Hangi rüzgâr attı sizi, uzaylılar hoş geldiniz
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Uzun zamandır kafamda dönen bir sorunun cevabına Rutger Bregman’ın kitabında* rastladım. Kısaca özetlersem; 1954 yılında Leon Festinger isimli genç bir psikolog gazetede “Selden kaçın” şeklinde bir manşete rastlar. Banliyöde yaşayan bir kadın, uzaylılardan büyük bir sel olacağı ve Lake City’nin sular altında kalacağı haberini almıştır. Haber Clarion gezegeninden gelmiştir. Bu Festinger’in tam da peşinde olduğu tarzda bir olaydır. Kadının bir düzine takipçisi de vardır.

20 Aralık 1954 akşamını 21 Aralık 1954’e bağlayan gece saat 24’te başlayacağına inandıkları sel felaketini hep birlikte bekleyeceklerdir. Psikolog Festinger bir şekilde bu küçük tarikatımsı gruba sızar. Saat 24 olup da sel gelmeyince, evde 23.55’i vuran başka bir saat bulur ve 5 dakika daha beklerler, sel yine gelmez. O sırada seli ilk haber alan Bayan Martins’e başka bir mesaj daha gelir. Meğer Tanrı dünyayı kurtarmaya karar vermiştir. Çünkü sele inananlar grubu geceye ışık saçarak Tanrı’yı ikna etmiştir.

Şarlatanlık deyip geçebilirsiniz. Ancak Festinger bu grupla ilgili bulgulardan yazdığı yazıyla psikolojide ufuk açıcı bir çalışmaya imza atar ve buna “bilişsel uyumsuzluk” adını verir. Buna göre insanlar, gerçeklik en derin kanaatleriyle çatıştığında, görüşlerini değiştirmek yerine gerçekliğe ayar vermeyi tercih etmekte, fikrine katılmadığınızı söyleyince size sırtını dönmekte ve inançlarına daha sıkı sarılmaktadır. Buradaki ayrım şu ki, insanlar pratik meseleler söz konusu olduğunda fikirlerini değiştirmeye yatkın ve esnektirler ama mesele derin kanaatler olduğunda ayak direrler. Aslında bu durum, medya okur yazarlığımızla ilgili bazı ipuçlarını da içinde barındırıyor olabilir mi? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi, derin kanaatlerimizin medya okuryazarlığımıza etkisi.

Bunu yapan bunu da yapar
Kitap satış sitelerinde alacağımız kitabın altında “bu kitabı alan bunu da aldı” türünden satış önerilerine rastlarız. Bu önerilerin gerçekten de işimize yaradığı olur zira o kitapları da bizimle referans çerçevesi yakın olan insanlar seçmiştir. Medya okuryazarlığımız da biraz bunun gibi. Örneğin; iktidar hakkında derin bir kanaatimiz varsa, o kanaate yakın her türlü iddiayı, bunu yapan bunu da yapar diye sorgulamaksızın paylaşabiliyoruz, manipülatif veya yalan olması konusunda pek şüphemiz olmuyor. Atıyorum, önceki kötü deneyimler yüzünden rutin bir ağaç budamasını, ağaçları kesiyorlar diye haber ettiklerinde, hiç sorgulamaksızın tepkiyle karşılayabiliriz. Aynı şekilde muhalefeti kafasında bir kere “terörle” eşleştirmiş biri, muhalifler hakkında yapılan her saçma habere üzerinde fazla durmadan inanabiliyor. Çünkü kanaat oluşmuş bir kere. Ani bir şok yaşanmadığı sürece de öyle gidiyor.

Eğitim kanaatleri değiştirir mi?
Genel olarak eğitimin daha sorgulayıcı insanlar yaratılacağı düşünülür. Ancak Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma** eğitimli insanların fikirlerinin daha zor değiştiğine, daha sarsılmaz olduğuna dair önemli bulgulara sahip. Çünkü eğitim insana, kendini haklı çıkarmak için daha fazla kaynağa erişim fırsatı da veriyor. Şöyle ki, eğitimli bir insanın internette kendisiyle aynı kanaate sahip kaynakları –yanlış olsalar bile- bulması birkaç tıka bakıyor.

Yankı odası baskısı
Bu yıl yazılarda sık sık andığımız yankı odası kavramına geri dönelim. Bize yakın düşünen kişileri takip ediyor, arkadaşlık isteğini onlara gönderiyoruz. Böyle bir grubun içinde aykırı fikre rastlamak çok zor, eğer aykırı fikri siz dillendireceksiniz o daha zor. Yani aslında normalde kafamıza yatmayacak bir şey bile yankı odamızdaki grup baskısı nedeniye kafamıza yatabiliyor. Özellikle popüler kanaat önderleri dillendiriyorsa.

Sonuçta birilerinin uzaylıların dünyayı basacağı kanaati bize komik gelebilir ama bizim de farklı seviyelerde –hiç de somut verilere dayanmayan- farklı kanaatlerimiz var. Bunları da değiştirmek çok zor. Bu konuda inatçıyız. Medya okuryazarlığımızı da bu kanaatler çerçevesinde inşa ediyoruz. Bunun farkına varmak, daha sorgulayıcı bir okumanın ilk adımı olabilir mi? Bilemeyiz, zaman gösterecek. Öyleyse tüm o kanaatlerimiz için Şemsi Yastıman üstadımızın sesinden ve sazından gelsin: Hangi rüzgar attı sizi, uzaylılar hoş geldiniz…

*Gerçekçiler İçin Ütopya, Domingo Yay. 2018
** Araştırmaya culturelcognition.net sitesinden ulaşılabilir.