Gölgelerimizden korkuyorlar
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Ele geçmeyen, evcilleştirilemeyen gölgelerimizden korkuyorlar. Sahnelenen oyunu gölgeler bozabilir ancak. Betonu kırın, altından gölgenin kudreti çıkacak, korkmayın. Onlar korksun!

Gölgeleri seviyorum. Biçimi ışığa ve devinime bağlı olarak değişen yeryüzündeki yansılarımız. Bizi yeryüzüne bağlayan ve hareket ettikçe biçim değiştiren uzantılarımız. Ama yeryüzünü, doğayı yitirince gölgelerimizi de yitirdik; tersi de doğru. Birden karşımıza çıktıklarında korkuyoruz şimdi. İnternette dolaşan bir videoda sevimli mi sevimli küçük bir kız çocuğunun gölgesinden korkması ve kaçmaya çalışıp kaçamaması bizi güldürüyor. Kendi hâlimize gülüyoruz. Yitirdiğimizi sandığımız doğa birden karşımıza çıkabiliyor. Bedenin tuhaf, acayip uzantısı. Acayip ve ucube. Ele geçmez, göçebe, ucube gölgeler olarak yeryüzünde dolaşırken gölgemizi konturların içine kapattılar, yakalandık; kalıplara sokulduk ve raflara kaldırıldık. O zamandan beri sürekli form değiştiren ve ele geçmeyen bir varoluş biçimi olarak gölge tedirgin ediyor bizi. Uygarlık tarihi, gölgenin ele geçirilmesi ve personalara/kişiliklere dönüştürülmesidir. Ve bu tarih, resmin tarihiyle örtüşüyor.

Psikologlar deney amacıyla, Afrika’nın ücra köşesindeki bir halka, konusu üç kişi arasında geçen siyah beyaz bir film izletirler. Yerliler filmdeki kişiliklere değil, sadece ağaçların arasında gezinen ışık ve gölge oyunlarına odaklanmışlardır. Oysa “Bizim algılarımız kişilere göre belirleniyor” diyor Foucault ve ekliyor: “Gözlerimiz bir şartlanmışlık içinde, gelip giden, ortaya çıkan ve kaybolan kişileri arıyor.” Uygarlaştıkça bizi doğaya bağlayan gölgemizi yitirmiş ve sadece nitelikleriyle ayırt edebildiğimiz, tanıyıp adlandırdığımız personalar kalmıştır geriye. Gölge, bizi uygarlık ve kişilik öncesine götürüyor, üzerinde konuşmak istemediğimiz, unutmaya çalıştığımız doğal duruma. Ve işin tuhafı, 40 bin yıl öncesine dayanan resmin tarihi de gölgenin kontur içine kapatılmasıyla başlamıştır.

İnsanın resim yapma serüveni Üst Paleolitik dönemde başladı. Keşfedilen resimli mağaraların en eskisi Fransa’daki Chauvet Mağarası. Bernard David, Üst Paleolitik dönemde yaşayan avcı toplayıcıların, mağaraların derin kısımlarına yaptıkları usta işi resimlerin gizemini nasıl çözdüğünü, ‘İnsanlığın En Eski Muamması’ başlıklı kitabında anlatıyor (Can Yayınları, 2013). Hiçbir hava akımının olmadığı, kandillerle aydınlatılmış bir ortamda, duvarların pürüzlü olmasına rağmen, mükemmel düzgün çizgiler çizerek hayvan figürleri yapan bu insanlar usta bir ressam olamazlardı. Bu resimlerin ancak mağara duvarına yansıtılan kilden ya da fildişinden hayvan heykelciklerinin gölgeleri etrafında kontur çizilerek elde edilebileceklerini deneyerek kanıtlamış. Çizilen resimlerin konturlarında, duvarların girinti çıkıntısına rağmen en küçük bir sapma olmaması, buna karşın hayvan figürlerinin üzerindeki göz ve kas çizgileri gibi ayrıntılarda hata yaptıklarının görülmesi, gölgelerin konturlarından yararlandıkları hipotezini güçlendiriyor. Doğanın tahakküm altına alınması ve evcilleştirilmesi, gölgenin ele geçirilmesiyle başlamıştır. Doğanın gölgelerini yakalayıp bir yüzeyde sabitlemeyi ve kontrol etmeyi öğrenen insan, kendi gölgesini de kontur içine kapattığında yerleşik hayata geçmiş ve iktidara yakalanmıştır. Kapatılmış gölgelerin yüzeyinde evcilleşmenin işaretleri arttıkça personalar, maskeler çıktı ortaya. Gölge, beton yüzeyin altında kalmıştır.

Yaşlı Plinius da (İ.S. 23-79) resmin kökenlerini gölgeye dayanıyordu: “Resim bir insanın gölgesinin etrafına bir kontur çizilerek kopyasının bir yüzeye çıkarılmasıyla başlamıştır” diye yazıyor ‘Doğa Tarihi’ kitabında. Bedenin yeryüzündeki göçebe, ele geçmeyen varoluşunu, gölgeyi sınırların içine kapatarak kendimizi bir resme, yani personaya dönüştürdük. Şimdi gölgelerimizden, doğal kudretimizden yoksun, beton yüzeylerde personalar olarak poz veriyoruz kameralara, selfie’lerimizi paylaşıyoruz. Personalar: Beton yüzeyde oyunlar sahneleyen iktidarın, rolleri dağıtırken kullandığı maskeler. Ne kadar kötü bakarsanız bakın, ne kadar kötü çocuk gibi yaparsanız yapın, personalar korkutmuyor, kötü çocuk da repertuvarındaki bir maskedir çünkü. Ama ele geçmeyen, evcilleştirilemeyen gölgelerimizden korkuyorlar hâlâ. Sahnelenen oyunu gölgeler bozabilir ancak. Betonu kırın, altından gölgenin kudreti çıkacak, korkmayın. Onlar korksun!

golgelerimizden-korkuyorlar-300124-1.golgelerimizden-korkuyorlar-300125-1.