Hangi Seçim? Parti programlarının dili (AKP)

13 milyon insanın sosyal güvenlikten yoksun olduğu, işsizlik oranlarının yükseldiği, gelir dağılımındaki uçurumun zirveden zirveye koştuğu, ücretli emekçilerin sömürü koşullarının ağırlaştığı koşullarda seçimlere gidiyoruz. Pekala seçim mitinglerini dolduran emekçilerin, işsizlerin, yoksul köylülerin gerçekten seçim hakkı var mı? Düzen partileri arasında farklı seçenek var mı?

AK Parti programına bakalım:

AK Parti, “tüm kurum ve kurallarıyla işleyen piyasa ekonomisinden yanadır”. Yani temeli emek sömürüsü olan kapitalizmden yanadır. Kapitalizmin işleyiş kuralı ise, emek sömürüsünün artırılması, tek tek rasyonal olan işletmelerin toplumsal düzeyde gayri-rasyonallik üretmeleri, sürekli bir kaos içerisinde birbirlerini yutmaları, yani para fetişinin dikte ettiği meta ekonomisi. Bu ekonominin işlemediğini ise, giderek daha fazla insani, toplumsal ve doğasal yıkım ve kıyım yaratan periyodik krizler sürekli kanıtlıyor.

AK Parti, “devletin ilke olarak her türlü ekonomik faaliyetin dışında olması gerektiğini benimser.” Yani piyasa ekonomisine tapılır, yeraltı ve yeryüzü kaynakları, insan emeği ve ihtiyaçları kar hırsından başka bir güdüsü olmayan “özel işletmecilere” bırakılır.

AK Parti, “özelleştirmeyi daha rasyonel bir ekonomik yapının oluşması için önemli bir araç olarak görür.” “Hızlı ve toplumsal faydayı sağlayacak bir özelleştirmeye imkan hazırlayacak hukuki ve idari düzenlemeleri yapacaktır.” “Hızlı ve şeffaf bir özelleştirme gerçekleştirecektir.” Yani temeli halkın vergileriyle atıldığı için devlet eliyle gerçekleştirilse de özünde halka ait olan ne kadar iktisadi kuruluş, üretim ve hizmet birimi varsa, kardan başka güdüsü olmayan sermayeye aktarılacaktır. Bu aktarma sürecinin ne kadar “şeffaf” olduğunu ise, şu ana kadar yaşanılan özelleştirmelerde gerçekleşen yolsuzluklar yeterince kanıtlamaktadır. Türkiye, hükümet kabinesine üye olup zenginleşen siyasi yöneticiler ülkeleri sırasında ön saflardadır. Yani şeffaflık laf: Halkın alın teri özel sermayeye aktarılacak, buralarda çalışan emekçilerin bir kısmı işsizliğe, bir kısmı da daha kötü koşullarda çalışmaya itilecektir. Bunun adı ise “daha rasyonel” işletmedir.

Halkın emeğinin talan edilmesine dünya sermayesi ortak edilecektir. “Yabancı yatırımların ülkemize çekilmesinin” önündeki tüm engelleri kaldıracaktır AK Parti. Bu hedefleri gerçekleştirebilmek için Türkiye’ye emperyalist-kapitalist sistem içerisinde verilen role sadık kalınacaktır: “Bu nedenle Türkiye’nin NATO bünyesinde bugüne kadar ortaya koyduğu katkıya paralel olarak, yeni ‘Avrupa Savunma Stratejisi’ çerçevesinde oluşturulan ‘Avrupa Güvenlik ve Savunma Kavramı’ (AGSK) içinde hak ettiği yeri alması yolundaki çabaları sürdürecektir. Türkiye ile dost ve müttefik ülkeler arasında uzun zamandan beri devam eden siyasi ve ekonomik işbirliği sürdürülecek ve bu işbirliği özellikle ekonomi, bilim, teknoloji, yatırım ve ticaret alanlarında yoğunlaştırılacaktır. Amerika Birleşik Devletleri ile uzun yıllardan beri savunma ağırlıklı olan işbirliğini devam ettirecek ve bu işbirliğini ekonomi, yatırım, bilim ve teknoloji alanlarında yaygınlaştıracaktır.”

Evet, AK Parti’nin kimin partisi olduğu, kime hizmet ettiği kendi programlarında açıktır. İşçiler, emekçiler, yoksul çiftçiler, üniversite geçliği, seçim mitinglerindeki “edep çerçevesiyle” ilgili edepsiz laf kalabalığıyla ilgilenmeyi bırakıp, bu programın kendilerine zerre kadar yarar sağlamadığını görmelidir. Yani AK Parti, aşağıdakiler için KARA partidir.

Pekala bu program, ekonomide (siz yukarıdakiler için diye okuyun) kısmen sanal, kısmen gerçek bir “büyüme” sağlamak için çok sayıda ucuz emek gücü gerektirmektedir. AKP bunu nasıl becerecektir? Bir “en az üç çocuk doğurun” düsturlarıyla! Ama AK Parti stratejistleri, kesin ahlaki ve dini çağrıların paranın terbiye edici gücü karşısında aşırı zayıf olduklarını bilecek kadar bu-dünyacıdırlar. Bu nedenle sadece düsturlara güvenmezler.

AK Parti döneminde “tarım sektöründe ekonomik anlamda işletmeciliğe geçiş sağlanacaktır.”  “Kırsal kesimde verimliliği artıracak ve girdi maliyetlerini azaltacak teknoloji kullanımı özendirilecektir.” Yani yoksul çiftçiler, fındık ve pamuk üreticileri vs. “ekonomik anlamda işletmecilik” yapmamaktadırlar. Bunlar çeşitli yollarla topraklarını terk etmeye zorlanacak, şehirlerin varoşlarını dolduracak, milyonlardan oluşan ucuz emek ordusu oluşturacaktır. Şehirlerde umduklarını bulamadıkları için gözleri dünyaüstüne dikecek, “Allah, Allah” diye inleyeceklerdir. Bu “Allah nidaları” sayısı giderek artan bir dini profesyonel orduyu beslemekle yetinmeyecek, seçimlerde AK Partisi’nin dini, muhafazakar, milliyetçi söylemini oy deposuna çevirecektir.

Ey ezilenler, AK Parti sizin dertleriniz için deva, yani seçimlerde bir seçenek mi?

BİZİ TAKİP EDİN

360,157BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,247TakipçiTakip Et
7,974AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL