Gübre…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Bazen pis kokar gübre, bazen de mis…

Düzce’den gelen pis kokusuydu gübrenin, onu oraya döken kafanın kokuşmuşluğunu gösteren!

Nerede “gezi zekâlıların yaratıcılığı, nerede o zekâya gübreyle, küfürle karşılık verenler… Yarın kendilerinin de aramak zorunda kalabilecekleri adalet için yürüyenlere tepkileri yola atılan mermi, kamp yerine dökülen gübre, ağızlarından saçılan küfürler… O kadar!

Gübre dökme görüntüsünü sosyal medyada paylaşan gübreci eylemine biraz zekâ katmaya çalışmış: “Bizde misafire ikramda bulunmamak ayıptır.” Aklınla çok yaşa!

Bu kafada giderse, misafire ikram edecek gübreyi de bulamayacak. Desteklediği politikaların sonucu olarak gübreyi de ithal eder hale geldiğimizde, bırakın gübreyi yola dökmeyi gübresinden kimse bir avuç almasın diye başında nöbet tutacak!

Bayramda, mis gibi yayla havasını ciğerlerime çekerek yaklaştığım evin çevresini saran gübre kokusu da mis gibi gelmişti bana. O gübre kokusu, litresi 2 liraya satılan katıksız mis gibi yağlı sütün üretiminden gelen kokuydu.

Bizim oralarda gübre toprağı beslemek için kullanılır yalnızca. Ormanın içi ne de olsa, ısınmak için tezeğe gerek yok.

Toprak, gübre ve suyla buluştuğunda öyle coşar ki verdiklerini ye ye bitiremezsin.

Düzce’de yürüyüşçüleri kaçırmak için kamp yeri önüne döktükleri gübre de toprağı beslesin diye biriktirilmiştir.

O gübre, hayvanın dışkısı daha sıcakken biraz samanla karıştırılıp kurutulduğunda tezek olup ısıtır Doğu köylüsünün soğuk kışlarını.

Artık tezeğin asıl hammaddesi dışkıyı üreten ineği de, hem ineğe yedirmek hem de dışkıyı tezeğe dönüştürmek için kullandığımız samanı da ithal ediyoruz! Gübre, öyle yola dökülecek şey değil yani!

İneği ithal ettiğimiz yerlerde bırakın gübreyi yere dökmek, gramını ziyan etmiyorlar. Bizim tezek yaptığımız o gübreden gaz üretip evlerinin yakacak ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Etin, sütün, tarımın kokusu gübreyi de pis kokuttular Düzce’de. Onlar gübreyi pis kokuturken, destekledikleri iktidar “müjde” verdi birilerine: Bayram hediyesi!

Enflasyonla mücadele etmek adına, Bakanlar Kurulu kararıyla bir kez daha tarım ürünleri ve ette gümrük duvarları indirildi! Bayramda Resmi Gazete’de yayımlanan “müjde”ye göre; büyükbaş hayvan ithalatında gümrük vergisi oranları yüzde 100’lü seviyelerden yüzde 26’ya indirilirken, karkas et ithalatında da yüzde 40’a düşürüldü!

Adi buğday, mahlut, kızıl buğday, arpa, malta, cin mısır gibi tarım ürünlerinde de gümrük vergisi oranı yüzde 25-45 aralığına indirildi. Bu ürünlerde gümrük vergisi yüzde 130’lar civarındaydı.
Yaşasın ithalat! Yaşadı ithalatçı!

Ya bizim yayla girişinde etrafa gübre kokuları yayarak litresi 2 liraya süt üretip satarak hayata tutunmaya çalışan köylü ne yapacak?

1980’den beri, güya vatandaşa ucuza et süt sağlama bahanesiyle uygulanan politikalar, tarımı bitirdi. Artık kendi kendine yeten 7 ülkeden biri değil Türkiye.

Bütün tarımsal girdilere; mazota, gübreye, zirai ilaçlara sürekli zam yapılırken, üstüne buğdaydan fasulyeye ve nohuda, samandan ete kadar her şeyi ithal ederek, tarım alanlarını ve meraları “tesislere” açarak yerli üreticiyi yok ettiğimiz için, üç beş gün ucuzlasa da fiyatlar sonrasında yine aldı başını gitti. Biz üreticilerimizi yok ettiğimizle kaldık.

1980’de 15 milyon 894 bin büyükbaş hayvanı vardı Türkiye’nin, 2016 yılında ise 14 milyon 222 bin baş. Bu arada insan başımız 44 milyon 736 bin 957’den 79 milyon 814 bin 871’e yükseldi.

AKP de, iktidara geldiğinden bu yana tarımda sorunları çözme, eti sütü, fasulyeyi nohudu ucuzlatma adına hep ithalata yüklendi. Orta ve uzun vadede her şeyi daha da pahalıya yedirirken yaşamsal bir sektörün de yok oluşunu hızlandırdı.

Düzce’de adalet için yürüyenlerin önüne gübre döken bilmiyor ki, böyle giderse, uğruna gübre döktüğü iktidarlar devam ederse, gübre de ithal edilecek, dökecek gübre bile bulamayacaklar!