Görülen köy kılavuz istemez!..
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Yazma özgürlüğü gibi başka bir şans yok. BirGün, Türkiye’nin en demokrat gazetesi.
Yazmayı özlemişim. Nihayet birlikteyiz. 7 Haziran’da Mersin’de CHP birinci parti olmuştu. Bu kez 1 Kasım’da CHP’ye 4. milletvekilini kazandırdık.
Ülkenin aydınlık geleceği için çok çalıştım. Durmadım. Yorulmadım. Mersin’in Mahallesi, köyü, kasabası demeden dağını denizini dolaştım. Hemşerilerimle konuştum. Onları dinledim. Kucaklaştık. Söyleştik. Güvendiler. Oy verdiler. Ama Türkiye, Mersin’den farklı bir karar verdi. İnsanların söylediklerinden, düşündüklerinden çok şey çıkardım.
• • •
Zorunlu yapılan 1 Kasım seçimi herkesi şaşırtan bir şekilde gerçekleşti. Türkiye bir karar verdi. Sandıktan yeniden bilinen irade çıktı. Ancak bu sonuç, gerçekten bu ülke insanın arzuladığı durum muydu? Seçmen hangi nedenlerle 7 Haziran seçimlerini terse çevirdi?
Bu ve benzeri sorulara önümüzdeki günlerde cevap arayacağız. Mutlaka sosyolojik analizler yapılacak. Bir türlü gelişemeyen “Demokrasi kültürü” konuşulacak. İnsanların ekonomik çöküntüsünün üzerinde seçim vaatlerinin rolü araştırılacak.
Devletin baskısı, kamu görevlilerinin yandaşlığıyla ilgili çok şey söylenecek.
• • •
Örtülü ödeneğin, havuzlarda toplanan paralanın nasıl kullanıldığı, can ve malın nasıl tehdit edildiği, yalnızlaştırılmış bireyin baskı altındaki medya aracılıyla nasıl korkutulduğu anlatılacak, algı yönetimindeki başarının hikâyeleri konuşulacak.
Ve sonra, bundan ders çıkaran, bir sonraki seçimlere bu bilgiler ışığında hazırlanan ve yorulmadan o tarihe kadar kararlı çalışan partiler başarının yolunu bulacak.
• • •
Siyasette klasik bir söz kullanılır.
Bu söz daha çok, seçim başarısını elde edemeyen siyasetçilerin sığınağıdır: “Biz gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünüyoruz!”
Güzel!.. Olması gereken de budur.
Ancak düşündüklerinizin gelecek nesillere aktarılabilmesi için seçimi kazanmanız lazım.
Türkiye’de siyaset yapma şekli değişmediği, temel sorunların fark edilmediği ve çözüm önerilerinin gerçekçi olmadığı bir yerde insanları inandırmanız mümkün değil. Hele güvenilir kadrolarla halkın karşısına çıkamadığınız bir durumda seçimi kazanmanız hayal olur.
Mersin örneği bu nedenle önemli.
• • •
Siyasetçinin yetersizliği ya da bazılarının devleti kullanmakta ve halkı aldatmaktaki mahareti bilinirken sandık sonuçlarına saygı duymak zor olsa da demokrasiye inanç gereği katlanılması gereken bir durumdur.
• • •
Bilinmeli ki, yeni dönemde birçok sıkıntı bizi bekliyor. 13 yıldır tanıdığımız anlayış, seçimde bilinen yollarla 10 puan birden arttırmışsa onun “tevazu içinde” kalması beklenemez.
Aksine, “müthiş bir kibir ve görülmemiş bir narsis duruş” ülkenin üzerine çökecektir.
Demokrasinin askıya alındığı, belli bir iradenin müsaade ettiği kadar özgürlük ortamıyla oyalanan bir toplum haline geleceğiz.
Kaçak Sarayda alınan kararların göstermelik duruma düşürülmüş Meclis’te şeklen görüşüldüğü bir kanun devleti yönetimi izleyeceğiz. Tıpkı 2007 sonrası görülen haksız tutuklamalara, mesnetsiz davalara, adil olmayan yargılamalara şahit olacağız.
• • •
Yarından itibaren “fiilen değiştirdiklerini” söyledikleri ülke yönetiminin meşru olması için zorlama çabalar başlatılacak. Başta yürütme, yargı ve yasama erklerinin birleştirilmesi sağlanacak.
Özellikle yargı üzerindeki baskı artacak. Yargı için “tarafsızlık ve bağımsızlık”, devletin işleyişi, kurum ve kuruluşların görevleri ve yurttaşın eşit olduğu ilkesi tamamen askıya alınacak. Tüm bunların gerçekleşmesi adına her yol denenecektir.
Demokrasinin tümden askıya alınacağı açıktır.
Tehlike; bombalar patladıkça AKP’nin oy aldığı zannıdır. Bu nedenle zora girdikleri her yerde bombaların patlatılması ve insanların ölmesi söz konusu olacaktır.
• • •
Yaşayacağımız bu kara dönemde, şayet muhalefet partileri kendilerini gözden geçirmezse demokrasi, parlamenter demokratik sistem, hukuk devleti, eşit yurttaş, hak ve özgürlükler ve emek gibi yaşamın vazgeçilmez değerleri yok olacaktır.
Egemenlik haktan alınıp bir kişinin iradesine verilecektir.
7 Haziran sonrası Bahçeli’nin kendini ve MHP’yi başarısızlığa götürmesi, RTE ve AKP’ye verdiği destek yüzündendir.
Görülen o ki; maalesef Bahçeli oluşturulmak istenen “dikta rejiminin” payandası olmuştur.
Bu yüzden partiler kendine gelmeli. Yönetim kadrolarını ve siyaset yapma biçimlerini değiştirmelidir. Öncelikle “kimliklerini ve İdeolojilerini netleştirmeli”, örgüt yapıları işlevsel hale getirmelidir.
Muhalefetin değişmesi ve gerçek siyasetin yerleşmesi Türkiye’nin en acil sorunudur.
Güçlü ve iktidar alternatifi bir muhalefetle demokrasi ayakta kalır.
Aksi halde Türkiye 2023’te “Recepistan” olur.
Bunları düşünmek müneccimlik değildir.
Aklımızı kullanma zamanı geldi de geçiyor.