Hani sporda şiddeti önlüyordunuz?
ERAY ÖZER ERAY ÖZER
Biliyorum, aylar sonra yazmaya başlayıp söze 3 Temmuz süreciyle başlayınca kesin delirdiğime ve hatta kafayı bu şike davası meselesiyle bozduğuma kanaat getireceksiniz...

Biliyorum, aylar sonra yazmaya başlayıp söze 3 Temmuz süreciyle başlayınca kesin delirdiğime ve hatta kafayı bu şike davası meselesiyle bozduğuma kanaat getireceksiniz. Vallahi değil... Kafanızı o meselelerle ağrıtmayacağım. Zaten biz memleketcek unutmadık mı o konuları?

Derdim başka... Önce kimseyi sıkmadan bir özet geçmem şart. Ne olmuştu 3 Temmuz’a gelinen süreçte? Spor kulüplerinin, özellikle de Kulüpler Birliği’nin öncülüğünde bir Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası çıkarılmıştı. Yasayı hazırlatanların pek tabii ki şiddetin önlenmesiyle filan bir ilgisi, dertleri yoktu. Amaçları tribünlerde çıkan olaylardan kulüplerin maddi, manevi olabilecek en az şekilde etkilenmesini sağlamak, buna karşın bütün suçu ve cezai yaptırımları tribündeki taraftarın sırtına yıkmaktı.

Yani kulüpler paçayı sıyıracak, fatura tribündeki taraftara kesilecekti. ‘Piyasa’nın talep ettiği vatandaş tipi hayırlısıyla tribüne de hakim kılınacaktı. Olur ha, bir aksilik olursa da faturayı ‘piyasa’ kurallarına uymayan tribün ödeyecekti.

Fakat ne oldu? Evdeki hesap çarşıya uymadı! Bizim kerameti kendilerinden menkul spor yöneticilerimiz hukukçulara emanet ettikleri yasa taslağını okumayı unuttu! Çorbanın tuzu fazla kaçmış, yasa hesaplanandan birkaç ‘tık’ daha sert olmuştu.

Hatırlayın o günleri. Yasa meclisten geçtikten sonra gazeteler bangır bangır artık televizyon kanallarındaki spor programlarını yapanların bile taraftarı şiddete teşvik etmek suçuyla hapis cezalarına çarptırılabileceğini yazıyordu.

O günlerde bizim şiddetle mücadeleyi bir namus meselesi bilen spor yöneticilerimiz bir taşla iki kuş vurduklarını sanıyorlardı. Hem cezalar taraftarın sırtına yüklenmiş, hem de spor basını ‘şiddeti körükleme’ kaynaklı hapis cezası baskısıyla zapturapt altına alınmıştı.

Hesaplar karışınca, yasayı önlerinde bulan savcılar harekete geçti ve 3 Temmuz süreci yaşandı. Haklı, haksız birçok insan aylarca hapislerde, çoluk çocuklarından uzakta yaşamak zorunda kaldı.

Fakat uyanık spor dünyası hemen hamlesini yapmayı bildi. ‘Biz bu yasayı bir kez daha değiştirmeyiz’ diyen iktidarı da dize getiren spor yöneticilerimiz tuzu fazla kaçan yasaya ince bir balans ayarı çekti. Muhalefet, iktidar demeden tek tek parti yöneticileri ziyaret edildi, bakanların kapısında yatıldı, Başbakan’a ‘ricada’ bulunuldu.

Ve nihayetinde yasa ‘yumuşatılıp’ olması gereken kıvama getirilerek bir kez daha Meclis’ten geçirildi.

Ve gelelim bugüne...

Geçenlerde bir futbol hakemimizin evi bir televizyon kanalı tarafından basıldı, eşi bir muhabir tarafından resmen psikolojik şiddete maruz bırakıldı. Hakemin kaldığı apartmanın görevlisine aidatları ödeyip ödemediği soruldu, eşiyle arasındaki sorunlar faş edildi. Bu esnada olay yerine gelen polise ‘ayar’ verildi.

Bu sadece bir örnek...

Pazar Pazartesi geceleri sözde spor programlarında sabaha kadar şiddete teşvik edilmek şöyle dursun, ekran karşısında onlarca nefret suçuna tanıklık ediyoruz.

Engelli sporcuların maçında olaylar çıkıyor, tekerlekli sandalyeler kırılıyor.

Yine kısa süre önce Kayseri’de Fenerbahçe’nin otobüsüne saldırıldı. Bugün derbide Allah vere de bir şey olmasa...

Şu sıralarda şiddetin alası sporda kol geziyor! Cirit atıyor!

Peki siz sporda şiddetin önlenmesini ağzına alan tek bir yönetici, ilaç için bir adet spor adamı gördünüz mü?

Bir tanesi çıkıp da yasayı uygulamaktan bahsediyor mu? Ağzına yasadaki yaptırımların uygulanmasını alana rastladınız mı hiç?

Rastlayamazsınız... Çünkü spordaki şiddet bu insanların hiçbirinin umurunda değil.

Daha düne kadar her biri tribünün en ‘tehlikeli’ abileriyle aynı sofrada yiyip içiyor, aynı uçakta, otobüste seyahat ediyordu. O abilerin seyahat masrafları, harçlıkları bu yöneticilerin cebinden karşılanıyordu.

Bu insanlar yıllarca tribün şiddetini kendi iktidarlarının devamını sağlamak için bir araç olarak gördü.

Ta ki ‘sponsorlar’ o şiddetten rahatsız olana kadar!

Ama siz bu insanlar uğruna ölebilir, öldürebilirsiniz öyle mi?

Bu abilere canınız feda öyle mi?

Bu abiler kulübünüz için bulunmaz bir nimet, canla başla çalışan bir nefer öyle mi?

 

Yapmayın! Allah aşkına!