlarca yoksul tüketiciyi açlığa sürüklemektedir...
Gıda fiyatlarının son yıllarda hızla artması, milyonlarca yoksul tüketiciyi açlığa sürüklemektedir. Bu konuyu iki hafta önce bu köşede tartışmaya başladık ve şu soruları sorduk: “Uluslararası gıda fiyatlarının tırmanması iç fiyatlara nasıl, ne kadar yansıyor? Artan dünya fiyatları çiftçileri ihya ediyor mu?”

Bugün bu soruları, Türkiye ile bağlantı kurarak tartışalım: Uluslararası gıda fiyatlarındaki artış Türkiye’deki tüketici ve çiftçilere hangi oranlarda yansımıştır?

Aşağıdaki tabloda 2005=100 kabul edilerek fiyatlardaki değişme oranları (endeksler) gösteriliyor. İlk üç sütunda gıda ürünlerinin tümünü kapsayan fiyat hareketleri veriliyor. Son üç sütunda ise “gıda sepeti”nin önemli  bir öğesi olan buğdayın uluslararası fiyatları, çiftçinin eline geçen fiyatlarla karşılaştırılıyor.

***

Gıdadan başlayalım. İlk sütun, uluslararası  ticarette dolarlı gıda fiyatlarından oluşan bir endekstir. 2009’daki düşmeye rağmen fiyatlar artış eğilimi göstermekte; Ağustos 2011’de 2005 düzeyini yüzde 82 oranında aşmaktadır.             Gıda tüketimini  önemli ölçülerde ithalattan sağlayan ülkelerde, dünya fiyatlarının iç piyasaya yansıması aç insanları artıracaktır. Özellikle hububatta (buğday, mısır, pirinçte) ithalata bağımlı olan  Mısır, Fas, Tunus, Sri Lanka, Haiti, Kosta Rika   gibi ülkelerde, siyah Afrika’da dünya fiyatlarındaki artış toplumsal gerilimleri tırmandırmıştır.

Ülkemiz gıda tüketiminde bu boyutta bir dış bağımlılık içinde değildir. “Türkiye’de gıda tüketimi tamamen ithalattan karşılansaydı gıda fiyatları nasıl seyrederdi?” Sütun 2’deki “ithalat maliyeti endeksi”, (2005-2011 arasındaki dolar kurlarını uygulayarak) bu soruyu yanıtlıyor ve olası fiyatları TL cinsinden gösteriyor. Sütun 3 ise TÜFE verilerinde yer alan gerçek gıda fiyat hareketlerini gösteriyor.

Görülüyor ki, uluslararası fiyatlar düşerken dahi Türkiye fiyatları yükselmekte; buna rağmen altı yıllık artış (%65) dünya fiyatlarının (%82’nin) gerisinde kalmaktadır. Öte yandan, gerçek fiyatlar her dönemde farazi ithal maliyetinin altında seyretmektedir. Ağustos 2011’e gelindiğinde ithal maliyetinden türetilen gıda fiyatlarındaki artış (yüzde 117 ile), gerçek gıda enflasyonunun çok üstündedir. İkinci ve üçüncü sütunlar arasındaki fark, Türkiye’de gıda tüketiminin tamamen ithalat yerine büyük ölçüde yerli üretimle karşılanmasının sonucunu göstermektedr.

Gıda hükümranlığı  bu yüzden önemlidir. Son yıllarda Türkiye’nin ayçiçeği, soya, mısır, mercimek, susam, pirinçte artan boyutlarda ithalatçı duruma gelmesi bu nedenlerle  kayıtsızlıkla karşılanmamalıdır.            Gıda giderlerinin dünya fiyatlarının gerisinde seyretmesi sevindiricidir. Ne var ki, TÜFE endeksinin içinde “gıda” grubu 2005-2010 arasında genel enflasyon hızını 10 puan aşmıştır ve bu olguya sözü edilen tarım ürünleri ithalatı katkı yapmıştır.

***

Şimdi de çiftçinin eline geçen fiyatları, buğday  üzerinde odaklanarak gözden geçirelim.

Türkiye’de buğdayda dış ticaret önemli bir boyut taşımaz. Kötü mahsul yıllarında tüketimin yüzde 10-15’i ithalatla karşılanır; ayrıca her yıl 1-2 milyon ton un ihraç edilir.

Tabloda sütun 4, uluslararası  buğday fiyatlarının 2005-Ağustos 2011 arasındaki seyrini vermektedir:  2008’e kadar gerçekleşen çok yüksek (yüzde 114 oranındaki) artış, 2009-2010’da kısmen tersine dönmekte; ancak fiyatlar hâlâ 2005’in üzerinde kalmaktadır. 2011’deki yeni sıçrama, “gıda krizi” söylemlerine tekrar yol açmaktadır.

Türkiye’de buğday üreticisi bu furyadan nasıl etkilendi? Sütun 5, çiftçinin eline geçen fiyat hareketlerini dolar  cinsinden ifade ediyor. Son sütun ise, nominal fiyat hareketlerini 2005 fiyatlarına dönüştürerek enflasyondan arındırıyor.  Fiyatların sabitlenmesinde, TÜFE endeksi değil, çiftçiler bakımından önem taşıyan maliyet öğelerini yansıtan üretici fiyatları kullanılmıştır.

Çiftçinin eline geçen fiyatlar 2005-2008 arasında dolar cinsinden yüzde 64 oranında yükselmiştir. Böylece dünya fiyatlarının artışı, Türkiye çiftçisine kabaca dörtte üç oranında yansımıştır. Sonraki iki yılda Türkiye fiyatları, dünya fiyatlarını çok daha düşük bir tempoyla izlemiş; dünya fiyatlarının tırmandığı 2011’de ise dolar cinsinden TMO fiyatı düşmüştür.

Anadolu’nun buğday üreticileri, uluslararası piyasalara ulaşma imkânından  yoksun oldukları için, dolarlı fiyatlarla fazla ilgilenmezler; buğday fiyatlarıyla girdi maliyetleri arasındaki makasın seyrini ise yakından izlerler. Tablonun son sütunu gösteriyor ki fiyat/maliyet makası  2005-2008’de yüzde 24 oranında çiftçi lehine kapanmıştır. 2009’da uluslararası buğday fiyatlarında, büyük ölçüde spekülatif etkenlerden kaynaklanan (%31 oranındaki) düşme ise, Türkiye çiftçilerinin fiyat/maliyet makasını da aynı doğrultuda, ancak daha sınırlı boyutta (%16 oranında)  bozmuştur. Reel buğday fiyatı sonraki iki yılda fazla değişmemiştir.

Kısacası, uluslararası buğday fiyatlarındaki artışlar, Türkiye çiftçilerini etkilemiştir; ancak ihya edecek boyutlarda değil…

***

Tarım ürünlerinin uluslararası piyasalardaki hareketlerinde dev ticaret sermayesi ile spekülatif finans kapital belirleyicidir. Bu büyük oyuncuların üreticileri ve tüketicileri teslim alması, ancak etkili devlet politikalarıyla önlenebilir.

Ülkemizde gıda tüketiminde ithalatın  sınırlı kalması; özellikle hububat üretiminin büyük ölçüde iç pazara yönelmesi, Türkiye’yi gıda krizinin etkilerinden şimdilik yalıtabilmektedir. Ekmek ve buğday fiyatlarında istikrar, parlamenter rejim sayesinde siyasî iktidarlar, egemen sınıflar için büyük önem taşır. Tarımda neoliberal modele teslimiyet bu yüzden  frenlenmekte; gıda krizinin Türkiye’ye yansıması sınırlı kalmaktadır.

           
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız