Gizli kalmış bir öykü
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT
Uzun yıllardır öykü yazıyorum. Bu topraklarda
Uzun yıllardır öykü yazıyorum. Bu topraklarda öykü konusu bulmak zor değil. Yaşadığımız her gün "öykülük''. Öykü yazmak, tam da bu yüzden zor galiba. Bu karmaşayı bir kez daha düşünmeme neden olan, Burdur’dan emekli öğretmen ve eski Eğitim Sen yöneticisi Yusuf Akça. Bugüne kadar gizli kalmış bir öyküyü Akça’dan dinledik:

Birkaç yıl önce, Burdur’da özel bir okulda şeriatçı çağrılar yapılan gizli bir toplantı yapılıyor. Militanlara yönelik, okul personelinin de katıldığı ‘ders’ niteliğindeki bu toplantı kayıt altına alınıyor. Daha sonra bu kayıtlar CD’lere aktarılıyor. CD’leri, Yusuf Akça’nın tanıdığı, Milli Eğitim’den bazı kişiler de elde ediyor ve Akça’yı arayarak durumdan haberdar ediyorlar. Bunun üzerine Yusuf Akça, Eğitim Sen Genel Merkezi’ni arayarak, bir televizyon kanalıyla temasa geçilmesini ve görüntülerin orada yayımlanması için uğraşılmasını istiyor.

Sendikanın devreye girmesiyle o zaman bir kanalın haber genel yayın yönetmeni olan ünlü bir televizyoncu, görüntüleri yayımlama sözü veriyor.

Birkaç saat sonra Akça, İstanbul’da yapılacak KESK kongresine katılmak üzere trenle İstanbul’a doğru yola çıkıyor. Ama tren Afyon’da polisler tarafından durduruluyor. Kompartımana giren polisler Yusuf Akça’yı soruyorlar. "Benim'' diyen Akça, eşyalarıyla birlikte apar topar aşağıya indiriliyor. Polisler, Akça’nın eşyalarını bir yandan didik didik ararken, bir yandan da, "CD’ler nerede, CD’leri ne yaptın'' diye soruyorlar. Akça, "Hayrola ne CD’si'' diyor ama yanıt alamıyor. Akça’nın Burdur’dan tanıdığı iki sivil polis de aramayı yapanların içinde.

Aramadan sonuç alınamayınca, 20 dakika bekletilen trene Akça’nın binmesine izin veriliyor. Yusuf öğretmen, polislerin kompartımana kadar gelip, "Bir yanlışlık oldu, Yusuf Akça’yı yanlışlıkla indirdik'' dememeleri durumunda trene binmeyeceğini ve bu işin peşini bırakmayacağını söylüyor. Polisler de bu isteği yerine getiriyorlar. Yusuf Akça Burdur’a döndükten sonra arkadaşlarını tekrar arıyor ve CD’yi istiyor. Ancak bu kez kendisine haber veren iki kişi, "Ne CD’si, bizde CD filan yok'' diyor. Akça ne kadar uğraşsa da kayıtları ortaya çıkaramıyor.

Akça’yı onlarca kez aratan ünlü televizyoncu da çok istediği halde haberi "atlıyor''.

"İlin Milli Eğitim Müdürü’ne ne oldu?'' diye soruyoruz Akça’ya:

"Bir şey olmadı, bir süre daha çalıştı sonra AKP iktidara gelince sürgüne gönderildi. Sürgün edilince Eğitim Sen’i hatırladı ve sendikaya yöneldi. Şimdi keskin solcu.''

Tüm bunları niye anlattım? İçinde yok yok. Baksanıza yıllar geçmiş ama pek bir şey değişmemiş. Telefon dinleme mi ararsın, hay hay, âlâsı yapılıyor, asıl suçluları bırakıp suçu ortaya çıkaranların peşine düşülmesini mi istersin, o da bulunur, özel okullara yönelik kayırmacı tutum mu ararsın, ondan da mevcut.

Ama AB yolundaki Türkiye’de devletin tutumu biraz değişmiş! Baksanıza Malatya’ya, artık rezalet görüntüleri televizyonlara ulaşana kadar "operasyon'' düzenlenmiyor en azından.

Yine de belli olmaz. Bu olayı, telefonda bir arkadaşıma anlattım. Bu vesileyle ilgililere seslenmek istiyorum. Lütfen yolumu kesmeyin, vallahi CD’ler bende de yok!

Muhbirlik
Eğitim sayfamızın bu yılki ihtiyacını karşılamak üzere en az 4 muhbir çocuk alınacaktır. Mülakata katılacaklarda şu koşullar aranacaktır:

» Cami kenarlarına bırakılmış olanların, buralarda bekledikleri süre içinde imam hakkında bilgi toplayabilmiş olmaları;

» İki yaşından küçük muhbir adaylarının, ağlamaları sırasında çıkaracakları seslerle, en az bir sayfalık metni şifreli mesaj şeklinde bildirebilme yeteneği;

» Kulaktan kulağa oyununda sonuncu olup da doğru sözü aktarmış olduklarına ilişkin üç referans mektubu;

» Aile yanından gelerek görev alacak çocukların, misafirliğe gidildiğinde söyledikleriyle babalarını rezil ettiklerine ilişkin en az bir video kaydı.

Özgeçmişlerin, [email protected] adresine gönderilmesi rica olunur. Başvurular kesinlikle gizli tutulacaktır.

Saylan’dan düzeltme
Geçen haftaki sayfamızda, yatılı okullarla ilgili haber ve yorumlarımız, çok sayıda okurdan ilgi gördü.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Türkan Saylan, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) ve Pansiyonlu İlköğretim Okulları’nda (PİO) okuyan öğrencilerin sayısında yaptığımız hatayı fark ederek bizi uyardı. Verdiğimiz rakamlar düşük kalmış, bilgileri düzeltelim: Türkiye’de 300 YİBO, 281 PİO var ve buralarda yaklaşık 172 bin öğrenci öğrenim görüyor.

Sevgili hocamız, haberin bu verilerle daha da çarpıcı duruma geldiğini de ekledi. Teşekkür ediyoruz.