Gözyaşı döktüğümüz yol
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

“Nerede kalmıştık?” diyerek, elinde oyuncak bir ok ve yayla karşıma dikiliyor bizim ufaklık.

“Saçlarını arkada toplamışın da, o topuzuna tutturduğun ne oluyor?” diye soruyorum.

“Kızılderili tüyü…”

“Doğru ya, sen baştan aşağıya…”

“A-la-ba-ma!”

“Neden bağırarak kesiyorsun sözümü?”

“Khe-tha-a-hi’nin aktardığı…”

“Key te a, a, ne?”

“Diğer adıyla Kartal Kanadı. Bir reisin büyük bir ırmağı geçmesi ve çadırının kazığını yere çakarken, ‘A-la-ba-ma’ diye bağırması anlatılır efsanede. Anlamı, ‘işte burada kalabiliriz!’ Ancak, beyaz adam gelir, oradan sürülürler ve bir bataklıkta öldürülürler. Şimdi, Kızılderililerin ayağını basıp da ‘A-la-ba-ma’ diyebileceği bir yer yok. Ama beyaz adamın eyaletlerinden birine verdiği ad var Amerika’da: Alabama!”

“Sen o musun, Kartal Kanadı?”

“Öyle durmuyor muyum soluk benizli?... Kızılderililerin ataları Baykal Gölü-Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden gelmişler. Amerika’da diğer bir Türk nüfusu da Alaska’ya göçen Saka Türkleri. M.Ö.1500 yıllarında Göktürk alfabesi ile yazılmış taş tablet bu göçü kanıtlıyor. Kızılderililerdeki inanç, Orta Asya’dan gelen Şaman dininin bir uzantısı. Bir Fransız dil bilimcisi Kızılderili dilinde 320 kadar Türkçe sözcük saptamış… Tuka: tükürmek, paku: bak, ku: koy, kaşa: kış, kuli: kül, kalı: kalın, as: az, biri: bir, kiçeeç: küçük, tos: toz, kis: kız, kan: han, atlatl: atılan mızrak…”
“İyi çalışmışsın ufaklık, çak…”

“Tsawoyeni!”

“Anlamadım?”

“Türkçesi: Senin elin…”

Özdeşleşmiş Kızılderili ile. Ben biraz oyun gibi düşünüyordum ama sanırım öyle değil onun için, çok ciddi, geri çekiyorum havada kalan elimi.

“O katliamları kimler yaptı yüzyıllarca ha? 70 milyon yerliyi öldürdüler. Nunna daul Isunyi.”

“Kızılderilice bilmiyorum.”

“’Gözyaşı döktüğümüz yol’ anlamı. Sürgünde ölen kabileler için söylenmiş… 1492’de Kristof Kolomb’ların gelmesiyle başlıyor her şey… Topraklarımız zorla alındığında, yaşama biçimlerimiz ve inançlarımız değiştirilmek istendiğinde karşı durduğumuz için de ‘vahşi’ denilerek öldürülüyoruz…”

“Kızılderili ulusu; yüzlercesi, dili, kültürü yeryüzünden silinmiş, binlerce yıllık birikim, bilgelik tarihe gömülmüş oluyor…” diyorum.

“Bildin beyaz adam; ne var ki bazı ürünlerine, yok ettiği adları vermekten geri durmuyorlar utanmadan. Yankee’ler Jeep’e ne diyor ?”

“Ne mi?”

“Cherokee! Ya ayakkabılarına?”

“Nedir?”

“Nike! Helikopterlerine de Apache diyorlar ve daha bir sürü…”

“Bunlara mı taktın kafayı?”

“Herkes takar bir şeye, sen de bir tüy taksana kafana...”

“Bugün bana hiç yüz vermiyorsun Kartal Kanadı!”

Okumaya başlıyor: “Kızılderili şef Seattle’ın, ABD Başkanına 1854 yılında yazmış olduğu mektuptan: ‘Kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır. Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı? Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir… Son Kızılderili yok olup, kabilemin anıları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak. Ölüm mü dedim? Ölüm diye bir şey yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan…”