Gözyaşı: Yemek tarifinde de var
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
Prometheus, insanları yarattığı çamuru gözyaşıyla yoğurmuştu. Cenazelerde gözyaşı döksün diye para karşılığı tutulan ağlayıcılar vardı

Haber birkaç satırlıktı, ama o kadarı bile benim için ilginç olmaya yetti. Siirt’te düzenlenen bir operasyonda, 3 ya da 4 bin yıllık olduğu tahmin edilen aralarında 86 gözyaşı şişesinin de bulunduğu 123 tarihi eser niteliğine sahip malzeme ele geçirilmiş.

Belli ki define avcıları bir yerleri kazıp bulmuşlar bunları. Diğerleri ne kadar değerlidir bilemem, ama kaçakçılar eğer satabilselerdi en çok parayı o gözyaşı şişelerinden kazanacaklardı kuşku yok. Ne anlama geldiğini biliyorlar mıydı, ondan da emin değilim ama bana göre ellerindeki en değerli parça işte o 86 adet şişedir. İyi vurgun doğrusu.

O şişeler insanlığın yas tarihinin en ilginç gereçleridir. İnsanoğlu/kızı, hem de binlerce yıldan beri gözyaşlarını bu şişelerde topladı/toplamaktalar çünkü. Bugün unutulmuş sanılır ama hâlâ bazı toplumlarda bu adet sürer.

Ne zaman çıktı belli değil
Bu şişeler tam olarak ne zaman kullanıldı, bir tarih vermek zor ama antik çağda başladığını düşünmemize yol açacak bir dolu belirti var. Eski Ahid’de de geçer ayrıca; Davud, Tanrı’ya dua ettiğinde gözyaşını bir şişede toplandığından söz eder. Hıristiyan Roma döneminde de yas tutanlar, küçük cam şişelerini gözyaşıyla doldururlardı. Daha yakın sayılacak bir zamanda, 19. yüzyıl İngilteresinde, Victoria döneminde sevenlerinin kaybı için yas tutarken ağlayanlar da gözyaşlarını özel tıpalı şişelerde toplardı. Bu şişelerin bir özelliği, gözyaşının zamanla buharlaşmasına olanak verecek şekilde tasarlanmasıdır. Nedeni şu; şişedeki gözyaşı tamamen buharlaşıp yok olunca matem de bitmiş olurdu. Tuhaf bir zaman belirteci yani.

Daha da yakın sayılacak bir dönem olarak Amerikan İç Savaşı verilebilir. Kadınlar savaştaki eşleri için döktükleri gözyaşını şişelerde toplayarak onların sağ salim döneceklerine inanırlardı.

Tuhaf ya da değil sonuçta kimseye zararı olmayan bir inanç bu. Matemin doğal eşlikçisi olan gözyaşının yemekte bile kullanıldığına şaşırabilir insan ama var. Ermeni mutfak kültürünün en hoş tariflerinden birinde rastladım ben buna örneğin. Hâlâ çıkıyor mu bilmem (keşke devam ediyor olsa) Yemek ve Kültür dergisi vardı bir zamanlar. Bulabildiğim tüm sayılarını alırdım. Derginin sekizinci sayısında Musa Dağdeviren’in ‘Unutulmuş Halk Yemekleri’ başlığıyla anlattığı Zavuş adlı bir yemeğin tarifi vardır. Bir Ermeni yemeği bu. Nar ve mercimek ile yapılıyor. Narları tane tane ayırıyor, bir bez torbanın içine koyup suyunu çıkarıyor, ardından mercimekleri bir tülbente koyup ağzını bağlıyorsunuz. Bundan sonrası biraz zor tabii; nar suyunu bir testinin içine koyduktan sonra bir tepe bulmanız gerekiyor çünkü. Bulduktan sonra testinin içine mercimekleri atıyorsunuz. Testinin ağzını bezle bağlayıp üzerini çalı çırpıyla kapatıp, iki ay tepede bırakıyorsunuz. Her on beş günde bir gelip etrafında “Zavuş Meryem, Zavuş Meryem” diye üç kez bağırmanız gerekiyor. Asla yapamam. Bu ne sabır isteyen bir yemektir böyle. Yemeğin gözyaşıyla ilgili bölümü şu; mercimekleri testinin içine atarken, üç damla da gözyaşı eklemeniz gerekiyor.


gozyasi-yemek-tarifinde-de-var-470705-1.Olmadık yerlerde karşımıza çıkıyor yani gözyaşı. Prometheus’un insanları yarattığı çamuru gözyaşıyla yoğurduğunu bilir, ‘Eh efsanedir olur’ deriz ama gözyaşı kullanımı sadece efsanelerde var olan bir olgu değil.

İmam Gazali de gözyaşına çok değer verirdi. Kuran okumanın kuralları diye maddeler dizisi vardır onun. Kurallardan birinde Kuran okunurken bol bol gözyaşı dökmek öğütlenir. Bu kadar önemli yani bu gözyaşı.

Dolayısıyla İslam’da da gözyaşına değer verilir. “Gözyaşı Medeniyeti” diye tanımlayanlar da vardır İslam’ı bu nedenle. İslam dünyasında “el bukain” adı verilen bir topluluktan söz edilir. “Ağlayıcılar” demektir bu.

Bu kadar değerli olan gözyaşının konduğu o şişeler bu nedenle çok pahalıya giderdi. Siirt’te yakayı ele veren kaçakçıların büyük voleyi kaçırdıkları kesin. Hele tahmin edildiği gibi 3 ya da 4 bin yıllıksa o şişeler gerçekten paha biçilemez. Umarız müzelerimizden birinde sergilenir de görürüz.

Ücretli ağlayıcılar
Tabii bu kadar değerli olunca gözyaşını ranta çevirenler de olmamış değil. Yani hemen hemen her toplumda, bizde de cenaze törenlerinde kiralık ağlayıcılar tutulurdu. Verirdiniz parasını, kaybınız için kendi ana ya da babaları ölmüşçesine ağlarlardı bunlar. Büyük profesyonellik yani. Bu ücretli ağlayıcılara Mısır’da, Çin’de, Akdeniz’de, Yakın Doğu’da hâlâ rastlanır. Ugarit destanlarında da adı geçen bu tür topluluklar vardır. Rudaali olarak da adlandırılan profesyonel yas tutan kadınlar, Hindistan’ın birçok bölgesinde özellikle de Rajasthan eyaletinde yaygındır örneğin. Tüm bunların “resmi” adları da Moirologlar, yani Yas Tutanlar’dı. Ne meslekler varmış meğer.

Nasıl ağladıklarına Eski Mısır’dan örnek vereyim; ağlamalarının istendiği kişinin cenazesinde yüksek sesle ağlar, bedenlerini döver, yine bedenlerine çamurlar sürerlerdi. Parayı hak ediyorlarmış doğrusu.

İşte şişelere toplanan gözyaşı böyle bir şey. Tarihsel yas geleneğinin bir parçası. Günümüzde belki hâlâ gözyaşlarını toplayanlar vardır. Çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin bu şişeleri üretenleri görürsünüz. Cam sanatçıları hâlâ yapıyorlar. Uzun boyunlu, küçük şişeler bunlar, gövdesi ampul şeklinde olanlar da var.

Bence en iyisi ampul şeklinde olanı. 24 Haziran’dan sonra ya sevinçten ya da üzüntüden toplayacağımız gözyaşları için ideal bir seçim.