Haftanın Öyküsü: Rüzgâr çıngırağı
30.07.2017 10:52 BİRGÜN PAZAR
Güvercinler, aşıklardan kalanları didikliyor, bir rüzgâr çıngırağı fırfır dönüyor. Sahilde akşamdır artık. Sabah yine yerlerde izmaritler, şişeler, çekirdek dağları... Beyhude aklım hep genç kalmış şairlere gidip geliyor

Deniz Doğan

Bir rüzgâr çıngırağı duydum. Duyunca tutmayın beni. Ak Balıkçıl’a benzer şu yelkenliden mi geldi? Balıkçılar kalafata çekmiş tokmaklayıp duruyorlardı dibini. Daha raspası yapılacak da boyası çekilecek. Sonra yelken bezi iki direk üstüne gerilecek. Burnu köpüklere bata çıka giderken kayıverecek gözlerimden: Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış/ Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi. *

Duymuyorum artık çıngırak sesini. Çörçıl’in barakasını -niye Çörçıl- geçtim. Geçilir n’olacak. Bakma öyle manzaraya hakim oluşuna; ne ağlar atılmış boş çekilmiştir. O barakaya çakılı kıpkızıl harfler de sönüp gitmiş.

Gölgesi geniş bir ağaç buldum. İsmini bilmediğime yandığım ağaç. Çıkardım ayakkabıları, nemli çimde bir ot kokusu arandım. Tepede güneş cayır cayır. Deniz, acı yeşile kesmese paçayı bile kıvırmam salarım ayakları suya.

Rüzgâr kesilince bir şair çıktı geldi. Dedim ki, yaşarken bu kadar çok bilmezlerdi seni. Alfabende kuş isimleri, aklınsıra simli kartpostallar, yüzü cama yaslı kadınlar... Suratı dikenli çiçekçiye “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” ** der, nanik yapardın.

Yaşasan! Albino bir tavus kuşuydun sen, diklendin mi bembeyaz diklenirdin. Çirkin ayakların olurmuş. Hah! Benzebize/ bizebenze korosuna bi dalardın ki o ayaklarınla. Gör de duyma, duy da bilme! Badem gözlü olmuşsun herkes seviyor şimdilerde seni.

Sahili vermişler bize. Biz; hayta güvercinler, uyuz köpekler, bir temizlik işçisi, üç beş âşık... Köşede, tahtası kırık bir bank, üstünde bir battaniye, bir köşeli yastık. Yerlerde gazoz kapakları, öbek öbek çerez kabukları, izmaritler... Ne akşammış be!

Bu, beti benzi atmış battaniyenin sahibi gece gelir mi? Bir Mülteci midir, bir Berduş, bir Haymatlos mu? Gelir de güneşi batıran aşıklara, denize karşı tıkınışımıza bakar mı? Toksa toktur, açsa aç. İyice yıldızlar üşüşür, ortalık çekilir. Çeker battaniyeyi kafasına, dolar sıska gövdesini içine. Şehir ona küs, o şehre. Işıklar koyulaşır rüzgâr sertleşir, sarılır yastığına. Kokusuna aşık köpekle koyun koyuna bir uyurlar ki, sabah heryer kütürüm.

Temizlik işçisi bitiremiyor çimlerdeki izmaritleri, hırç hırç diye ses çıkıyor süpürgeden. Göz göze gelince başka yöne bakıyorum. Bir an duruyor. Turuncu tişörtün içinde hınca hınç bir esmerlik. Şimdi süpürgeyle üzerime yürüyüp saydıracak : Adam mı yiyoruz lan? Ne kaçırıyorsun bakışlarını.

Neyse ki telefonuymuş aklına gelen. Koca bir ekran çıkarıyor cebinden, bir iki kaydırıp atıyor sonra cebe. Elde süpürge yine hırç hırç...

Okaliptus ağaçlarının gövdeleri delik deşik. Bir asker yazmış, şafak doğan güneş. Oklu Kirpi olmuş koca koca kalpler, bir ayrılığa şerh düşmeler, unutma beniler...

Bir kovboy yanaşıyor kıyıya, oğlunun biricik kovboyu. Haline bakılırsa deniz atı tutacak. Elindeki misina değil yağlı bir urgan.

Onun hayran bakışları altında sallıyor kurşunu. Gittikçe hızlanıyor. Çekil oğlum diyor, değmesin. Fırdönüyor olta. On kulaç var yok, gidip buluyor yerini. Şimdi tek ayak geride alesta bekliyor. Vay be! Ne kadar da uzağa attın öyle baba diyor oğlu. Hahha ne sandın oğlum. Asıl, eskiden görecektin sen beni. Beş dakika geçmiyor mızıldanıyor oğlan. Babba yakaladın mı? Yok. Balıklar güler mi babba? Olur mu öyle şey oğlum. Peki geceleri uykuları gelir mi? Gelmez. Ne yakalayacaksın şimdi? Ne çıkarsa. Balıkların gözlerine su kaçmaz mı? Kaçmaz. Burda köpek balığı yaşar mı? Yaşamaz. Tükürdü denize kovboy. Hızla çekmeye başladı oltayı. Burda malık balık yok oğlum dedi. Neden ama dedi oğlu. Baksana! Baktılar. Ne gördüyse oğlan, gerçekten de yokmuş baba dedi.

Saçları rüzgârda iki kız, denize sırtını dönmüş otura kalka fotoğraf çekiyorlar. Bir ayak önde, gözler hülyalı, dudaklar üçyüzotuzüç. Kızın sırt döndüğü denizin ucunda bir inşaat, inşaata bir kat daha çıkıyor işçiler. Fonda beton mikseri, dönen vinç.

Bimekân sevgililer sokuldukça sokuluyorlar birbirine. Kız şöyle etrafı kolaçan ediyor. Sonra yine... Deniyorlar, öpüşünce yerçekimi unutulur mu?

Bir rüzgâr hışımla dalıyor ortalığa. Kız, afili bir şamar aşkediyor çocuğa. Basıp gidiyor çocuk.

Temizlik işçisi, battaniyeyi dertop edip attı. Sahibini beklemekten yılmış köpekle burun buruna geliyoruz. Kaçırma diyor bakışlarını. Şimdi havlayacak derken gömüyor başını çimlere, kesik kesik inip kalkıyor karnı.

Güvercinler, aşıklardan kalanları didikliyor, bir rüzgâr çıngırağı fırfır dönüyor.

Sahilde akşamdır artık.

Sabah yine yerlerde izmaritler, şişeler, çekirdek dağları...

Beyhude aklım hep genç kalmış şairlere gidip geliyor.

* Gözlerin, Bir Livaneli şarkısı
** Bir Didem Madak şiiri