Güçlü çiftlik, güçlü devlet
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Onun için, dünyanın en yoksul devlet başkanı diyorlar, gülüyor. “Yoksul, aza sahip olan değil, daha fazlasını isteyendir. Çünkü çokla da tatmin olmaz, daha çoğunu ister. Ben ihtiyacım olan kadarıyla yaşıyorum.” O, başkanlık yaptığı Uruguay’ın sınırlarını aşan bir üne sahip. Dünyanın en güzel lideri olarak anılan Jose Mujica, görevini devrettiğinde ardında, Güney Amerika’nın yaşam kalitesi en yüksek ülkesini bırakmıştı. Ortalama yaşam süresi, okuryazar oranı ve gelir düzeyi gibi parametreler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin ilerisinde. BM raporuna göre, dünyanın en yeşil ve yaşanabilir ülkeler sıralamasında ilk 10’da.

•••

Uruguay, Türkiye’nin 179 ülke arasında 69’uncu olduğu Ekonomik Özgürlükler Endeksi’nde 33’üncü sırada. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 174 ülkeli Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde Türkiye’nin 30 sıra önünde, 24’üncü. İnsani Gelişim Endeksi’nde 55’inci sırada, Türkiye ise 90’ıncı… Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne göre kıtanın en özgür basınına sahip. Türkiye’nin, 180 ülke arasında 154’üncü olduğu Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Uruguay’ın yeri 38. Büyüyen ekonomi ve güçlenen demokrasisiyle Türkiye’nin önünde yol alan bu küçük Latin Amerika ülkesi, yıllarca saraydan değil, çiftlikten yönetildi.

•••

“Ben insanların geceleri yatacak bir saçak altı bile bulamadıkları dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikânelerde yaşamasını anlamıyorum. Evsizler için ev, suyu olmayanlar için su, ekmek lazım. Sen böyle bir dünyada özel uçağım olsun, diyorsun. Herkes daha fazlasını isterse, bir gün kimseye bir şey kalmayacak” diyen Mujica’nın, çiçek yetiştirdiği küçük çiftliğine toprak yoldan gidiliyor. Maaşının yüzde 90’ını yoksullara ve sivil toplum örgütlerine bağışlayan eski başkanın, maliyeti yüzlerce milyon doları bulan 1000 odalı bir sarayı tahayyül bile edebilmesi imkânsız.

•••

Hâsılı, Mujica’nın çiftliğini gören yabancılar, “haa, burası küçük bir devlet” dememiş. Ülkenin gelişimini takip edip onu, uluslararası ödüllere aday göstermişler. Erdoğan’dan öğreniyoruz ki, bu yabancılar ne yazık ki Türkiye’ye uğramıyor. Bize gelen yabancılar meğer endeksten, rapordan, refahtan falan değil, betondan anlıyormuş. Ne kadar büyük taş, o kadar büyük devletmiş! Erdoğan’ın sarayına giren, “Haa, burası büyük bir devlet” diyormuş. Anlıyorsunuz değil mi, ormanı yara yara o yüzden konduruldu 1000 odalı saray Beştepe’ye. Haaa yaa, haaa! Hem saray Erdoğan’ın değil, Türkiye halkınınmış. Önündeki çimene şöyle bir nefes alayım diye oturduğunuzda polis bu aidiyet meselesine hemen açıklık getiriyor. Mujica’nın ise evi kendine ait. Külliye falan değil, bildiğin ahırlı çiftlik. Erdoğan gibi milletle buluşmak için de saraya ihtiyacı yok. Muhtar toplantıları yerine, 78 model Vosvosu’na topladığı otostopçularla bir araya geliyor.

•••

İşte bunlar hep temsil meselesi… Kör göze parmak dozunda bir yolsuzluk ve ikiyüzlü bir ahlakçılık batağında; her geçen gün daha da çürüyüp kokuşuyoruz. Mujica’nın keçili çiftliğinden yönetilen Uruguay yaşanabilir ülkeler listesinde üst sırada, Erdoğan’ın sarayından yönetilen Türkiye ise ölünebilir ülkeler listesinde yükselişte. Bugün, soykırım olarak tanımlamakta hiçbir beis görmediğim cinayetlerle işçi kıyımı yapılan bir ülkenin, gücü ve büyüklüğünü, emekten, emekçiden değil, taştan, saraydan aldığını ilan etmesi, bu utanç veren hikâyenin en kısa özeti.

•••

Büyük saraylı büyük devlet, emekçisinin araç kasalarında taşınmasını görmezden geldiği gibi, katliam denebilecek ölümlerinin ardından hazırladığı raporları da hasıraltı ederek ‘büyüklüğünü’ gösteriyor işte. Parçalanmış plastik ayakkabılarıyla madenci oğlunun mezarındaki toprağa sarılan babaya adalet vereceğine, kan parası uzatıp toz olmanın peşinde. Soma, bu ‘büyük’ devletin bir ilçesi değil, Ermenek haritanın ne yanına düşer, bilinmiyor. Yandaş firmaların duvarlarından inşaat işçilerinin kanı süzülürken, büyük devletin büyük sarayında zengin iftar sofraları kuruluyor. Naylon çadırda yanan, baraj gölünde boğulan, köprü inşaatında ezilen emekçilerin ülkesindeyiz; ama yabancılar sarayı görünce “haa, burası büyük devlet” diyormuş. Bir yabancı varsa, o da ülkesini saray penceresinden izleyendir.