Halk neyi oylayacak - 5: Milletvekilleri, cumhurbaşkanına soru bile soramayacak
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Halk, kaldırılan ve değiştirilen anayasal kurum ve kuralları oylamayacak sadece; anayasal ve siyasal miras ile Türkiye ülkesi ve toplumunun geleceğini oylayacak. Gerçi 6771 sy.lı Kanun’da ‘ülke ve insan yok’; doğrudan düzenlenen, iktidar ve -sorumluluk ilkesine tabi olmayan- bir kişinin yürütme (bütünüyle), yasama (paylaşılmış) ve yargı (güdüleme) yetkileri.
Hak ve özgürlükler alanında ise, ‘aysbergin görünen kısmı’ bile sorunlu: “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları...” Yazım yanlış; çünkü birinci bölümde temel haklar değil, hak ve özgürlüklere ilişkin genel norm ve ilkeler var.

Bu ön belirlemeler ışığında, gündemdeki yanlış ve çelişkilere derli toplu bakmak yararlı olabilir:

Yanlış 1; “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”: Hükümet ad olarak da kaldırıldı. Buna karşılık, Cumhurbaşkanı’nın sadece adı kalıyor; ama kurum ve statü olarak kaldırılıyor. Bu bakımdan, ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ yanlış bir kullanım. Hükümet zaten olmayacak; Cumhurbaşkanı’nın ise sadece adı kalacak.

Yanlış 2; “TBMM güçlendiriliyor”: Yasama yetkilerinin önemli bir kısmı tek kişiye devredildiği halde, o kişiye soru bile soramayan bir TBMM, adıyla uyumlu olmayan bir konuma indirgeniyor. “Yazılı soru, yazılı olarak en geç on beş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir” (md.6/son).

Yanlış 3; “Fesih ve yenileme”: Haftaya damgasını vuran yenileme ve fesih tartışması, tam bir kelime oyunu. Çünkü ilk Meclis’in 30 yıl süreyle askıya alınmasının bir sonucu olarak Meclislerin sürekliliği ilkesi geçerli; yoksa yenileme ve fesih arasında hukuki bir fark yok.

Yanlış 4; “Tarafsızlık ve partizanlık”: Yargı için tarafsızlık ilkesi öngörülmekle birlikte, yargının üst örgütü, partizanlık yolu açılan Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan veya dolaylı olarak oluşturulacak.

Yanlış 5; “Bütçe yetkisi”: “Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde bir önceki yılın bütçesinin, yeniden değerleme oranına göre artırılarak yürürlüğe konaca(ğını)” düzenleyen 6771 sy.lı Kanun, parlamentoların yüzyıllar önce elde ettiği bütçe yetkisinden TBMM’yi yoksun kılmakta. Zira Meclis onay vermese de tek kişi, bütçesiz kalmayacak. Oysa- ister parlamenter rejim olsun, ister başkanlık rejimi- hukuk devletine uygun rejimlerde bütçe, Meclislerin asliliğinin somut göstergesi. Meclisin, bütçeye onay vermemesi, yürütmenin hizmet politikasını uygun bulmadığı anlamına gelir. Böylece, hukuk devletlerinde Meclis, hem görevleri belirleme aşamasında, hem de görevlerin yerine getirilmesi politikasının onayı aşamasında devrede. Meclisin, yürütmenin hazırladığı bütçeyi onaylamaması halinde yeni bir bütçe hazırlanır ve bu dönemde de yürütme, vergi toplamaya ve günlük zorunlu işleri görmeye devam edebilmesi için geçici olarak yetkilendirilir.

Yanlış 6; “Sorumluluk ve sorumsuzluk”: Cumhurbaşkanı, ne TBMM önünde, ne de herhangi bir biçimde siyasal bakımdan sorumlu. Bakan ve yardımcıları da Meclis önünde sorumlu değil; sadece CB’ye karşı sorumlu; Cumhurbaşkanı ise hiç kimseye karşı.

Yanlış 7; “Denge ve denetim”: Meclisin devre dışı tutulması, yargının partizanlaştırılması ötesinde, Anayasa Mahkemesi’nin çok sonradan ve geçmişe etkili olmayan kararla sınırlı kalması, anayasal denge ve denetim düzeneğini en aza indirgeme anlamına gelir.

Yanlış 8; “Türkiye Anayasası”: Bir kişi için yapılmadığı vurgusu yapılsa da, yardımcı sayısını bile şimdiden belirleyen görevdeki Cumhurbaşkanı, kendini proje ile özdeş görüyor. Bu nedenle, oylama, kural ve kurumlar ile bir kişinin çerçevesi belirsiz düzenleme yetkisi arasında yapılacak.

Yanlış 9; “Oylama konusu”: Oylama, sadece 6771 sy.lı Kanun ile yürürlükteki Anayasa arasında değil, Kanun-i Esasi’den bu yana bütün anayasal kazanımlar arasında yapılacak.

Yanlış 10; “1982 Anayasası’nın geleceği”: 6771 sy.lı Kanun, 1982’de yapılan değişiklikler sonucu edinilen anayasal kazanımları ortadan kaldırdığı gibi, kabul edilmesi durumunda yeni bir anayasanın da önünü kapatacak. Kazanımları sahiplenme fırsatı yaratacak olan ‘Hayır’ ise, yeni ve demokratik bir anayasanın yolunu da açmış olacak.