Görünmez mürekkep lekesi çıkar mı?!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Hollywood korku sinemasında 13 sayısıyla bir süredir açık açık karşılaşmıyoruz. Bir zamanlar mutlaka 13’e vurgu yapılan –13 kişi, plakadaki 13, oda numarasındaki 13, sayıların toplanmasıyla ortaya çıkan 13 vs.-  bazen isminde 13 sayısı geçen –Friday the 13th/13. Cuma gibi- filmlerden 13’ün hiç görünmediği korku filmlerine geçtik. Ama bu 13’ün ‘uğursuz sayı’ kimliğinden sıyrıldığı yeni bir rasyonalizm çağının işareti değil, göstermeden/açıkça söylemeden ifade etmenin sağladığı güçle ilgili yeni bir stratejinin ürünü: Doğrudan 13’e vurgu yapmak yerine etrafında dolaşılıyor; mesela filmdeki evin kapı numarasında bulunan rakamları topladığınızda artık 12 veya 14’e ulaşıyorsunuz, ama 13’ün tam da orada olduğunu biliyorsunuz.

Son zamanlarda Türkiye’de TV ekranlarını işgal eden iki reklam, Hollywood’un bu son dönem uygulamasını başarısızca da olsa taklit ederek güncel politikadan nemalanmanın yollarını arıyormuş gibi görünüyor. İlki, son yıllarda hızla yükselen bir yerli içecek firmasının ‘başkan’lı reklamı: Süper biyometrik tarama cihazlarınca onaylandıktan sonra girilebilen bir laboratuarın kapısında tanıdık bir kadın –Kurtlar Vadisi’nin ilk zamanlarındaki acımasız karakterlerden biri- “Başkan’ın portakal suyu hazırlansın!” diyor. Sonra Görevimiz Tehlike havasında bir ‘portakal toplama-sıkma- eskort eşliğinde transfer-kahvaltı sofrasındaki oğlan çocuğa servis operasyonu’na tanık oluyoruz.

Reklamın bir taşla katlettiği kuş sayısı epey yüksek: Öncelikle, firma belli ki ‘RTE’nin başkanlığı’ tartışmalarının yarattığı gündem rüzgarından faydalanmak istiyor. Böylece izleyici aklının aktüel bilgi alanıyla doğrudan ilişki kuruyor. İkincisi, bunu söz konusu başkanlık tartışmalarını olumlayarak, hatta bir ölçüde destekleyerek yapıyor. Böylece hem belli bir müşteri kitlesine –‘Türkiye/RTE usulü başkanlık’çılar- doğrudan hitap ediyor hem de ilgisiz ve kararsız bir kitleye Hollywood estetiğinin görsel kodları üzerinden “O olmazsa Amerikan sistemi de olur” demeye getiriyor. Ama ille de erkek çocuk üzerinden -eril gelecek sembolü, çünkü erkek milletin erkek ‘başgan’ı olur! Portakal suyunun son kullanıcıya ‘campet’ denilen yeni şişeleme tekniğiyle sunulduğunu söylerken yapılan “Türkiye’de bir ilk!” vurgusu bu anlamları bir kez daha olumlayıp güçlendiriyor.

Diğeriyse Hülya Avşar ve kızının oynadığı site reklamı. Bu ülkede yaşayan hemen herkesin akrabaymış gibi yakından tanıdığı bir ana-kız, üniversite çağına gelmiş Zehra ile ona kent ve üniversite beğenen annesi Hülya, yatlarının güvertesinde Ankara hakkında konuşuyorlar: “Düzenli, rahat, ulaşımı kolay...” / “Orada deniz yok anne!” / “Deniz yoksa marina var. ...Baksana, mis gibi! Burada güzel yürüyüşünü yap, form tut, oradan tropik adada güneşin tadını çıkar, marinada arkadaşlarınla buluş. Ne güzel!..”

Ankara’nın orasına burasına tuhaf saat figürleri konduran, hiçbir utanma hissi yaşamadan bir robocop oyuncağının mermer versiyonunu sanat yapıtıymış gibi kente dikebilen ‘küçük başgan’ın kentsel ‘başarı’larını ve Ankara’ya deniz getirme vaadini (“Ankara’ya boğaz getireceğim” - Şubat 2014) gizli biçimde anımsatarak -gerçekleştirildiğini de vurgulayarak!- izleyicinin bilinçdışıyla oynayan reklam, Yeni Türkiye’nin bir kodu üzerinden diğer birçok kodunu da görünür kılıyor: Üniversite kavramının kampüsten ‘başganın külliyesi’ne doğru değiştiği böyle tuhaf bir ülkede annesi Zehra’yı İstanbul Üniversitesi’nde en yakın rakibine 300 fark atarak birinci olan rektör adayı Raşit Tükel’in ve kendilerinin hakkını savunmak için nöbet tutan öğrencilerin arasına gönderecek değil ya!

Belli ki şeytanla yapılan bazı anlaşmalara tanıklık ediyoruz. Şeytanın adı geçmiyor ama onu çağrıştıracak unsurlar kullanılıyor. Eskiden bu tür öykülerin temel söylemi “Şeytana ruhunuzu satmayın!” uyarısı olurdu, bugünse şöyle diyorlar: “Bu anlaşmanın altına parmağınızı basacaksınız basmasına da, neyle yazılmasını tercih edersiniz, görünmez mürekkeple mi yoksa kanınızla mı?”

Böyle gösterişli reklamlar yapacak kadar akıllı insanların diğer seçenekleri görmemesi çok şaşırtıcı doğrusu... Ama dert değil, anlaşmalar yırtılıp çöpe atıldığında herkes ister istemez görecek o seçenekleri!..