Anasayfa KÜLTÜR SANAT Hatırla ama asla anlatma!

Hatırla ama asla anlatma!

Kim konuşuyor? Konuşan, geçmişten gelen hayalettir. Durmadan geçmişin yükünü yüklüyor sırtımıza. Konuşmaktan, yüzleşmekten kaçındığımız dehşetengiz olaylar birikerek çoğalıyor. Geçmişte korkunç şeyler olmuştur. Ama sır olarak kalmalı, anlatılmaları yasaklanmıştır. Sadece “hatırla!” deniliyor bize, sonra da “unut!” Geçmiş, örtülerin altında saklı; örtüleri hatırlamamızı istiyorlar sadece, örtünün altındaki korkunç olayları ise unutmamızı. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Ermeni Tehciri’ni hatırlıyoruz ama, mağdurlar öykülerini anlatmaya başlayınca susturulmalı. Dersim olaylarını hatırlayın ama olup bitenler sır olarak kalmalı. 15 Temmuz’u hatırlatmak içinse ellerinden geleni yapıyorlar ama olup bitenler örtünün altında kalmalı. Dile getirilmesi yasaklanmış anılarla baş başa bırakıyorlar bizi. Hayatı anlamlandırabilmek için anlatabilmemiz gerek oysa. Yoksa çıldırmamız an meselesi. Hamlet, babasının hatırlamasını istediği ama anlatılması yasak sır yüzünden çıldırmadı mı?

Anlatmak, kaostan kozmos yaratmaktır. Hayatı bir kurmaca haline getirdiğimiz ölçüde akıl sağlığımızı koruyabiliyoruz. Hayatın delice akışıyla başka türlü baş edemeyiz çünkü. Kurmaca, hayatı kalıba sokmaksa, hayatın her zaman bu kalıptan taştığını da biliyoruz. Witold Gombrowics ‘Kosmos’ adlı romanına dair güncesine düştüğü notlarda kurmacayı şöyle tanımlamıştır: “Nedir polisiye roman? Kaos halinde olanı düzene sokma, düzenli hale getirme denemesi.” Ama bir yıl sonra şu notları düşmüştü güncesine: “Fazladan gerçekleşen bir olay yüzünden gerçekliğin bir anda kabından taşıvermesi. Her yana uzanan duyargalar… karanlık oyuklar… sapmalar… anaforlar… bütün bunların yaratılması” (Kosmos, çev. Aykut Derman, Can).


Kurmaca sadece edebiyatın ya da sanatın işi değil, sıradan insan da gündelik hayatın her yöne dağılıp saçılmasına katlanamadığı için hayatını kurmacalaştırmak zorunda. Çünkü “kurmacanın birliği var, biçimi var”diyor Aldous Huxley. Biçimsiz olana katlanamıyoruz. Yatay ilişkiler ağı olarak düşünüldüğünde toplum, bireysel kurmacalarımızın birbirine dokunarak durmadan yapılıp bozulduğu, konturları bulanık, devasa bir kurmacadır. Bizler kendi hayatlarımızı kurmacalarla anlamlı hale getiriyoruz ama en kötüsü, başkalarının kurmacalarına katlanmak zorunda olmamız. Ve başkalarının kurmacaları üzerinden hayatı olumsuzlamak ve başkalarının kurmacalarında hayatımızın olumsuzlanması. Ve iktidar öykülerimizi gizlemek için örtüler seriyor geçmişin üzerine. Sonra da örtüleri hatırlatıyor ama öykülerimiz anlatılmamalı.

Tarih bir kurmacadır, resmi tarih ise iktidarın kurmacası. Kurmacasıyla hiçleştiriyor hayatımızı, başımıza gelenleri gizlemek için örtmeceler seriyor. Olayı hatırlatıyor, ama olup bitenler sır olarak kalmalı. Prens Hamlet oyunun başlarında, kral babasının hayaletiyle karşılaşır ve babası “Beni hatırla” der oğluna, “Benim hikayemi anlat”. Ama neyi hatırlaması gerektiğini söylemez, sır olarak kalmalı: “Babanın ruhuyum ben ve bir süre için/Mahkûmum geceleri karanlıkta gezmeye/Gündüzleri ateşler içinde kalmaya/Yanıp tükeninceye dek işlediğim günahlar/Açıklamam yasak olmasaydı eğer/Yaşadığım zindanın sırlarını/Öyle şeyler anlatırdım ki sana/Tek kelimesi aklını başından alırdı (çev. Sabahattin Eyüpoğlu, İş Bankası).

Babaların işlediği günah, geçmişten birikerek gelen bu anlatılamaz sır nedir acaba? Eril iktidarların yeryüzünde giriştikleri katliamlar mı anlatılamaz olan, masum insanların çığlıkları mı? Kadıköy Moda Sahnesi’nde Kemal Aydoğan’ın yönettiği Shakespeare’nin Hamlet’inden çıkarken aklımda bin bir soru. Dekorunu ve kostümlerini günümüze taşıyarak Hamlet’in güncelliğini ve bu güncelliğin tüketilemeyeceğini gösterdiler bize. Erkekler arasında geçen, kadınların edilgin varlıklar olarak yer aldığı, hatırlanması ama asla anlatılmaması gereken sırlarla dolu egemen bir tarih anlatısı. Freud ve Lacan’dan tutun da James Joyce’a kadar çok sayı da yazarın çözümleyerek anlamını çoğalttıkları Shakespeare’nin oyununu tek bir anlamın içine hapsetmek mümkün değil. Prens Fortinbras’ın sahnede söyledikleri hâlâ kulaklarımda: “Unutulmamış haklarım var benim bu krallıkta.” Unutturulmak isteneni dile getiremezsek çıldırmamız an meselesi. Gözlerimizdeki karanlık oyuklarla nasıl bakabiliriz ki birbirimizin yüzüne?

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

9,995AbonelerAbone
- Reklam -

SON HABERLER

Erdoğan: Bizim literatürümüzde UBER diye bir şey yoktur

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da esnaf ve sanatkarlar ile bir araya...

Endonezya’da Agung Yanardağı’nda patlama

Endonezya'nın Bali Adası'ndaki Agung Yanardağı'nda patlama meydana geldi.

İptal oyu veren YSK üyesinin eşi AKP aday adayı çıktı

İBB seçimlerinin iptali yönünde oy kullanan YSK üyesi İlhan Hanağası'nın eşi Avukat...

Selçuk Kozağaçlı’ya ‘Lawyers For Lawyers’ ödülü

‘Lawyers For Lawyers’ ödülü tutuklu Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya...

BAE casusu olduğu iddia edilen kişi hakkında adli tıp raporu hazırlandı

BAE casusu olduğu iddiasıyla tutuklanan Zaki Y.M. Hasan’ın intiharına ilişkin Adli Tıp...

FFP’de yeni perde: Galatasaray geçti, Fenerbahçe takıldı

UEFA, Galatasaray'ın Finansal Fair Play için 2018-2019 sezonu anlaşma şartlarına uyduğunu, Fenerbahçe'nin...

Roboski katliamında kardeşini kaybeden Encü tutuklandı

Roboski katliamında kardeşini ve yakınlarını kaybeden Veli Encü ile Kumçatı Belediyesi eski...

Fransa’da bombalı paket patladı: Yaralılar var

Fransa Lyon’un ünlü Bellecour meydanının olduğu bölgede meydana gelen patlamada yaralı sayısı...

Trump, Ortadoğu’ya bin 500 ilave asker gönderilmesini onayladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu'ya yaklaşık bin 500 ilave asker gönderilmesini onayladığı...

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan Reuters’a tepki

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Reuters'ta yer alan habere tepki gösterdi.

Sonraki haber