Halkoylaması ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK)
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

OHAL uygulamalarının Anayasa’ya aykırılığı aşikâr hale geldiği bir sırada, Türkiye’nin ‘anayasa dışı’ yönetildiği, muhalefet ve iktidar partileri tarafından teyit edildi (16 Ekim 2016).

Anayasa değişiklik teklifi (10 Aralık), bunun üzerine hazırlandı.

TBMM Anayasa Komisyonu’nda madde sayısı 21’den 18’e indirilen Teklif, Genel Kurul’da 21 Ocak 2017 günü sabaha karşı aynen kabul edildi.

Anayasa değişikliğine TBMM’nin harcadığı toplam mesai günü 18.

Anayasa değişikliğine uygun ortam ve koşulların bulunmaması nedeniyle, itirazlar karşısında Başbakan, OHAL’de halkoylaması yapılmayacağını beyan etti.

Ne var ki, Ocak 2017 itibariyle OHAL yeniden uzatıldı ve 6771 sayılı Değişiklik Kanunu, 11 Şubat tarihli RG’de yayımlandıktan sonra, 16 Nisan halkoylaması günü olarak resmen ilan edildi.

YSK de, Anayasa ve ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’ (298 sy.) gereğince bütün hazırlıkları yaptığını açıkladı ve 14 Şubat itibariyle çalışmalara başladı.

Üç ayrı rapor

1) 10 Aralık’ta teklifin açıklanmasından itibaren yayılan anayasal bilgi kirliliği karşısında, konunun uzmanı 16 öğretim üyesi, hazırladığı teknik ve bilimsel raporu, 13 Ocak 2017 günü açıkladı.1

2) Venedik Komisyonu, Anayasa Değişiklikleri Hakkındaki Raporu’nu, 10-11 Mart’ta kabul etti.

3) AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu Sınırlı Referandum Gözlem Heyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Değişikliği Referandumu Ara Raporu, 17 Mart – 7 Nisan 2017 tarihli.

İlk iki rapor, anayasal halkoylamasının ortam ve koşullarının yanı sıra içerik üzerine de yoğunlaşmakta; üçüncüsü ise, halkoylaması ortam ve koşullarına dair daha çok teknik ve betimleyici bilgiler içermekte.

AGİT Heyeti, halkoylaması sonrası raporunu, 17 Nisan’da açıkladı.

Serbest kanaat oluşmadı

İlan gerekçesi, darbecilere karşı yürütülmesi gereken hukuki ve siyasal mücadele olan OHAL ortam ve koşullarında ‘anayasa gündemi’, iki ciddi olumsuzluğu beraberinde getirdi:

»Darbecilere karşı yürütülen mücadeleyi, -idam cezası söylemi eşliğinde- sulandırdı.

»Anayasa değişiklik süreci, Anayasa’ya ve insan hakları hukukuna aykırılıklar ile sakatlandı.

AGİT ön rapor özeti: Eşit fırsatlar yokluğu, tek yanlı medya yayınları ve temel özgürlüklerin kısıtlandığı ortamda eşit şartlara sahip olmayan bir kampanya ortamı.

AGİT Raporu’nu eleştiren Hükümet çevreleri, “eşit fırsat vardı”, “medyaya eşit giriş hakkı vardı”, “hak ve özgürlükler kısıtlanmamıştı” diyebiliyor mu?

Nihai şekli 8 hafta sonra yayımlanacak olan AGİT ön raporu ile Teknik-Bilimsel Rapor ile Venedik Komisyonu raporu arasındaki somut paralellikleri ortaya koymaya gerek var mı? Mesela, CB’ye devredilen yasama yetki alanı seçmenlerden sürekli saklanmadı mı?

YSK ve kanun

16 Nisan oylaması da, hukuksuzluklar zincirini izledi: “Üzerinde İlçe Seçim Kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır” (md.98) ve “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersizdir”(298 sy.lı K., md.101; Değ.:2010) şeklindeki açık yasaklara karşın, mühürsüz zarf ve pusulalar geçerli sayıldı.

Oysa YSK, seçimleri iptal veya mühürsüz pusula ve zarflar yoluyla kullanılan oyları iptal dışında bir seçeneğe sahip değildi.

Bunun yerine, oylama sürerken; “Mühürsüz oyların dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli” olduğuna dair karar verdi.

Karar, geçmişte aynı doğrultuda verdikleri kararlara atıfla gerekçelendirilmeye çalışıldı.

Ne var ki, adı geçen maddeler 2010’da değiştirildiği gibi, geçmişte benzeri kararlar verilmiş olsa da, yanlışın tekrarını haklı kılmaz. Hukukta bir kural var; “kötü misal, emsal teşkil etmez” şeklinde...

YSK “tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiği” şeklindeki kararda, “şüphe yok” saptaması nasıl yapıldı?

AYM ve iham yolları açık

Anayasa Mahkemesi (AYM), YSK kararlarına karşı başvuru makamı mı? Bunu engelleyen bir düzenleme olmadığı gibi, AYM’nin konuyla ilgili kararları da bu yolun açık olduğunun teyidi yönünde.

Sonrası ise, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM). Şimdilik şu kadarını belirteyim: Devletin serbest seçimleri düzenleme yükümlülüğü ve oy hakkının özü bakımından, İHAM içtihadı ile YSK kararları arasında belirgin ayrışmalar var.

1En son 20 Mart günü güncelleme yapılarak ‘Önce Demokrasi’ ve ‘ANAYASADER’ tarafından yayımlandı: 16 Nisan’da halkoyuna sunulacak olan ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ üzerine Teknik-Bilimsel Rapor.