Gücünü gerçekten alan Hayır
22.01.2017 08:52 BİRGÜN PAZAR
EVET’in ardında AKP zihniyetinin var olma mücadelesi yatarken HAYIR’ın arkasında ise gerçek, sadece gerçek var. Ve biliyoruz ki gerçek devrimcidir, gerçek inatçıdır ve gerçek er ya da geç ortaya çıkar

CANAN KAFTANCIOĞLU - CHP PM Üyesi ve HAZİRAN Yürütme Kurulu Üyesi

Her geçen gün daha bir artan can güvenliği, işsizlik, terör sorunu çepeçevre sarmışken etrafımızı, kucağımıza konulan nur topu gibi bir başkanlık tartışmasının içinde bulduk kendimizi. Daha doğrusu adı bile tam konmamış bir sistem, rejim değişikliğini tartışır olduk. Sistem, rejim, anayasa, başkanlık, yarı başkanlık, cumhurbaşkanlığı, referandum, milli irade kelimeleri havada uçuşur oldu. Bu ve benzeri kelimelerin içinde geçmediği cümleler kurmaz, kuramaz olduk. Neydi yapılmak istenen ve hangi derdimize derman olacaktı? Halkını düşünen(!) AKP iktidarı itaat edip rahat etmemizi salık verse, o güzel beyinlerimizi bu işlere yormamamızı istese de can çıkıyor huy çıkmıyor bilindiği üzere.

Son 14 yıldır tek başına iktidarda olan AKP hükümeti ve 2014 yılından itibaren de hukuk tanımaz bir şekilde fiili başkanlık diyebileceğimiz bir uygulamayla meclisin yürütme yetkisini kullanan cumhurbaşkanının yönettiği memlekete kabaca göz attığımızda dikkatimizi çeken; İlk günden itibaren gizli ajandasını uygulamaya koyan ve bugünlerin taşlarını o yıllardan döşemeye başlayan bir yapının karşımızda olduğu. Önlerinde yok edilmesi gereken birkaç engel vardı. Hukuk, laiklik, örgütlü ve bilinçli halk. Acilen müdahale edilmesi ve işlerine geldiği gibi dizayn edilmesi gereken başlıca unsurlardı.

Darbelerle yüzleşeceğiz, yargı vesayetini kandıracağız yalanıyla 2010 referandumunda yargıyı bağımlı ve çarpık hale getirmekle kalmadılar, kendi kadrolarını doldurdular. Bugünün düşman kardeşleri, o günün devlet kadrolarının vazgeçilmeziydi. Laikliğin yok edilmesi gerektiğini biliyorlardı çünkü oluşturmak istedikleri tek bakışlı yaşam tarzının önündeki en büyük engeldi. “ Laiklik bir yaşam tarzıdır ve topluma laik yaşam tarzı dayatılıyor” yalanlarıyla laiklik karşıtlığı yaratmakta hiç zorlanmadılar. Laiklik bir yaşam tarzı değil herkesin inancını bir başka inancın tahakkümü olmadan yaşayabilmenin garantisi ve özgürlüğüdür denilse de duyulmadı sesler. “Benim başörtülü bacım” la başlayan cümlelerle iyice kopardılar insanları birbirinden. Laiklik zayıfladıkça onlar güçlendiler. Ne kadar cahil o kadar makbuldü onların gözünde. Cehalet kutsanır bilgi ayaklar altına alınır oldu.

Düşmanın bile ahlaklısı, dürüstü… Değiş tonton misali istedikleri anda ve istedikleri şekilde değişebilme konusunda fazla mahir çıktılar. Gizli ajandasını uygulamaya koyarken AKP, kimi zaman en demokrat, kimi zaman en adil, kimi zaman en milliyetçi, kimi zaman ise en dindar, kimi zaman en özgürlükçü, hatta kimi zaman en insan gibi görünmeyi de başardı bir şekilde. Yarattığı illüzyonlara uzunca bir süre kandı kimi geniş kesimler. Öylesine kandılar ki o günlerde, parlak yaldızların altındaki acı hapı görenleri vatan hainliğiyle suçlayacak kadar.

Tanrının bir lütfu olarak gördükleri 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından ilan ettikleri OHAL eşliğinde geldik bugünlere. Reklam arası diye tanımladıkları parantezi kapatma zamanı gelmişti artık. Demokratik parlamenter sistemi yok edip tek adam rejimini kurmanın tam zamanıydı. Bu dönemin işbirlikçileri ise Bahçeli ve kimi MHP milletvekilleri olacaktı. Yapılacak olan rejim değişikliğine bir kılıf bulunmalıydı. Bulundu da. “milletin üzerindeki vesayet kaldırılacaktı ve bir gemide iki kaptanla olunamayacağı görülmüştü” “Ancak anayasa değişikliğiyle sistemdeki tıkanıklık aşılabilirdi.” “Parlamenter sistem işlemiyordu” gibi bahanelerle anayasa değişiklik paketi meclise getirildi.
gucunu-gercekten-alan-hayir-236232-1.
Ve mecliste teklifin tümü oylanarak 339 evet oyuyla referandum kararı çıkmış bulunmakta. Mecliste yaşananlar siyahi tarihimizde bir utanç vesikası olarak yerini alacaktır demem kâfidir sanırım. Her işini kapalı kapılar ardında yapmaya alışık olan AKP’lilerin iş oylamaya gelince anayasaya aykırı olmasına rağmen göstere göstere oy kullanmaları da tarihe not düşülmesi ve zamanı geldiğinde hukuk önünde hesap sorulması gerekenlerden. 14 yıllık iktidarları boyunca şeffaf yaptıkları tek şey mecliste kullandıkları oy oldu. Mecliste yaşanılanlara dair yazılacak, çizilecek çok şey var. Ancak 330 geçmiş referandumda iş başa düşmüşken bugün o gün değil.

Zaman HAYIR’I çoğaltma zamanı
Neden Hayır?
Başkanlık adı altında saltanat yasası getirildiği için, milletin iradesi parlamentodan alınıp tek bir adama teslim edildiği için, mevcut değişiklikler uzlaşı değil kaos ortamında yapıldığı için, yasalar sorgulanmadan, halka anlatılmadan yangından mal kaçırır gibi meclisten alelacele geçirildiği için, her şeyin üstünde olması gereken hukuk, siyasetin bir parçası haline getirildiği için, hukuk tanımazlıklarından dolayı yargılanmaları gerekirken bu değişiklikle işledikleri suçlara yönelik ömür boyu yargılanamama zırhına büründükleri için ve bunlar gibi onlarca sebep var HAYIR’ın altında yatan .

Akşam evine nasıl ekmek götüreceğini düşünen halkımızın ekonomik kaygısına, akşam evine sağ ulaşıp ulaşamayacağı kaygısının eklendiği günümüzde daha çok adalet, daha çok iş, daha çok özgürlük, daha çok laiklik, daha çok özgürlük diye haykırmamız, bunun mücadelesini vermek zorundayız, vereceğiz ve sonunda kazanan da biz olacağız, halkımız olacak.
İlk defa bir referandumda HAYIR bu derece güçlü. EVET’in, evet cephesinin ise aklı hayli karışık. İlk defa EVET çıkması durumunda ortaya çıkacak tehlike bu kadar net görülüyor. Takke düştü kel göründü artık. Referandumda sandıktan çıkacak EVET’in AKP için varlık yokluk meselesi olduğu son meclis çalışmaları sırasında bir kez daha görüldü. Hukuk tanımazlıklarının yanında, mecliste özellikle AKP tarafından tetiklenen şiddet ortamı, kadın milletvekillerine dahi saldıracak kadar gözlerinin dönmüş olması, meclis kürsülerinde, TV’lerde göz göre göre yalan söylemeleri hep bundan. EVET’in ardında AKP zihniyetinin var olma mücadelesi yatarken HAYIR’ın arkasında ise gerçek, sadece gerçek var. Ve biliyoruz ki gerçek devrimcidir, gerçek inatçıdır ve gerçek er ya da geç ortaya çıkar.

HAYIR’ın gücüne rağmen referanduma gidilen dönemin özellikleri gözden kaçmamalı. Demokratik parlamenter sistemin yerine getirilmeye çalışılan tek adam sistemi yazının başında da belirttiğim gibi fiilen uygulamada zaten. Üzerine eklenen OHAL koşulları nedeniyle halkımıza HAYIR gerekçelerini aktarabileceğimiz tüm kanallar tıkanmış, memleketin bütün kaleleri zapt edilmiş durumda. Basının tamamen susturulduğu, gazetecilerin terörist diyerek tutuklandığı, muhalif olan herkesin FETÖ’cü havuzuna atıldığı ancak kendi içlerindeki FETÖ’cülerin hala görevde olduğu, her sabah uyandığımızda yeni bir terörist tanımını duyar olduğumuz OHAL günlerinde doğruluğuna yüzde yüz inansak da HAYIR’ı nasıl toplumun her kesimine yayabiliriz sorusu cevaplanması gereken bir durum olarak karşımızda duruyor.

Bu koşullarda bizlere yapacak tek şey kalıyor demir asa yarılana, demir çarık delinene kadar HAYIR’ı ve halkımızdan gizlenen gerçekleri sokak sokak, ev ev anlatmak. Ne tek başına CHP’nin, HDP’nin ne de Haziran ve diğer örgütlü yapıların meselesi değil artık. Bu topraklarda yaşayan herkesin ortak meselesi. Cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe sahip çıkmak seksen milyonun sorumluluğunda. Ve anlatıldığında görüyoruz ki bu halk cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe sonuna kadar sahip çıkıyor. O nedenle bu mücadelenin önüne her türlü engel çıkarılacak. Hayırcılar terörist diyecekler. İşlerine böylesi geliyor çünkü. Gerçeklerden kaçmanın yolu gerçekleri çarpıtmak değil midir? Faşizm de böyle bir şey zaten. Her türlü baskıya zulme rağmen korkmayacağız çünkü biliyoruz ki zalimler daha çok korkarlar. Zalimin zulmü korkusundandır. Korktukça zulmü artar, zulmü artıkça daha bir korku salar. Başka çaresi yoktur ve varoluşunun devamı yaratacağı korkunun şiddetine bağlıdır. Zaman içinde öyle bir korku duvarı oluşturur ki hiç yıkılmaz, aşılmaz sanılır. Halbuki Gezi ‘de nasıl yıkmıştık o duvarı ve zalimi nasıl titretmiştik hep birlikte. Şimdi de korkularımızdan arınıp zalime bir kez daha ders verme zamanı.

Son olarak şu da bilinmelidir ki; bizlerin, bu ülkenin emekçi halklarının egemenlere vereceği hiçbir hesap yok ancak zamanı geldiğinde zalimden soracağı hesap çok olacaktır. Zalimin zulmünden kurtulduğumuzda başlayacak asıl işimiz ve hep birlikte el ele, omuz omuza aydınlık bir Türkiye’yi yeniden kuracağız. Bunun tek yolu umudu çoğaltmak, inanmak, çalışmak ve daha fazla çalışmaktan geçiyor. Öyleyse ne duruyoruz? Bugün sokak yarın aydınlık bir gelecek bizleri bekliyor.