Göç savaşları
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
Hafta içinde Metro gazetesinde küçük bir haber geçildi. İnternetten arayıp teyit etmek istedim ama pek bir şey bulamadım. Hâlâ da emin

Hafta içinde Metro gazetesinde küçük bir haber geçildi. İnternetten arayıp teyit etmek istedim ama pek bir şey bulamadım. Hâlâ da emin değilim olaydan ve detaylarını  da bilmiyorum. Ancak epeydir kafamı kurcalayan göç kontrol meselesinin nereye varabileceğini gösteren bir olay.
Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika arasındaki sınır uzun zamandır göç kontrol politikalarına laboratuvar vazifesi veriyor. İsrail’in Filistinlileri kendi toprağında hapsetmek için inşa ettiği duvarlar gibi göç duvarları inşa edildi. Gönüllü Amerikalılardan milis kuvvetleri oluşturuldu. Ancak Meksikalılar hâlâ krizle yere serilmiş de olsa ABD’ye göç ediyorlar.
Salı günü, San Diego şehri yakınlarındaki Isidoro sınır kapısına Meksikalı göçmenler saldırmış ve çatışma çıkmış. ABD sınır görevlileri de ateşle karşılık verererek dört kişiyi yaralamış ve 70 kişiyi tutuklamışlar. 3 van dolusu 70 Meksikalı sınır kapısını hızla geçerek ABD’ye girmeyi hedeflemişler. Başka türlü göç etmenin mümkün olmadığı ortamda fena düşünülmemiş bir strateji.
İki ülke arasındaki kaçak göç hacminin büyüklüğü düşünülünce 70 yerine 7 bin ya da 70 bin de olabilirlerdi. Ve olsalar ne olur acaba demekten kendimi alamıyorum. Dünyanın zengin biraderleri bu göç kontrol meselesine takmış durumdalar. Amerika’nın Meksika sınırına yaptığı yatırımla herhalde bir kaç küçük Afrika ülkesini zengin edebilirdik. Acaba bu tarz olaylar artarsa, devletler göçmen terörü ya da göçmen terörizmi kavramını geliştirip sınırları daha da silahlandıracaklar mı? Buna karşı çıkacak ülkeler olacak mı? Örneğin en çok göç veren ülkeler en çok göç alan ülkelere karşı cephe alabilir mi? Ve hatta -sıcak veya soğuk- göç savaşları çıkabilir mi? Bu fantastik sorular çoğaltılabilir.
Benim bu konudaki önerim sınırların kaldırılması yönünde. Her ne pahasına olursa olsun. Zaten kontrol çabalarının bir sonuç getirmediği de ortada. İnsanları yasadışı ve yasal diye iki gruba ayırmak hem ayıp hem de adaletsiz.
Arada bu yasal olmayan insanlarla ilgili ilginç şeyler de duyuyor ve keyifleniyorum. Örneğin Barones Scotland, yanında çalışma izni olmayan Tongalı bir hizmetli çalıştırdığı için geçtiğimiz hafta 5000 Sterlin para cezasına çarptırıldı. Barones, İngiltere’nin cumhuriyet başsavcısı diyebileceğimiz kişisi. Ve daha da önemlisi kaçak göçmen işçi çalıştıran işyerlerinin cezalandırılması ve kamuoyunda ilan ve teşhir edilmesini öngören yasanın da mimarı. Şimdi hep beraber bekliyoruz bu teşhir edilme anını.
Muhafazakârlar ve Liberal Demokratlar hemen saldırıya geçip Barones’in istifa etmesi gerektiğini dile getirirken, Gordon Brown hiç vakit kaybetmeden Barones’e arka çıktı. Bazı İşçi Partili kabine üyeleri ise durumun abartıldığını söyledi. Hatta bir tanesi Barones’in istifasını istemenin bir takım belgelerini kaybettiğinin farkında olmadığı için birinin işten çıkarılmasına benzediğini bile iddia etti. Ufak bir farkı gözardı ederek tabii: O belgelerini kaybeden işçi kanunları da yapmıyor.
Tongalı kadın ise kocasıyla birlikte önce tutuklandı sonra kefaletle serbest bırakıldı.  İşe alınma ve atılma hikayesini de hali hazırda bir medya grubuna satmış durumda. Bu işin bu kadar medyatik olmasının belki de en iyi yanı bu. Göçmenlerin hikâyeleri de para edebiliyor.
Geçtiğimiz beş yıldaki seçimlerde listenin tepesinde yer alan ve bütün partilerin hangimiz daha acımasızız yarışına girdiği göç meselesi önümüzdeki seçimlerde o kadar önemli bir yer tutmayacağa benziyor. Bunun arkasındaki en önemli neden ise ekonomik kriz. Parti kongreleri başladı. Sırasıyla Gordon Brown, Cameron ve Clegg hedeflerini açıklayıp ulusun kalbini çalmaya çalışacaklar. Gelecek hafta bu konuda daha net bir tablo ortaya çıkmış olacak.
Siyaset yorumcuları ve kamuoyu yoklayıcılar gece gündüz çalışıyorlar acaba ne olacak seçimlerde sorusu üzerine. Liderlerin olası etkileyici ve karizmatik konuşmalarının belirleyici olacağını ileri sürenler var. İşçi Partisi içinde yine bir liderlik krizi var. Bu yüzden partinin seçimi kazanma olasılığının olmadığını düşünenler var. Bunları haftaya bırakalım.
İyi pazarlar ve bol şanslar.