Günlük, sıradan canlı bomba halleri
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Korkunç bir terör biçimi olarak insanın kendini imha ederek, başkalarını öldürmesine verilen ad “Canlı Bomba”! Birinin kendi canından vazgeçmesi kolay anlaşılabilir bir durum değil elbet. Yaşamak için bir sebep bulamaması ya da kutsal bildiği ve büyük vaatlerle kandırılmış olarak; aşkın bir duyguyla ancak gerçekleştirebilir bu eylemi kişi. İnsan yaşamdan umudunu yitirip ölümü yeğleyebilir. Ruhbilim bunu bir hastalık hali olarak tanımlıyor ve tedavi edilmesi için çabalıyor. “İntihar”ın anlaşılabilir bir tarafı var bence. “Hiçlik”, “Saçma” türü kavramlarla açıklanabilir, düşünce zemini bulunabilir bu durum. Felsefenin alanına girer. Ancak bir başkasını öldürerek kendini ortadan kaldırmak bambaşka bir olay ve dünyada bunu yapabilecek milyonların olması üzerine düşünülmesi gereken, ideolojik bir sorundur. “Canlı Bomba” bu dünyaya bir ders vermek, hesap sormak isteğiyle yanıp tutuşuyor olabilir; intikam ve kin duygusudur bu. Bu güç eylemi gerçekleştirmek için öte dünyaya dair büyük vaat

lere inanabilir ya da bir kahraman olarak tarihe geçme arzusu taşır kişi. Gerekçe her ne olursa olsun, mutlaka biri tarafından etkilenmek durumundadır. Gerekli ortam oluşmadan kişinin bu ruh iklimine taşınması kolay değil. Uzun uzadıya çözümlemeler yapmak niyetinde değilim. Nihayetinde tüm sosyal bilimlerin ilgi alanına girmiş bir konu bu. Çılgın tüketim arzusu, sürekli büyüyen doyumsuzluk ve yetmezlik, bir de yoksullukla birleşince; özellikle genç insanların ruhunda derin yara açtığı kesin. Geleceksiz olan, aidiyet duygusunu yitiren ve adalet inancı olmayan kimse tam da bu iş için uygun bir hedeftir. Öte dünyayı pazarlayan dinciler, kolayca bu insanları fark ediyor ve tarihten aldıkları örneklerle ‘feda timleri’ oluşturuyorlar. Kuşkusuz farklı tür ideolojik yapılarda da ‘canlı bomba’ yöntemi kullanılıyor. Önlem alınması hayli güç bir durum bu… Güvenlikçi anlayışla, baskı ve diktatör uygulamalarıyla bu durumdan çıkış yok. Tüm dünya bu korkuyu yaşıyor. Kapitalizmin vahşeti, dönüp yarattıkları tarafından kendini vuruyor. Toplumsal olarak farklı terör türlerine alışmalıyız artık. Bunlardan biri yüksek sesle konuşan ve kişiyi ruhsal çöküntüye uğratan, tepeden ve bilmiş bakan siyasetçi tipidir. Sürekli doğruyu kendi bildiğini söyleyen, yaşamı daraltan ve “öteki” yaratan bu tip, kişide hem yılgınlık, hem umutsuzluk, hem de çaresizlik duygusu yaratıyor. Bu kendinden emin siyasetçi tipi kendiyle birlikte tüm toplumu yok eden bir canlı bombadır aslında. Aşırı inanç, gerçeklikten kopuk sarhoş bir beyin ve savruk ruh, esir alır toplumu… Şizofren siyasi er ya da geç kendini patlatır, yönettiği toplumla birlikte! Örneğin Hitler bir canlı bombadır. Hitler rastlantıyla seçtiğim bir örnek değil. Yaşadığı toplumu sapkın bir öğretiyle esir alan, ardından milyonlarca insanın vahşice ölümüne karar veren ve uygulayan, çember daralınca, sonun geldiğini anlayınca da en yakındakilerle birlikte intihar eden bir siyasidir o. Bir anda, kalabalık meydanlarda insanları öldüren canlı bombalardan farkı yoktur. Hitler’in büyük inançları, kahramanlık arzusu, tanrı tarafından seçilmiş olduğundan emin bulunması hep hastalık halidir. Sonucunda kendiyle birlikte, milyonları öldürdü. Farklı türden “canlı bomba” çağındayız. Elbet birincil anlamıyla sorunun ne denli derin, karmaşık olduğunu biliyorum. Ancak meselenin ideolojik boyutu gözden kaçmamalı. Düzen yaratıyor bu kişileri. Bugün sapık vakfın tecavüzcülerini aklayan bir meclisin varlığı düşündürmüyor mu sizi? Bu meclis esasen onlarca çocuğun imhasına onay verirken er ya da geç kendi sonunu da hazırlamıyor mu? Bir analoji olarak söylüyorum, canlı bombalarla çevrelenmiş durumdayız. Tecavüzcüleri aklayan, tecavüzcü sayılmaz mı? Bugün caddelerde, toplu bulunulan mekânlarda nasıl gergin ve korkuyla yaşıyorsa toplum; her sabah “Acaba bugün nasıl bir rezaletle karşılaşırız?” duygusuyla uyanmak da benzer bir duruma taşıyor insanları. En gamsız olan kişi bile, şu en son rezilliklerle ve buna kılıf arayanların pişkinliğiyle artık “pes” dedi. Diyeceğim; bu düzenin mimarlarının gideceği bir yol kalmadı artık. Halkoyunları için yan yana duran gençleri “zina” yapmakla suçlayan birinin olduğu ülke çoktan infilak etmiştir aslında. Bir kadın bakanın salt koltuk uğruna, sadece ideolojik tercihler nedeniyle; mağdurun değil de, zalimin yanında yer aldığı bir süreçte, sokaklarda patlayan bombalar değildir sorun sadece. Düzen herkesi içinden çıkılmaz bir açmaza sürüklüyor. Elden bir şey gelmediğini düşünmek en korkutucusu… Hakikat bu değil elbet… Bir an önce kendimize gelmeliyiz… Bu toplumsal tahribatın onarılması çok güç olacak, lakin teslim olanların şikâyet etmeye hakkı yoktur. Parçalanmış vicdanlar çağındayız…