Gün KESK’e sahip çıkma günüdür
Aziz Konukman Aziz Konukman
Söz verdiğimiz Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) değerlendirme yazısının devamını gelecek haftaya bırakıyoruz. Anlaşılan gündemin hızla değiştiği bir ortamda, sonraki haftaya ya da haftalara...

Söz verdiğimiz Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) değerlendirme yazısının devamını gelecek haftaya bırakıyoruz. Anlaşılan gündemin hızla değiştiği bir ortamda, sonraki haftaya ya da haftalara sarkan haftalık yazı yazmak gündemden kopma riskini de beraberinde getiriyor. Bu riski bir ölçüde azaltabilmek için, bu hafta gündemde olan çok önemli bir konuya değinmek istiyorum.

Bilindiği üzere, KESK geçtiğimiz günlerde toplugörüşme masasından, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da çekilmek durumunda kaldı.

KESK’in itiraz ettiği ve ortaoyunu olarak nitelendirdiği toplugörüşmeler şöyle cereyan ediyor: Toplugörüşme boyunca ilgili hükümet yetkilisi “bütçe dengelerinden”, “kaynak sıkıntısından” söz ediyor ve her oturum sonrasında TV kameralarına “görüşmelerin olumlu devam ettiğini” söylüyor. Benzer şekilde KESK’in dışında toplugörüşme masasında kalıp “görüşmelere devam kararı” alan diğer konfederasyon yetkilileri de ilgili hükümet yetkilisinin ardından “görüşmelerin olumlu devam ettiğini” söylüyorlar. Bazen anlaşmazlık çıkıyor, konu Uzlaşma Kurulu’na taşınıyor ama orada ne türlü karar alınırsa alınsın sonuç değişmiyor. Çünkü bu Kurul’un kararları bağlayıcı değil. Dolayısıyla son sözü Bakanlar Kurulu söylüyor. Aslında IMF söylüyor (dayatıyor), Bakanlar Kurulu sözcülüğü üstleniyor.

Bu yıl da oyun bir iki şekilsel değişiklik dışında hemen hemen aynı. Bu şekilsel değişikliklerden ilki, bu kez IMF’nin resmi olarak devrede olmayışıdır. Ama bu önemli değil. Çünkü bu yılki OVMP, 2009 bütçesinin de geçmiş yıllarda olduğu gibi bir IMF bütçesi olacağını gösteriyor. (Bu konuya gelecek hafta değineceğiz.)

İkincisi, ilk kez toplugörüşmenin ana unsurlarından biri olan ek ödemelerin bu yıl yedincisi yapılan toplugörüşmenin başladığı gün tek taraflı olarak Başbakan tarafından açıklanmış olmasıdır. Böylece, toplugörüşme masası by-pass edilerek, bu yılki toplugörüşme hükümet tarafından sabote edilmiştir. Bu durum, KESK’in “ortaoyunu” nitelemesinde ne kadar haklı olduğunu çok açık bir şekilde göstermiştir. Yapılan toplugörüşme değil tek taraflı bir dayatmadır.

 

KESK, TOPLUGÖRÜŞME DEĞİL TOPLUSÖZLEŞME İSTİYOR

KESK niye masadan çekiliyor ve ne istiyor? KESK yıllardır grevli toplusözleşme istiyor ve bu isteği yerine getirilmediği için masayı terk ediyor. Oysa bu talep, yerinde bir taleptir. Anayasa’nın 90. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle mevcut yasalar arasında herhangi bir çelişki söz konusu olduğunda, uluslararası sözleşmeler esas alınıyor. Nitekim, yürürlükteki 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu kamu emekçilerine toplusözleşme ve grev hakkı tanıyan ILO normlarıyla çelişiyor. Bu durumda, 90. madde gereğince ILO’nun öngördüğü hakların kamu çalışanlarına tanınması gerekiyor. Ancak gelin görün ki, AKP iktidara geldiği günden bu yana bu hukuksal gerçeği görmezden geliyor. Dolayısıyla engel, hukuki değil siyasidir. KESK’in 2009 yılına ilişkin diğer taleplerine ise yer darlığı nedeniyle değinemiyoruz. Bu taleplerin ayrıntısı için sendikanın ağ sayfasına bakılabilir.

Buradan iki farklı kesime yapılan bir çağrı ile yazımıza son veriyoruz. İlk çağrımız sol liberal köşe yazarlarına... Sol olduğunuzu kanıtlayabilmeniz için önünüzde önemli bir fırsat bulunuyor. Yazdığınız başta Taraf olmak üzere diğer gazetelerdeki köşelerinizde KESK’in grevli toplusözleşme talebine sahip çıkınız ve bir kez olsun emekten yana taraf olduğunuzu gösteriniz.

Diğer çağrımız ise yurttaşlarımıza... Bütçeler sadece oradan maaşlarını alan kamu çalışanlarını ve onların örgütlerini ilgilendirmiyor. Bütçeler aynı zamanda vergi mükellefi yurttaşın ödediği vergilerin kendisine ne kadar yol, elektrik, su vb kamu hizmeti olarak geri dönüp dönmediğini de gösteriyor. Ayrıca, düşük maaşlı kamu personelinin varlığı düşük kaliteli kamu hizmeti anlamına da geliyor. Dolayısıyla, yurttaş açısından KESK’e sahip çıkmak aslında “adam gibi kamu hizmetine (siz bunu çağdaş kamu hizmeti olarak ta okuyabilirsiniz) kavuşmak” anlamına geliyor.

KESK’e sahip çıkıldıkça, yurttaşlık bilinci de gelişmiş ve güçlenmiş olacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın…