Hak, hukuk, utanç!
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Üç ay önce, İstanbul Büyükada’da düzenlenen mesleki bir toplantı sırasında gözaltına alınıp tutuklanan 11 insan hakları savunucusuyla ilgili iddianame tamamlandı. Uluslararası Af Örgütü (AI) Avrupa Direktörü John Dalhuisen, iddianamenin yalan ve imalardan oluştuğunu, kendine saygısı olan hiçbir mahkemede yeri olmadığını söyledi. Türkiye’nin adalet sarayları, sanık ifadeleriyle hemen oracıkta çürütülebilen temelsiz iddianamelerle dolu bir yargı yılıyla kapanıp bir diğeriyle açılıyor. Siyasi nedenlerle başlatılan süreçler, mahkemelerin saygınlığına gölge düşürmenin ötesinde çimento döküyor. Dolayısıyla hak savunucularının önüne konan iddianame gazeteci, siyasetçi, işçi, öğretmen, öğrenci, memur, sanatçı, yazar... muhalif bir tavır sergileyen, kanunsuzluğa direnen herkesin önünde bulduğuyla aynı tutarsızlık ve delilsizliklerle dolu.

•••

İktidar cephesine göre aktivistler gözaltına alınmıştı çünkü; 15 Temmuz’da yarım kalan işlerini tamamlamak için toplanmışlardı. Bunun için gizli saklı bir yeri değil, Büyükada’da herkesin bildiği ve herkese açık bir oteli seçmişlerdi. Evet bu biraz ahmakçaydı ama olsun. Havuz medyası elinde çakmak ve benzinle kendi hikâyesini yazmak için bekliyordu. ‘Ajan! Casus! Ayaklanma uzmanları! Vatan hainleri! Zaman ayarlı kaos planı!’ İnsan hakları savunucuları dışardan tuttukları bir çevirmene güvenerek darbe toplantısı yapıyor, kaos planları üretiyor, büyük bir banka ve fabrika üzerinden ekonomiye operasyon çekmeye hazırlanıyorlardı. Havuz medyasının ipe dizdiği bu iddialar tam sayfa servis edildi. İşin şanındandır diyerek bir de gizli belge üretildi. Buna göre aktivistlerin üzerinde yakalandığı iddia edilen kâğıtlardan biri AI Türkiye Direktörü İdil Eser’in Güney Kore Ankara Büyükelçiliği’ne gönderdiği bir dilekçeydi. Dilekçede Türkiye’ye biber gazı satışının durdurulması çağrısı yapıldığı ve amacın Gezi benzeri bir eylem planlandığı ve polisin müdahale etmesini engellemek olduğu iddia edildi. Aktivistlerin basın açıklamasıyla duyurduğu ‘gizli dilekçe’ toplanan 40 bin imzayla 2015 yılında Güney Kore Büyükelçiliği’ne teslim edilmişti.

•••

İddianamede bu hikâyeyi destekleyen tek bir somut delil yok. Mevzu insan hakları üzerine yaptıkları çalışmalar, tuttukları notlar ve görüştükleri insanlar üzerinde dönüyor. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için düzenlenen eylemlerle ilgili yazışmalar; Gezi’de polis şiddetinin durdurulması için yapılan basın açıklaması; Malatya Zirve Yayınevi davasına ilişkin MİT’in Meclis Araştırma Komisyonu’na gönderdiği rapor; toplantı tarihinin planlanmaya çalışıldığı Whatsapp mesajları; toplantıda tartışılacak konu başlıklarının olduğu belge... ve buna benzer suçlamaların yer aldığı iddianame ile savcı 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istiyor. Kendi tuttukları çevirmenin, “anladığım kadarıyla toplantıya katılan kişilerin, haberleşmede kullandıkları yöntemlerin ve haberleşme içeriklerinin polisler veya diğer kişiler tarafından ele geçirilmesinden endişe ettikleri” şeklinde verdiği ifadeyle başlayan süreçte gelinen nokta şu: Hak savunucuları, ‘FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP-C’ olmak üzere hiçbir terör örgütünden yardımlarını esirgememiş, hiçbirini küstürmemiş. Savcıya göre bunu da, Adalet Yürüyüşü’nü, Gezi Parkı benzeri ‘şiddet’ içeren ve toplumda kaos oluşturacak olaylara dönüştürmeyi amaçlayarak yapmışlar. Olmayan deliller ışığında durum ‘açıkça’ anlaşılıyor gerçekten.

•••

Hak gaspına uğrayan insanların savunucularının delilsiz hapsedildiği Türkiye’de, yılın ilk 8 ayında yaşanan insan hakkı ihlallerini raporlayan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu; iş cinayetleri, kadına şiddet, çatışmalar ve yargısız infazların dramatik bir şekilde arttığını ortaya koydu. 1119 işçi iş cinayetlerinde öldü. 8 mahkûm yaşamını yitirdi, en az 367 mahkûm işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını söyledi. 605 mahkûm zorla başka cezaevine sevk edildi, 35 mahkumun sağlık hakkının ihlal edildiği kaydedildi. En az 480 kişi polis tarafından işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını savundu. Bir kişinin gözaltında öldüğü dile getirildi. Raporda ayrıca 152’ye ulaşan tutuklu gazeteci sayısıyla Türkiye’nin ‘bir numara’ olduğu belirtildi. Hak savunucularının, ister suçlu olsun ister suçsuz, herkesin insan olmaktan kaynaklı doğal haklarını, özellikle devlet/iktidar karşısında savunma görev ve sorumlulukları vardır. Sadece son 8 ayda toplanan veriler bile bize, hak savunucuları üzerindeki baskı ve suçlamanın kaynağına ilişkin yeterli bilgi sunuyor.