Görüntünün ardılı
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Yüreğim pır pır etmişti, “Bugün ilk defa sinemaya gidecek serçe kuşum!” deyince annem. “Banyo hazır. Yıkandıktan sonra temiz giysiler giyilecek, uzamış tırnaklar derhal kesilecek, saçlar briyantinle taranacak, minik papyonun da takılacak...” Böyle çıkılırdı Beyoğlu’na ya, işte ben de öyle; küçük de olsam iki dirhem bir çekirdek, Walt Disney’in kökleşik(klasik) yapımı Fantasia’yı izlemeye...

Filmde; derinden etkilendiğim o büyülü görüntüler miydi, yoksa o seçilen eşsiz besteler miydi, ya da her ikisi miydi, halka halka zincirleyen tutsak eden beni önce sinemaya, sonra tiyatroya, ezgiye, yazına; o sanatsal dolangaçlarda (labirent) dolaştırıp durduran, hani o günden bu yana...

17-18 yaşlarında yazıp çizmeler, oyunculuklar, oyun sahnelemeleri yanı sıra, Fehmi’nin(Gerçeker) bulduğu 16mm.lik alıcıyla, Enis(Rıza), ben koşuşturuyorduk film yapma istemiyle sokaklarda; nasıl olmasın, hem Sinematek de kurulmuşsa 1965 yılında?! Beni sarsanlardan biri de Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda’ydı, özellikle Küller ve Elmaslar’ı(1958) izlediğimde. Onun, Lodz Üniversitesinde sinema yönetmenliği okuduğunu öğrenince (Munk, Skolimowski gibi o yıllarda Polonya sinemasında öne çıkan adlar da oradan yetişmişti) aldı mı beni de oraya gitme düşüncesi. Lodz için az koşturmadım değil o sıralarda, ama olmadı bir türlü, neden(lerini) anımsayamıyorum şimdi, aradan geçmiş 50 yıl.

9 Ekim 2016’da Varşova’da öldüğünde 90 yaşındaydı Wajda; son filmiyle ilgili “devleti sanata müdahaleye karşı uyarmak istediğini” söylemişti. Polonya’lı öncü ressam, sanat kuramcısı, ödün vermeyen-baskılara boyun eğmeyen Wladyslaw Strzeminski’nin yaşamöyküsü Powidoki(Afterimage); filme verilen Türkçe adla: Ardıl Görüntü.

Filmin açılış sahnesi güzel bir günle başlar(altyazı: Fügen Atasoy) Lodz Sanat Okulu’nun eğitim gezisinde, ders doğada işlenmektedir. Resim yapan insanlara yaklaşır ve sorar Varşova’dan yeni gelen öğrenci Hanna(Zofia Wichlacz): “Profesör Strzeminski’yi nerede bulabilirim?” “Orada!” diye gösterirler, tepede duran tek ayaklı tek kolu kişiyi. “Sizi gördü, buraya gelir.” “Ama nasıl gelecek?” diye sorar Hanna. Diğerleri güler, “bak görürsün şimdi” dercesine. Strzeminski, tepede yan yatar, göğsüne değneklerini kavuşturur ve döne döne kır çiçekleri, yeşillikler üzerinden aşağıya yuvarlanmaya başlar. Yanına vardığında “Tanrım, iyi misiniz?” diye sorar Hanna. Strzeminski (Boguslaw Linda), “bir topala yardım etmeyecek misiniz?” dese de koltuk değneklerine tutunarak kendi kalkar. 12 öğrenci bir daire oluştururlar çimenlerin üstünde. Derse başlar: “Görüntü, neyi özümsediğindir. Bir nesneye gözümüzü dikip baktığımızda, gözlerimize yansıması gelir. Ona bakmayı kestiğimizde ve başka bir yere baktığımızda ilk nesnenin ardıl görüntüsü gözlerimizde kalır. Nesnenin görüntüsü aynıdır ama zıt renktedir. Ardıl Görüntü: gözün içinde nesne gibi görünen renklerdir, çünkü insan sadece farkında olduğu şeyleri görür...” Perdede “Aralık 1948” yazısı belirir. Strzeminski resim yapma hazırlıklarındadır. Dışarıdan Yaymaca(propoganda) konuşmaları yapılmaktadır: “Polonya İşçi Partisi’nin ilk kongresi şu anda kapatıldı... Polonya’yı sosyalizme yakınlaştırmak parti üylerinin kutsal görevidir...” Fırçasına istediği renkleri süren ressam tam üstüne boya sürecekken kırmızılaşır tuval. Çünkü odasının pencerelerini kaplamakta olan Stalin resimli kocaman kırmızı bir bayrak asılmış, yukarıya çekilmektedir. Yaklaşır, penceresini örten bayrağı koltuk değneği ile yırtar. Bunu dışardan görürler. Evinden alınır ve sorgulanır güvenlik ofisinde. Şefleri şöyle der: “Çok iyi biliyorsunuz ki ülke yeni bir istikamete doğru gidiyor ve siz buna karşısınız...” Strzeminski: “Size karşı değilim, sadece sanatla ilgili farklı bir görüşüm var.” Şef: “Size bir şey okuyacağım: ‘politika ve sanat arasındaki çizgi yok oldu ve ikisi arasındaki kin aynı kötü grubun tekeline geçti. Onları yok edelim. Sadece basını ve sanatı ele geçirdikleri için değil, müdahalelerinde adaletsiz oldukları için. Çünkü onlar sadece sanatı yok etmiyor, insanlığı yok ediyorlar. Bu yüzden ressamlar, şairler ve yazarlar sanatçı olmaya son verdiler. İsteseniz de istemeseniz de politikanın askerleri oldunuz’... Bu satırları tanıdınız mı?” Strzeminski: “Ben yazdım!” Şef: “İdeolojik çizgimizi sabote etmek yerine neden değişikliğe katılmak istemiyorsunuz? Eskiden devrimin kalbindeydiniz, şimdi ne oldu?” Yanıt gelmez... Daha sonra verdiği ders bölünür. Kültür Bakanı gelmiştir. Onun kısa söylevinin ardından Strzeminski: “Bakanım, bir soru sorabilir miyiz? Bir sanat ürünü nedir? Benim için, düz bir gerçekçilikten ziyade spesifik bir oluşumdur. Ben dönem için en uygun olan sanat tarzı için mücadele veriyorum. Çünkü sanat, biçimlerin laboratuvarıdır. Sanatta en önemli mesele, yeni biçimlerin önünü açmaktır. Yeni sanat, sadece fayda için saygı istemez, üstünlüğü için ister. Ama görüyorum ki siz, sanat ve politika arasındaki sınırı kaybetmişsiniz ve daha da kötüsü, bu sadece bir grubun faydasına oluyor...”

goruntunun-ardili-370535-1.

Kurucusu olduğu üniversiteden uzaklaştırılır: Daha sonra sanatçı belgesi geçersiz kılınır. Onsuz boya bile alamaz. Yoksulluk içindedir. Filmin sonlarında, bir öğrencisinin yardımıyla alındığı işte; giydirmeye çalışırken, kolları ve bacakları kopan vitrin mankenlerine...