Haftanın notları
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Cuma namazı genelgesi üzerine: Namaza giden öğretmenini bekleyen öğrencilerle, cuma namazına gitmeyen öğretmen arasında geçen ilginç bir diyalogda çocukların kafasının karışmasına yol açan bölüm;
Diyanetin çocuk istismarını teşvik eden son fetvası üzerine: Neo-liberalizmle İslam’ın çocuğa bakış açısının örtüştüğü noktalar;

Akademisyenlerin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi üzerine: Erdoğan’ın küfür yerine kurduğu cümlelerin (“kendine akademisyen diyen güruh”,”Ey aydın müsveddeleri”), 32 yıl önce mevkidaşı Evren’in Aydınlar Dilekçesine verdiği tepkinin dozu artırılmış tekrarı olduğunu, YÖK’ün ise bir bilim kurulu olmayıp bilimi düzene uydurmanın aleti olarak görevini ifa ettiği;

Ali Nesin’in, Eğitim Bakanının isteği üzerine matematik ders kitabı yazdığını açıklaması üzerine: Biyoloji, fizik, edebiyat, felsefe hatta hayat bilgisi dahil tüm derslerin kitabı, Ali Nesin’in düşündüğü (nasıl tasarladıysa) tarzda yazılmadığı sürece politikacıyı rahatlatma, Matematik Okulunun faaliyetine katkı sağlama dışında bir işe yaramayacağı;

Eğitim Bakanlığının, “İyilik kavramını çocuklara anlatmak için” “proje paydaşı” olarak Deniz Feneri Derneği ile kurduğu ilişki üzerine; MEB’in, Almanya’daki göçmen Müslümanların iyiliklerine vekil tayin ettiği bu derneğin Almanya kolu olan Deniz Feneri e.V. derneğinin 41 milyon Avro’nun hesabını vermesini beklemesi gerektiği;



“İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” çağırısı ile cihan şümul devletimizin strese girmesi üzerine: Devletin ve onunla özdeşleşmiş çıkar çevrelerinin sarsılıp dengelerini yitirmesine neden olan şeyin, çağırının gayri ihtiyari olarak Doğan medya kanalında yayınlanması olmayıp, çağırıyı yapan Ayşe’nin öğretmen olması;

Bu hafta yazmamı bekleyen haftalık notlarım bunlardı. Her biri, sütunun sınırlarını zorlayarak ayrı ayrı ele almayı gerektiriyor.

Şunu iyi biliyorum, dünyadaki bütün savaşların nedeni yukarıda sıraladığım “küçük” sorunların toplamıdır. Savaşın nedeni bunlar; fakat savaş, nedenini gölgede bırakıp nedenin kendisi olduğu noktadayız.
Barış Anneleri İnisiyatifinden bir annenin Meclis bahçesinden yükselen “Bütün Batı’daki insanlara sesleniyoruz” infiali duvara çarpıp döndüğünde sizin de içiniz titriyorsa “Cizre’de 40 günde 48 kişi öldürülmüş. Sur’da defnedilmeyi bekleyen 4 cenaze var ortada. Yüksekova’da TOMA 65 yaşındaki Hasan Akdoğan’ın üzerinden geçmiş. Ali Nesin’in yazdığı kitap bitmeden, onu okuyacak çocuklardan 60’ı savaşın kurbanı olmuş.” sen neden bahsediyorsun deme ihtimaliniz yüksek.

Haklısınız; Yemen’de sokağa çıkan herhangi bir kimseden daha güvenli bir ortamda değilsiniz. Yaşadığınız ülkede insanlar evinde yemek yerken infaz ediliyor, sokakta önünüzü arkanızı kollamadan yürüyemiyor, hegemonyayı onaylamayan sözünüz suç sayılıyor ve de bu berbat ortamda sığınacak bir yer bulamıyorsanız doğal olarak “küçük sorunlar”ı dışarıda bırakarak içinize kapanırsınız.

Galiba gittikçe daha çok içimize kapanıyoruz; birinin bir anda müdahale edip gidişatı durdurmasını bekliyoruz. Bu gün, başlı başına bir konuyu ele alıp bitiremediğime göre bende de böyle bir hâl içindeyim. Gerek yok, küçük problemleri tartışmaya devam edelim; onlar, insan olarak haysiyetimizi savunmada, iktidarla mücadelemizde bizim konvansiyonel silahlarımızdır.