alpertasbeyoglu

Halit Narin açıkgöz müdür? Devletçi midir? Yoksa ona “gülme” zamanı mıdır?

Halit Narin’i en çok 12 Eylül öncesi günlerden hatırlarız. ‘Altaylardan gelen yiğit’ türünden –gerçekten de baba tarafı Altaylardan gelmişmiş!– hafif sarkık bıyıklarıyla işverenlerin temsilcisiydi. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı olarak işçi sendikalarının karşısına oturan isimdi.

Açık oturumların vazgeçilmez ismiydi. Serbest piyasa ekonomisinin şövalyesiydi. Bırakınız komünistleri, sosyal demokrasinin bile azılı hasmıydı. “Sol yanım çok sağlamdır, hiç kımıldamaz. Sağım ise hareketlidir” demekteydi.

En büyük övünç kaynaklarından biri devletle iş yapmamasıydı. Tekstil sanayicisi olarak ithal ikamesine ziyadesiyle karşıydı. O dışa açılmacıydı. Zenginlik ve vizyonu, bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler düsturunda aramaktaydı.

Halit Narin’i o yıllarda unutulmaz kılan sözü, 12 Eylül Cuntası’nın özetidir. İşçileri kastederek, “20 yıl boyunca onlar güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde” özdeyişiyle günün mana ve ehemmiyetini ortaya koymuştur.

Ancak ‘alma mazlumun ahını’ misali Halit bey de pek öyle gülememiştir. Yıllar yılı süregelen “bir açılsak, pir açılsak” temennisi gerçekleşince, Halit beyin ucuz işgücü, ihracata devlet destekli modeli, ucuzun da ucuzu olan Çin olgusuyla çökmüştür. Öylesine çökmüştür ki Halit bey, 2000 yılında  Kentbank’a olan 1,9 trilyon borcunu ödeyemeyince, haciz ve icralarla dolu bir dönem yaşamıştır. Rivayet odur ki mallarını yakınlarının üzerine geçirerek servetini kurtarmıştır.

Kısacası evdeki hesap çarşıya uymamış, dünya ekonomisi ile rekabet Halit beye yaramamıştır.  Aradan yıllar geçmiş ve 2001 krizinin ardından bu kez dünya kapitalizmini vuran kriz bir kez daha Halit beyin de kapısını çalmıştır. İşin kestirmesi işçi atmaktır. Ancak bu öyle bir krizdir ki işçi atmayla savuşturulacak gibi değildir. Türkiye kapitalizmi bu finans krizine tam 190 milyar dolarlık bir dış borçla yakalanmıştır. Üstelik kısa vadede ödenmesi gereken  borç miktarı 52 milyar dolardır ve bunun 28 milyar doları reel sektöre aittir.

Velhasılı kelâm “tatlı kâr” döneminin sonu ya da Halit beyin yeniden malı mülkü akrabayı taallukata yükleme dönemi gelmiştir.

İşte böylesi bir dönemde Halit beyin hiç kımıldamayan sol yanına bir haller olur. 50 küsür yıl boyunca ‘devlet ekonomiden çekilsin, devlet küçülsün, devlet gölge etmesin’ diyen Halit Narin devletçi oluvermiştir.  Bakınız geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ne buyurmuştur:

“Faiz, kredi mekanizması altında eritilmeye çalışılan Türk müteşebbisi her şeyden daha kıymetlidir. Devlet, müteşebbisin anaparanın yüzde 100’ünü aşan faiz borçlarını üstlenerek hem girişimciyi hem de bankacıları rahatlatabilir.”

Yaaa işte böyle…

Bitti mi? Haaaayır!

Devam ediyor:

“Bu sektörde milyonlarca işçi var ve yarısı işini kaybetti. Müteşebbislerin de yarısı işsiz durumda. Çocukluğumuzdan beri yöneticilerimizden hep yapacağız, edeceğiz söylemini dinliyoruz. Artık bunu yaptık, şunu yaptık şu kararları aldık uygulamaya koyduk ve sonuç aldık diyen bakanlara, bürokratlara ihtiyaç var.”

Tercüme edelim: İmdaaaat! “Nerde bu devlet” dönemi başlamıştır. O kadar işçi atmışlar ama kredi borçlarını ödememişlerdir. Şimdi devlet onlar adına borçları üstlenecek, onlar da bu kez devlete sırtlarını dayayarak borçların üzerine bir bardak su içeceklerdir.

Kapitalistler bürokrasiden siyasetten medet ummaktadır. Siyasetçi ve bürokrat “şunu bunu yaptık” diyecek, kapitalistleri kurtaracaktır. Borçlarını sahiplenecek ve Halit bey de bir kez daha “gülecektir.”

Halit bey vizyoner adamdır. Devlet borçlarını üstlendikten sonra ‘oğlumun düğün parası, hanımın kuaför parasını devlet niçin ödememektedir’ de demesi beklenmektedir.

Zaman Halit Narin’e gülme zamanıdır.

Sizi gidi komünist siziiiiiiiii…………..

BİZİ TAKİP EDİN

359,916BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,766TakipçiTakip Et
7,818AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL