Hangi Western?
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

TRT, A.B.D. ile yaşanan krizi neden göstererek 1975 yılından beri yayımlanan Western Kuşağı’nı kaldırdıktan sonra, iki arada bir derede kaldık. Bir defa, Amerikan baskısına karşı zaten hepsi eski olan kovboy filmlerini kaldırmanın onlara ne türlü bir maddi zararı olabilir diye merak ediyoruz. Bir de, bu memlekette Western’lerin kırbaç şakırtıları ile silah seslerini seven ve her Pazar bu kuşağı izleyen, hane halkına da zorla izleten babalara lanet etmiş bunca erkek çocuk olduğunu şaşkınlıkla öğrendik.

Bazı “emredersiniz”ci sitelerde çıkan, “Şimdi de Hollywood’un tamamen boykot edilmesini bekliyoruz” gibisinden haberlere de gülsek mi, ağlasak mı bilemedik. Hollywood artık bir dağda kalmış (o da, kaldıysa) bir tabela gibi görünüyor bana. Yani pardon, bu durumda Star Wars dizisi filmleri ile Marvel uyarlamalarını mı yasaklıyoruz? Western’ler unutuldu anlamında söylemiyorum. Hayır, hatta şu anda devam etmekte olan Venedik Film Festivali’nde Hollywood’la hiçbir ilgisi olmayan Coen kardeşler ile Fransız Jacques Audiard’un birer Western’i yarışıyor.

Bizim küçüklüğümüzde Kovboy Filmi denen Western’lerin Kızılderili denen ve genellikle beyazların hâlâ izini bile bırakmama girişimini sürdürdükleri yerli halkı vahşi olarak gösterdikleri doğrudur. İşgalci beyazlar da topraklarını korumak isteyen bu halkın vahşetinin kurbanı masumlardı. Ama hepsinin uyduruk filmler oldukları, bir uydurmacadan ibaret. Örneğin “High (Noon/Kahraman Şerif”, “Unforgiven/Affedilmeyen”, “Dances with Wolves/Kurtlarla Dans”, “Butch Cassidy and the Sundance Kid”, “True Grit/İz Peşinde”, Johnny Guitar, “The Good, the Bad, and the Ugly/İyi, Kötü ve Çirkin” ve “The Magnificent Seven/Yedi Silahşörler” gibi filmlerin de Western başlığı altında yer aldığını hatırlatalım. Sonuncusunun tekrar-filmi 2016’da çevrilmiş, Türkçe’ye de adı “Muhteşem Yedili” olarak kazandırılmıştı ki, doğrusu da budur.

Yukarıda adlarını yazdığım bu akla ilk gelen filmlerin bazıları ise fena halde yenidir ve Hollywood’la zerre kadar ilintileri yoktur. “The Searchers/Çöl Aslanı” gibi bazı Western’ler ise klasik kalıba uysalar da iyi filmlerdir. Tuhaftır ki, ben TRT western’lerinden bir tanesini bir türlü unutamam. İyi bir Western olduğu için değil, TRT özgün diliyle oynattığı için. Başrolünde Doris Day’in (yanlış yazmadım) oynadığı 1953 yapımı “Calamity Jane”, tek bir kelimesini bile anlamadığım ve bu yezden de uzunca bir süre İngilizce bilmediğimi sandığım için.

Gene yukarıdaki listenin son iki filmi ise, farklı bir eğilime dikkati çeker. “İyi, Kötü ve Çirkin” yani İtalyanca adıyla “Il buono, il brutto, il cattivo;”, bir Sergio Leone filmidir. Hatta, üstadın “Dolar Üçlemesi”nin üçüncü filmi. İlk iki film Avrupa’da büyük gişe yapınca, Leone ve ekibi iki Universal Artists yöneticisiyle anlaştı.

Oysa klasik Western‘leri sevmeyenlere göre o kırbaç şakırtısı meraklısı babalara karizma dersi verecek olan Clint Eastwood henüz o kadar meşhur da değildi. Bu arada John Wayne’in onu ciddiye almadığını da ekleyelim.

İkinci eğilim ise, Japon filmlerinden ilham alıp unutulmaz westernler yapmak. “Muhteşem Yedili” gibi. Özgün filmin yönetmeni Akira Kurosawa’nın filmleri başı çekse de, Hollywood başka yönetmenlerin samurai filmlerini de bağrına basmıştır. Hem “The Magnificent Seven” (Seven Samurai) hem de “A Fistful of Dollars/Bir Avuç Dolar” gene Kurosawa’nın şaheserlerinden uyarlanmıştır, örneğin.

75. Venedik Film Festivali’nde sunulan iki filme gelince, Coenler’in imzasını taşıyanın adının “The Ballad of Buster Scruggs”, Jacques Adriard’ınkinin ise “The Sisters Brothers” olduğunu belirtmekle yetinelim. Umarız kazasız belasız gösterime girerler.