Ha deyince yıkılmıyor
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Yazıyı henüz ilk sonuçlar açıklanırken yazıyorum. Bir ara, sonucun kestirilebileceği saate kadar beklemeyi düşündüm. Oysa bu bir maç değil. Pazartesi günü herkes kendi yorumunu yapacak. Sonuçlar ne çıkarsa çıksın, ayrıntılı çözümlemeler için de bir gün sonrası çok erken.

RTE’nin ilk turda seçilmiş olması, ikinci tura kalınmış olması seçeneklerinde de değişmeyecek olan ne var? Belki bu soru daha önemli. O yüzden seçim sürecine kafa yormak daha yeğ olabilir.

İlk turda seçilmiş bir Erdoğan, Türkiye için zor zamanların daha da zorlaşacağı yakıcı bir sorun. Ama bizi neyin beklediği konusunda bir belirsizlik de olmayacak. Erdoğan, bunca zaman ne yaptıysa aynısının daha da ağırını yapmaya devam edecek. Belki bir farkla, balkondan demokrasi ve hoşgörü yerine daha çok kin, daha çok baskıyı açıkça dile getirecek.

Demokrasi falan derse de kimse inanmayacak.

Ama RTE’ de sembolleşen bu düzenin sürdürülebilir bir yanı da olmayacak. Yoksulun daha yoksul, zenginin daha da zenginleşeceği bir tür askerileşmiş yönetim altına girecek ülke. Belki de RTE’ de “demokratik” bir seçimde yenilme imkânını yitirmiş olacak. Kurmaya çalışacağı düzenin örnekleri tarihte hep büyük kargaşalara yol açarak yıkıldı. O sürdürür, ondan sonra veliaht savaşları başlar, toplumsal kargaşa içinden çıkılmaz hale gelir. Basit şeyler mi bunlar? Tabi ki hayır; çok gözyaşı, çok zulüm, çok mücadele, çok tutsaklık az yıkım değil.

İnce’nin seçilmesi ise tarihsel bir dönüm noktası. İlk turda seçilmiş bir Muharrem İnce, Türkiye’nin gündelik hayatını bile bir çırpıda değiştirecek bir kazanım olurdu. Böylesi bir sonuçta Türkiye’nin ne olursa olsun erginliğini kanıtlamış, demokrasiye inanmayı içselleştirmiş bir toplum olduğuna inanabilirdik. Biliyorum çok zordu bu sonuç, öyle değiliz çünkü.

Mesele demokrasi iyi kötü meselesi de değil. Biz, yoksullaştırılmış, eğitimsiz bırakılmış, baskı altında edilgenleşmeye meyilli bir toplumuz. Bin yıldır böyle. Cumhuriyet, yine de büyük bir değişim yaratmayı başardı. 1950’ den bu yana eğitimsiz ve dinselleştirilmiş kitlelere yaslanan sağcı iktidarlar, bunca yıl kurutamadılar o fidanı.

İkinci tura kalmış bir seçim ise RTE için çok ağır bir kâbus demek. Eğer seçim ikinci tura kalmışsa hepimizin işi gücü bırakıp seçime odaklanmamız zorunlu. İkinci tur, iktidar bloğunda ciddi bir paniğe yol açabilir. RTE, ikinci turu kazansa bile bu bir yıkım galibiyetinden öte anlam taşımaz. Tek adam yönetimine hayırı yaygınlaştırmak için çok büyük bir motivasyon oluşur. OHAL koşullarına, Demirtaş’ı tutsak etmesine, medyanın %95’ ini denetim altında tutmasına ve yalanda sınır tanımamasına karşın % 50’yi ikna edemeyen güçlü değil çok zayıf demektir.

Seçim süreci neyi gösterdi o zaman? Doğru söylemin karşılık bulabildiğini... Genç nüfusun belirleyiciliğini... İnsanların, umudu gördüklerinde harekete geçebildiklerini… Sokağın gücünü... Ama en çok da çalışmadan olmadığını... Siyaset, toplumu doğru okumaktan ibaret değil, siyaset topluma değişimin mümkün olabildiğini gösterebilmek. RTE’nin kendi kendisiyle yarışıp, eninde sonunda başarısızlığa uğrayacağına iman etmek siyaset değil.

RTE’nin tek adam yetkileriyle neler yapabileceğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Ülkenin iflas bayrağını çekmesine bel bağlayanlar, kendi yerini sağlama almaktan başka derdi olmayanlarla siyaset üretilmiyor, tersine RTE’nin dolaylı destekçisi olunuyor.

Bir de sola bu ülke de ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu. Bu ülkenin yoksulunu etkileyecek bir solculuğu, geçmiş deneyimlerden süzüp çıkaracak bir sol. Bu günden yarına maç havasında yapılan bir siyaset yerine, adım adım, mahalle mahalle, bıkmadan usanmadan çalışacak bir solculuğa.

Sanılanın aksine kapitalizmin olduğu her yerde sağcılar hiç bir geleneğe bağlı kalmadan, her türden simge, isim, söylem ve hatta liderden hemen vazgeçebilerek sağcılıklarını sürdürüyorlar. Demem o ki muhafazakar gibi görünenlerin muhafaza ettikleri tek değer sömürüyü sürdürmekten öte değil. Sürekli yeni isimler, yeni parti adları, yeni liderlerle sistemi sürdürüyorlar.

Sol, en azından bir bölümü, tarihten taşıması gereken özgürlük mücadelesi ilkesi olmalıyken isimler, kişiler, kurumların içine sıkışıp kalıyor.

Haziran solculuğunun muhalefete yayılmasının önünü açmak zorundayız.

Ha deyince yıkılmıyor, daha çok çalışmamız gerekli.