Anasayfa MEDYA Hangi Çetin Altan?

Hangi Çetin Altan?

Ölenin ardından konuşulmaz denir. Doğrudur. Ancak ‘ölenin görüşleri’ hakkında konuşulur. Hele o kişi, Çetin Altan ise. Yani, bir zamanlar ‘sosyalist’ hareketin güçlü kalemi ya da sesiyken, yıllar sonra kendisini ‘liberal’ diye tanımlayan bir köşe yazarına dönüşen bir isim ise..

Ardından yazılan yazılar arasında en ilginç olanı, tam da bu değişime vurgu yapıyor. Vatan yazarı Mehmet Soysal, programında “Kırk yıllık sosyalist idiniz, Özal döneminde liberal oldunuz. Değişiminizdeki süreci anlatır mısınız?” diye sorduğunu yazıyor. Ve Çetin Altan’ın verdiği yanıtı paylaşıyor:

“Özal yeni iktidara gelmişti. Bir gün ağır bir yazı yazmıştım Özal ile ilgili. Gece yarısı telefonum çaldı ve açtığımda Özal’ın ‘hayırlı geceler üstadım’ deyişi ile sohbet başladı. Özal ‘Yazınızı okudum üstadım. Ben de size bildiklerimi anlatayım sonra siz düşünün’ dedi. Ve başladı anlatmaya… Ertesi gün yazımı yazmak için daktilonun başına oturunca anlattıklarını düşündüm… Kendime dedim ki- biraz ağır yazsam gece yarısı yine arayacak- ve duygularımdan, geçmişin yükünden kendimi biraz kurtarıp yazıyı yazdım. Aynı gece Özal yine aradı ve yazıyı okuduğunu söyledi, tebrik etti. Sonra bir akşam oturup birlikte yemek yedik ve Özal anlattıkça anladım ki aslında ikimizin de hayal ettiği Türkiye aynı. Aynı şeyi düşünüyoruz o halde niye kavga ediyoruz dedim kendime… Benim liberal ve Özalcı oluşumun özeti budur!”

70’li yıllar.. Sosyalist hareket.. TİP’in yarattığı heyecan.. O heyecan dalgasıyla Meclis’e giren TİP’li vekiller.. Sonrasında yaşananlar.. ‘GEÇMİŞİN YÜKÜ’ müydü?

Geçenlerde Çetin Altan’ın fotoğraflarına bakarken fark ettim. Aynı karede yer alan isimlerin neredeyse tamamı öldürülmüş ya da linçten dönmüştü. TİP’in kurucularından DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler örneğin… İşçi hareketini ezmek için gelen 12 Eylül’ün ‘işaret fişeği’ gibi evinin önünde kurşunlanmıştı. Milliyet’in genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi 12 Eylül’ün yolunu açmak için katledilmişti. Sosyalist mücadeleye belki de Çetin Altan’ın yazılarından etkilenerek katılan 7 TİP’li genç, 12 Eylül’e giden yolda vahşice öldürülmüştü.

Ya Özal? 24 Ocak kararlarının mimarı, 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasında yerli / yabancı sermayenin programının uygulayıcısı değil miydi?
İkisinin hayal ettiği Türkiye nasıl ‘AYNI TÜRKİYE’ olabilirdi?

Sosyalizm ile liberalizm aynı dilden konuşabilir miydi? Kayıpları / hedefleri / arkalarındaki destekleri / hatta ‘kelimeleri’ bile birbirinden onca farklı iki ideoloji nasıl buluşabilirdi?

90’lı yıllarda bunu Özal denedi. 2000’li yıllarda da Erdoğan ve AKP’nin çekirdek kadrosu…

Aralarında ikinci kuşak Altan’ların, yani Ahmet ve Mehmet Altan’ın da olduğu pek çok yazar / kamuoyu önderi, Türkiye’ye aynı şeyi anlatmaya başladı. (Bu kez) DİNDARLAR tıpkı ‘bizler gibi’ özgürlük, demokrasi, çağdaşlık istiyordu. Yani AYNI HAYALLERİ kuruyorduk.

Siyasal İslam ve İslamcılar hakkında (bana göre) hiçbir fikri olmayan liberal demokratlar, sahiden hayal içindeydi.

Siyasal İslamla demokrasinin evlenebileceğini düşünüyorlardı.

Hatta, Ergenekon / Balyoz / OdaTV gibi davalarda çok önemli bir misyon gören gazeteci Alper Görmüş’e göre, “Türkiye demokrasisinin sigortası, dindarların demokratlaşması” idi.

‘Dindarlık’ diye ideolojik ya da sınıfsal bir kategori olmadığı ile ilgilenmiyorlardı belli ki. Çünkü ‘dindarlık’ kavramı yerine, gerçekte olması gerektiği gibi ‘SİYASAL İSLAM’ kavramını koysalar, hayali kolay kolay pazarlayamayacaklarını biliyorlardı!

Bu yüzden ‘dindarlar’ diyerek pazarladılar. Bununla da kalmadılar. Siyasal İslam ile solun da ‘arasını yapmaya’ çalıştılar.

Şahsen tanıdığım pek çok ‘ESKİ SOLCU’, birden bire AKP’lilerin ve Gülencilerin masasından kalkmaz oldu. Özel ya da kamuya kapalı toplantılarda görünürde demokrasiyi konuştular. Ama yine şahsen tanıdığım pek çok ‘ESKİ SOLCU’ o masalardan yeni işler, yeni evler, yeni imkânlarla kalktı.
Altan kardeşler, bu hayallerden uzaklaşalı çok oldu. Siyasal İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını (umuyorum ki) anladılar.
Babaları.. Bir zamanlar gençlerin rol modeli olan Çetin Altan ise, zaten son yazısında “hayal ettiğim ülke bu değildi” diye yazmıştı.
Çok hazin elbette.

Ama hem O’nun adına hem de Türkiye için, ben ‘eski’ Çetin Altan’ı hatırlamak istiyorum. Hani şu fotoğraftaki gibi.. Cezaevine girerken bile dudaklarındaki o hınzır gülümsemeyi, gözlerindeki o “vız gelirsiniz” bakışını silemedikleri Çetin Altan’ı.

- Reklam -

SON HABERLER

Yabancıların ilgisi elektrik sektöründe

Türkiye'de en çok kapanan şirketler elektrik şirketleri olurken yabancı sermaye krizle boğuşan...

Cumhuriyet kurdu AKP iktidarı sattı

AKP iktidara gelmeden önce 116 milyar dolar borcu olan Türkiye’nin bugün 445...

Kuşkucular, idealistler ve hazırcevap kadınlar

Kimin lafıydı hatırlamıyorum, bir yerde şöyle bir şey okumuştum: “Kuşkucular her zaman...

Cannes 2019: Beyazperdede özgürlük, eşitlik, dayanışma

Vecdi SayarCannes Festivali 72. Yaşını kutluyor bu...

Sakar Şakir filmi gerçek oldu: ‘Hayırsever’ bakkalın veresiye defterini satın alıp, 20 kişinin borcunu ödedi

Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde kimliği meçhul bir hayırsever, bakkalın 6 bin 857 lira...

Bağımsızlık ruhu silinemez

100’üncü yıl nedeniyle siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri açıklama yaptı. CHP...

İstanbullu Ermeni komünist bir ressamın sürgün yolculuğu

Jak İhmalyan, İstanbul’da doğmuş Ermeni bir ressam ve komünist. Sürgünlerle, cezaevleriyle devam...

100. yıldönümünde 19 Mayıs’ı kutlarken…

KONUK YAZAR: TANER TİMUR16 Mayıs 1919’da, Mustafa...

New York’taki Türk Günü Yürüyüşü’ne “Her şey çok güzel olacak” pankartları alınmadı

Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından düzenlenen 38. Türk Günü Yürüyüşü New...

Bir yere kadar

MEVSİM YENİCEVerandaya geldiğimizde onu koltuk altlarından tutup...

Sonraki haber