Gündoğarken’den 9 yıl sonra yeni albüm: Hüzün tamam ama karamsarlık asla
17.09.2017 10:11 BİRGÜN PAZAR
Grup Gündoğarken’in üyeleri Burhan Şeşen ve Gökhan Şeşen: Gündoğarken’i isim olarak koyma amacımız da oydu. Her gün yeni bir umut taşır. Yeter ki olumlu bakalım hayata

BURAK ABATAY - @abatayburak

“Ankara’dan abim gelmiş/ Evde bir bayram havası/ Annem babam beni çok severmiş”, “Bir yaz daha bitiyor/ Umutlar, umutsuzluklar gizlice/ Biraz daha doyumsuz biraz daha aşklar ümitsizce”, “Hâlâ mavi gökyüzü/ bak hala çok güzelsin/ Ve sakin bir rüzgârda dinleniyor dalgalar” gibi unutulmaz sözlere sahip şarkıları bize armağan etti Gündoğarken. Grup, 9 yılın ardından yepyeni bir albümle, ‘Özlemişim’ ile müzikseverlere merhaba dedi. Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen imzalı albümde yer alan şarkılar yine her zamanki gibi umudu ve iyimserliği yakamıza iliştiriyor. Şeşen kardeşler tam da bunu işaret ederek şarkılarında karamsarlığa yer olmadığını söylüyor. Gökhan ve Murat Şeşen’le buluştuk ve yeni albümü Özlemişim’i konuştuk.

>> Gündoğarken 35 yıldır süren bir serüven. Bunca yıl sonra nasıl hissediyorsunuz?
Gökhan Şeşen: Uzun bir yolculuk aslında. Ama baktığınızda bir çırpıda geçmiş gibi. Bir de başka çalışmalar da oldu. Burhan Şeşen’in ve İlhan Şeşen’in solo çalışmaları oldu. Grup çalışmaları ise çok farklı bir şey. Birbirinizi ikna etme zorunluluğunuz var. Öyle olunca da bir arada çalışmanın ürünleri ortaya çıkıyor. İlk zamanlarda yapımcıların çok etkisi oluyordu. Repertuarı onlar yapıyordu. Bu yaklaşım Mest of Gündoğarken albümüne kadar böyle sürdü. Ama Mest of Gündoğarken’den sonra istediklerimizi yapmaya başladık. 7 albümden sonra kendinizi ispat etmiş oluyorsunuz ve yapımcılar da size güveniyor. Bir de bir dinleyici kitleniz oluyor.

Burhan Şeşen: Müzisyenlerin ilk 20 senesi zordur diye bir müzisyen bir geyiği vardır. Hakikaten Gökhan’ın dediği gibi 35 sene geçti ama bu kadar zaman hiç kolay bir şey değil. Sanata böyle hoyratça değer verilen bir ülkede hala şarkılarınızla, umutlarınızla hayatı sürdürüyor olmanız çok kolay değil. Müzikalite anlamında değil ama bu yüzden yaptığımız işi çok önemli buluyorum. Hala böyle naif şeylerin alıcı bulması, dinlenilmesi önemli.

>> Heyecan duyuyor musunuz?
B.Ş.: Hiç heyecanım yok. Bana kalırsa röportaj bile vermem. Dinleyen dinlesin. Eskiden böyle promosyonlar yapılırdı. Bunlardan olabildiğince uzağız. Anca birkaç gazeteye röportaj veriyoruz. Bodrum’da çektiğimiz klibi yayımladık. Albüm yapmaktan ziyade zaten promosyon çalışmalarında yoruluyorsunuz. Önemli bulmadığımızdan değil ama biz önemsemiyoruz. Yapan genç arkadaşlar çok güzel şeyler yapıyor. Bizim buna bir ihtiyacımız yok.

>> 9 yıl sonra gelen bir albüm oldu. Bu geçen 9 yılı nasıl değerlendirdiniz?
G.Ş.:
2008 yılında çıktı albüm. Üretmeye devam ettik. Yoğun konser programlarımız oldu. 2010’dan sonra Türkiye’nin 40 ilini gezdik. Burada çok etkileyici deneyimler edindik. İlhan Şeşen’in gruptan ayrılmasından sonra çıkardığımız ilk albümdü Hayat Bu albümü. Geçmişte yaptığımız şarkıların bir gücü vardı bunu gördük. Konserlerde de dinleyiciler eski şarkıları istiyordu. Ama geleceğe adım atmak için yeni şarkılar yapmanız gerekir. Ben bir grubun konserine gittiğimde acaba yeni bir şey dinleyebilecek miyim diye düşünüyorum. Eskiyecek yeni şarkıların olması gerekir.

B.Ş.: Dinleyici profili de çok değişti. Mırıldanacağı ve bildiği şeyleri istiyor dinleyici. Yeniliğe karşı bir tepki var. Yeni bir şeyi hemen kabullenemiyorlar. Eskisi olsun, bildiğim olsun diye yaklaşıyor. 80’li yıllarda bir Ortaçgil konserine gittiğimizde bütün şarkılarını ezbere bilirdik, yeni bir şey çalındı mı da biz çok heyecanlanırdık. Ama şimdilerde dinleyici biraz daha ezberci bir hâle dönüşmüş durumda.

gundogarken-den-9-yil-sonra-yeni-album-huzun-tamam-ama-karamsarlik-asla-352008-1.>> Sizi kimler dinliyor peki?
G.Ş.:
Anadolu’da yaptığımız turnelerde çok şaşırdık biz. Yaş aralığı vermek gerekirse 16-70 yaş arası üç kuşak geliyordu konserlere. Eskiden bizi üniversite gençliği dinlerdi. Biz de onlarla yaşıttık. Ama sonra onlar büyüdü, çocukları oldu. Çocukları da, torunları da dinledi bizi. Aile dinliyorsa, çocuk da dinliyor.

B.Ş.: İyimser bakışım, bizim gibi düşünen insanların, hayata duruşu ve hayata bakışı bizim gibi olan insanların bizi dinlediğini düşünüyorum. Sanki bizi dinleyen insanlarla izlediğimiz aynı filmleri, okuduğumuz aynı kitapları konuşacakmışız gibi düşünüyorum. Bana hep öyle geliyor. Bence anti-demokrat bir kadının ya da adamın, şiddete meyilli birinin bizim şarkılarımızı dinlemeyeceğini düşünüyorum. Böyle iyimser bir bakışım var. Dinleyicimizle aynı ekmek hamuru içerisinde yoğurulduğumuzu düşünüyorum. Bizden çok ayırt etmiyorum.

>> 9 yıl içerisinde müzik yapmak değişti mi?
B.Ş.:
Teknik anlamda söylemiyorum ama biz az çok hala geleneksel yolları sürdürüyoruz. Albümlere hala provalar yaparak hazırlanıyoruz. Türkiye’de müzik yapmak değil, nefes almak zorlaştı. Sanat olarak baktığınızda, sanatla uğraşan insanlar kendilerine ayrı bir dünya kuruyorlar. Dışarıda olup bitenden tabii etkileniyoruz… İçimizdeki büyümeyen çocuğu da kaybedersek kitap yazılamaz, müzik yapılamaz. Biz bu kurmaca evrenin içerisinde yaşıyoruz ki, şarkıları üretebilelim. Tabii ki zor, gittikçe daha da zorlaşıyor. Müzik dinlemek de bir eğitim. Ama öğretim müfredatına baktığınızda bırakın müziği, Atatürk’ten, laiklikten, demokrasiden bahsedilmiyor. Biz ki nasıl müzikten bahsedeceğiz? Biraz zor görünüyor.

G.Ş.: Biz işin kolayına kaçmıyoruz. Bir şarkı üretmek 15 dakika da alabiliyor, 1 seneye de yayılabiliyor. Bu bir zaman ve emek gerektiriyor. Yaptığımız işin iki türlü karşılığı oluyor. Bir maddi, iki manevi. Yapılan her işte vardır bu. Bizim maddi karşılığımız ise telifler. CD satışları ortada. Dijital ortamda insanlar dinliyor. Onun da bir karşılığı olması lazım ama bunun da bir artış getirdiği söylenemez.

>> Burhan Şeşen, Müzik Yorumcuları Birliği’nin (MUYORBİR) yönetim kurulu başkanı. Bu konuyu özellikle size sormak isterim.
B.Ş.:
Bülent Forta’nı da dediği gibi insanlar soyut mülkiyete alışkın değil. Demin bahsettim, insanların küçük yaşta telif meselesinin aksinin bir hırsızlık olduğunu bilmeleri gerekir. Bunun için de MEB Bakanı ile çalışıp müfredata girmesine çalışacağız. Demin bahsettiğim handikaplarda olduğu gibi müzik ve telif insanlara lüks bir konu olarak gelebiliyor. Bunu kırmak lazım. Bunun için çaba gösteriyoruz.

>> Yurtdışında nasıl oluyor telif meselesi?
B.Ş.: O kadar çok yolu var ki… Ayrı bir röportaj konusu olur bu. Almanya’da sanatçıların topladığı yıllık telif geliri 1 milyar 200 milyon avro, Türkiye’de ise sadece 50 milyon lira. Düşünün Almanya ile
aramızdaki korkunç farkı. 70 yıl sonra kamuya mâl olacak işler bunlar. Somut bir mülkiyet gibi düşünürsek, evimizi barkımızı 70 yıl sonra kamuya devredeceğiz. Bizim için şatolar, villalar, evler de bu şarkılar. Ona rağmen düşünsenize, yaşarken bunun karşılığını alamazsanız sonrasında zaten sizden gidecek.

>> Güzel Günler Bitti Sanma şarkınızda “Her doğan gün umut taşır” diye bir söz var. Siz umudu diri tutma konusunda çok başarılı insanlarsınız…
G.Ş.:
Macera da “Gün doğarken/ ufukta bir can taşır elinde” sözleriyle başladı zaten. Umudu olmayan insan gelecekten ne bekleyebilir ki? Umutla baktığımız için üretmeye devam ediyoruz. Umudu olan insan yaşı kaç olursa olsun ruhen çöktüğü zaman 20 yaşında da yaşamaz, 70 yaşında da yaşamaz. Gündoğarken’i isim olarak koyma amacımız da oydu. Her gün yeni bir umut taşır. Yeter ki olumlu bakalım hayata.

B.Ş.: Şunu da dikkat etmek lazım. Hüzünlü şarkılarımız var ama karamsar şarkılar yapmamaya özen gösteriyoruz. Hüzün çok insani bir duygu ama karamsarlık ve acı çok fazla Ortadoğu insanına ait. Çok tasvip etmemiz mümkün değil. O duygular insanları kaderciliğe sürüklüyor. Kafamızda böyle bir otokontrolümüz var. Hüzün olsun ama karamsarlık asla!

>> 2017 Türkiyesi’nde karamsar olmamak mümkün mü?
B.Ş.:
Demin de söyledim ya, bizim kapalı devre bir hayatımız var. Düşlediğimiz hayatın içinde yaşamayla olabiliyor anca. Kitaplarla, müziklerle ve iyi dostlarla bu hayatı yaşayabiliyoruz.

G.Ş.: Zaman zaman karamsarlığa düştüğümüz durumlar oluyor. Ama hep bir çıkış yolu olduğu düşünürseniz hayat daha kolay oluyor.

>> Albümde her zamanki Gündoğarken’den farklı olarak uzun gitar soloları, davul soloları ve trompet var. Siz nasıl anlatıyorsunuz bu albümü?
B.Ş.:
Özlemişim’i şu ana kadar yapılan en farklı Gündoğarken albümü olarak tanımlıyorum. Uzun sololar, efektif sesler… Daha farklı bir yere koyuyorum albümü. İçimize en çok sinen klibi, Olamadım şarkısına çektik. “Bu yaşta adamlar bunu yaparlar” diyerek oldu her şey. Mesela ‘İstanbul Atina İstanbul’ albümünde amcam İlhan Şeşen ve Gökhan Şeşen’le klip çektiriyorduk. Biz hep alışmışız ya güleriz. Bize gülün derler. Biz de çekimde hep sırıttık. Yunan fotoğrafçı da “koca adamlar neden gülüyorsunuz yahu?” demişti. Bu albümde o tavırdan tam tersi bir durumun olduğunu düşünüyorum. Bu yaşta adamlar, bunu yaparlar albümü oldu.

G.Ş.: Uzun soloların da bir anlamı var albümde. Zaman geçirmek için yapmadık. Bizim şarkılarımızda sözler çok önemli. Şarkılarınızda bir şeyler anlatıyorsunuz ve atılan sololar insanları o sözleri düşünmeye davet ediyor.

>> Siz 35 yıllık bir grupsunuz. Yeni Türkü gibi, Moğollar gibi, Bulutsuzluk Özlemi ya da Ezginin Günlüğü gibi siz de grup serüvenini sürdürüyorsunuz. Bu nasıl oluyor?
G.Ş.: Bu demek ki bizim işimiz gibi. İş olunca uzun soluklu olmak zorunda. İnsan bir işyerinde kaç sene çalışıyor? Demek ki bu kadar uzun sürmüşse bu bizim işimiz.

B.Ş.: Bu iş diye profesyonelce dört elle sarıldığımız bir durum da yok. Benim, en iyi parçayı ben yapayım, en iyi müzisyen ben olayım gibi hiç öyle hırslarım yok. Ben bir dinleyici olarak sadece mutlu olacak mıyım diye düşünüyorum. Ben o şarkıyı ilk defa kendime çalıyorum. Beğendim mi, beğendim. Beğenmediysem at çöpe gitsin. Her yaptığım işe hayranlıkla bakmıyorum. Bazı günleri oturur 6 saat çalışır. Ben öyle bir adam değilim. Aylaklığın da şarkılara kattığı bir şey olduğunu düşünüyorum. Deniz kenarında ya da bir kahvede bomboş oturmanın da, uzun uzun boşluğa bakmanın da anlamlı olduğunu düşünüyorum.

>> Yeni yeni kurulan gruplar, 3-4 senede dağılabiliyor. Onlar neyi yapamıyor? Genç müzisyenlere bir eleştiriniz var mı?
B.Ş.:
Albüm kartonetinde de böyle bir şey yazdık. Yine söylüyorum, abimle rekabet edip kıskanmamayı, ikiyken bir olmayı öğrendik. Biz Gündoğarken’i sahiplendik. Gökhan’dan da Burhan’dan da daha önemlidir Gündoğarken. Gruba zarar verecek hiçbir şeyi göremezsiniz. 35 seneden bahsediyoruz. Birey olamadan, toplumsallaşamadan grup olunamaz. Yeni Türkü de, MFÖ de, Moğollar da o yüzden hala var. Kolektif anlayışın insanlarıyız biz.

>> Dönemin etkisi var mı?
B.Ş.: Bu saydığın isimlerin tamamı 12 Eylül’den sonraki isimlerdir. O yüzden isimler de hep umut doludur.

G.Ş.: İlkokulda aldığımız eğitimde öğretmenlerimiz bize hep düşüncenin ne güzel bir şey olduğunu öğrettiler. Sadece dersini yap, sınıfını geç değildi. Yaşadığımız kuşağa ’68 kuşağı diyebilirim. Ucundan köşesinden bu dönemleri hep yaşadık. O zaman düşünce özgürlüğümüz kısıtlanmıyordu ve tüketime bu kadar alışmamıştık. Ama zaman geçtikçe, 90’ların sonuna doğru müzikte de, edebiyatta da tüketim başladı. Toplumun tüketim toplumu olması bir sürü şeyin önünü kapatıyor. Düşüncenizi hapsediyor.

B.Ş.: Uçak, metro, metrobüs… Baktığınzda her şey tüketiliyor. Hala klasikleri, Oğuz Atay’ı okuyorsak, Bethoveen’i dinliyorsak tabii ki bununla alakalı. Gazeteci arkadaşlar bazen soruyor, neden hala öyle şarkılar çıkmıyor diye. Çünkü şimdi mektup yazılmıyor. O yıllar, o yıllarda kaldı. O duyguda bir şey çıkmasına imkan yok. Eskiden özlemek vardı. Şimdiyse özlemek yok. O yüzden eski şarkılar cover’lanıyor.

>>Sizler için ‘etliye sütlüye dokunmamak’, ‘politik olmamak’ gibi bir eleştiri var. Buna nasıl bakıyorsunuz?
G.Ş.: Grup ilk albümünü yapmadan önce 40 tane kadar şarkı vardı. Bunların içerisinde protest diyeceğiniz şarkılar da vardı. Albümde yer alan ‘Gereksiz’ şarkısı da öyle bir şarkı mesela. Yapımcıların yönlendirmesiyle grup böyle bir yola girdi. “Sen Benim Şarkılarımsın” şarkısı da albüme girince yapımcılar sordu, neden albüme girdi diye. Yapımcıların seçtiği repertuar doğrultusunda bir yola devam ettik. Bu albümde başlayarak istediğimiz özgürlüğe kavuştuk. Bundan sonra istediğimiz şeyleri yapacağız. Bu da yapacağımız her şarkının politik olacağı anlamına gelmez. Didaktik şarkılara ya da slogan müziğine karşı değilim. Ama bu bizim yapımıza uygun bir tür değil. Ancak “Ufukta bir can taşır elinde” sözü baktığında politik değildir ama bir şeye karşı durmaktır. İlle de sol eli havaya kaldırıp bir şey yapmak gerekmiyor. Ayrıca bu eleştiriyle çok sık karşılaşmıyoruz.

B.Ş.: Öyle kitaplardan, öyle işlerden ben de nefret ederim. Asıl iş o sözlerin arkasında yer alan anlamı bulmaktır. Herkesin her şarkıdan aynı anlamı çıkarması kadar saçma bir şey yok. Bize göre herkes her şarkıdan ayrı ayrı anlamlar çıkarmalı. Ayrıca Pollyannacı şiirler çok politik vurgulara sahip olabilir. İlle de devrimci şiirler yazmak gerekmez politik olmak için. ODTÜ’de bir konser oldu mu bakarız, Nejat Yavaşoğulları, Derya Köroğlu ve biz oluruz. Cumhuriyet gazetesine baskın olur bir bakarız bahçesinde biz varız. Özgün müzik diye tabir edilen müziğimiz yok ama insanlık dışı her uygulamanın karşısında olduk. Baktığınızda bir pop grubuz. Gezi’den tutun da çok sayıda kitle eyleminde yer aldık. Bu şarkıları söyleyen çok iyi gruplar zaten var. Bizim öyle bir beklentimiz yok.