Grev ve sembiyotik sendikacılık
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

KESK ve Türkiye Kamu-Sen hükümetin “toplu sözleşme” görüşmelerinde yüzde 3+3 zam teklif etmesi karşısında 23 Mayıs’ta grev kararı aldı. 15 Mayıs’ta birlikte basın toplantısı düzenleyen KESK ve Kamu-Sen genel başkanları grev kararını kamuoyuna duyurdu. Bu tutum kamu çalışanları sendikal hareketi açısından son derece önemli bir adımdır. İki konfederasyon 25 Kasım 2009 tarihinde de birlikte greve gitmişlerdi. Birlikte gidilen grev diğer eylemlere göre çok daha etkin olmuştu. 

Hükümet ile kamu çalışanları sendikaları arasında sürdürülen “toplu sözleşme” görüşmelerinde hükümet yıllık yüzde 11 enflasyon ve yüzde 8.5’luk büyüme oranı karşısında yıllık yüzde 3+3 zam önermesi akla ziyan bir teklif gibi duruyor. Ancak bunun böyle olacağı belliydi. İki nedenle, birincisi hükümetin izlediği iktisat politikaları ücret gelirlerini baskı altında tutma esasına dayalı. Nitekim başbakan sendikaların hükümetin zam teklifine tepki göstermesi karşısında söyledikleri bu tutumu bir kez daha teyit etmiştir: 

“Türkiye'yi bir bütün olarak ele almak zorundayız ve bu ülke eğer bir zaafa uğrarsa, bizim akıbetimiz de Yunanistan, İspanya'nın akıbetine uğrar. Biz Türkiye'yi, böyle bir akıbete düçar bırakamayız. Şu anda bir mali disiplin içinde yürüyorsak, eğer ekonomik büyümemiz şu anda başarılı bir şekilde sürdürülüyorsa, bu, hesaplar iyi yapıldığı içindir.” 

Bu nedenle hükümetin teklifinde şaşılacak bir unsur yok. Kendi içlerinde tutarlılar. İkincisi grevsiz bir “toplu sözleşme” rejiminde hükümetin sendikaların taleplerini hiçe sayması da olağan bir durumdur. Olağan olmayan grevsiz bir toplu sözleşme rejimi ile ciddiye alınacaklarını sanan sendikacılardır. Şaşılacak olan Bakan’ı 1 Mayıs’ta konuşturarak toplu sözleşme masasında taleplerinin karşılanacağını sananlardır. Şaşılacak olan işverenleri olan hükümetle sembiyotik bir ilişki yaşayan sendikacılardır. 

2010 referandumu ve 4688 sayılı yasada yapılan değişikliklerin kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı getirdiğini zannedenler veya öyle sunanlar için yüzleşme vakti gelmiştir. Bütün kamu görevlilerine grev yasağı getiren sendikal rejime büyük bir iştiyakla “evet” diyenler şimdi şaşkın. Oysa asıl şaşırmaları şaşkınlık verici. 

Grev hakkı çalışanlara bahşedilmiş değil onların kazandığı bir haktır. Grev hakkı kullanılır, meşrulaşır ve sonra yasal kabul görür. Türkiye’de kamu çalışanları da bu yoldan yürüyor. Uluslararası hukukun güvence altına aldığı grev hakkını kullanıyorlar. 4688 yer vermese de 657 yasaklasa da kamu çalışanları meşru bir hak olan greve gidiyorlar. 

Dahası kamu çalışanlarının grev hakkına yer vermeyen yasaklayan yasal düzenlemeler mutlak butlanla batıldır (yok hükmündedir). Türkiye’nin onayladığı uluslararası çalışma sözleşmeleri yasalardan üstündür. Kamu çalışanlarının hem hukuki hem de meşrudur. 

KESK ve Kamu-Sen iki farklı konfederasyon olarak, bir çok konuda farklı yaklaşımları olan konfederasyonlar olarak çalışanların ortak çıkarları için birlikte greve gidiyor. Sendikal mücadelenin doğası bunu gerektirmektedir. 

İki konfederasyonun tutumu olağandır ve beklenir bir tutumdur. Acayip olan halen görüşmelere başkanlık eden konfederasyon olan Memur-Sen’in bu greve katılmaktan imtina etmesi ve kamu çalışanlarının grevini bölmesidir. Onlar çalışanların, kamu emekçilerinin hizmet üretiminden gelen gücüne değil hükümetle yaşadıkları sembiyotik ilişkiye güveniyorlar. 

Tarih böyle sendikacılara çok tanıklık etti. Sadece 1 Mayıs’ta bakan konuşturan sendikacıları değil, DP’li nafia (bayındırlık) bakanı ve Menderes’i fahri sendika başkanı seçen, “grev istemeyiz” sendikacıları da biliyoruz. Silinip gittiler şimdi emek tarihinde bu ayıpları ile anılıyorlar sadece...

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız