Havalar niye bu kadar ısındı?
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA

Delirdin mi sen donuyoruz be! Diyenleriniz olabilir. “Her taraf kış kıyamet ne ısınması” diye kaşlarınız çatılabilir. Dalga mı geçiyorsun bu soğukta fakir fukara, depremzedeler ve bütün bu felaketler demeyin hemen. Parmak kaldırıyorum ve mazeretim var. Çocukluğumdan beri kar hep çelişkilere sürükler beni. Çocukken ne zaman kar yağsa içim anlamsız bir heyecan ve coşku ile dolardı. Hele bir karış kadar olduysa bahçedeki kar, koşup içine dalmak ve kardan adam yapmak gibi fantezilerle coşardım. Fantezi diyorum, zira bunları yapmak ne mümkün? Ben daha “dışarı çıkacağım” diyemeden, hem bronşit olmuş hassas bünyem tartışma konusu olurdu aile efradı içinde, hem de aynı aile efradı ve dahi ziyarete gelmiş komşular, bu karda soğukta açta açıkta kalmışları, sokakta kalmışları, yiyecek yemek, yakacak odun bulamayanları, yoksul ve fukaraları sıralar onlar için çare dilerlerdi. Ben duyduğum coşkudan mahçup bir köşeye büzüşürdüm. Zihnimde köyde kimler bu durumda olabilir diye arar arar bulamazdım. Zira herkesin yiyeceğini kendisinin yetiştirdiği, odununu kendisinin getirdiği, eğer yetmezse gidip komşusundan isteyebildiği bu köyde yoksulluk bundan başka bir şeydi herhalde. Ben on beş dakikalık kar iznini ile iki dakikalık kar coşkuma vicdan azabı karışmış oynardım. Aile efradının bahsettiği yoksulluğu görmem ve anlamam için büyük kentin eteklerini ve oranın insanlarını tanımam, barınmak, ısınmak ve yemek yiyebilmek için emek güçlerinden başka satacak bir şeyleri olmayanlarla buluşmam gerekti yıllar sonra. Beni onlara götüren aile efradının çare dilekleri bir birine karışmış dünya tahayyülümde suçlu kar değildi. Kimse üşümek zorunda, çocuklar kar sevincinden vicdan azabı çıkarmak zorunda değildi. Herkesin insan olmakla en temel ihtiyaçlarını karşılama hakkı mevcut ve elzemdi.Velhasıl bir odada burnu camın sıcak emniyetine dayalı bir bardak çayla şu çekilmez hayatta bir an olsun sırf kar yağdı diye coşku duyabilenlere öfkelenenlere, bakıp bunları hatırlıyorum. Sanırım yalnız benim solculuğum değil hayatın çelişkisinden muzdarip olan. Durumun karanlığını,çaresizliğini ve azabını akılda tutup çoşkumuzu söndürmeden oyuna devam etmek mühim olan.

Ben anı anlatmayacaktım. Niyetim memleket basınının iklim konusunda bir kez daha- amiral gemisi dahil-nasıl karaya oturduğundan dem vurmaktı. Zira alayı “küresel ısınma bitti buzul çağı başladı” diye höykürdüler karı görünce. Belirtsinler ya da belirtmesinler kaynakları İngiliz bulvar gazetesi Daily Mail. Ne diyelim kılavuzu karga olanın… Zira Daily Mail’in kaynak olarak kullandığı Met Office ise verdikleri bilgilerin çarpıtılarak kullanıldığına dair bir basın açıklaması yayınladı. “Buzul Çağı başladı” haberini bir heves yayınlayan Hürriyet ve Habertürk’ün aynı hevesle bu açıklamayı yayınlamasını da bekliyoruz tabi, gazetecilik ilkeleri gereği. Madem iklim konusunda da bu kadar duyarlılar. Zira bu açıklamada “son derece kesin olan bir şey varsa o da şudur ki” deniliyor “2000 ile 2009 arasındaki on yıl içerisinde ısınma trendini görmeye devam ettik. Bu on yıl 1850 den beri en sıcak on yıl oldu. Hangi kayıt metodlarını kullandığınıza bağlı olarak 2010 yılı kayıtlardaki en sıcak yıl”(diğer bir kayıtta da ikinci diyelim de yüreğimize su serpilsin(!)[1] Yani dışarıda lapa lapa kar yağıyor olabilir ama yer küre yüzyıllardır yaşadığı en sıcak yılları geçiriyor. Peki Hürriyet ve Habertürk’ün derdi ne? Neden buzul çağını başlattılar? Neden küresel ısınmanın olmadığını, iklim değişikliğinin sera gazları salınımı ile ilgili olmadığını iddia etmeye niye bu kadar meraklılar? Öncelikle bu haber satıyor. İnsanlar şimdiki hayatlarından yeterince mutsuz ve geleceğin iyi olduğuna inanmak istiyorlar. Devasa tekellerin ve sera gazı lobisinin karşısında mücadele edebileceklerine, başarılı olabileceklerine inanamıyorlar ve ümitsizlik içinde iklim değişiklikleri ve iklim felaketlerinde hiçbir sorumlulukları olmadığına dair “bilimsel” bir gerçeğe bel bağlamak istiyorlar.

Biraz daha derine bakarsak meselenin al gülüm ver gülüm meselesi olduğunu görmek de mümkün. Hürriyetin otuz üç reklamın yirmi tanesini, sera gazı salımının azaltılmasından ilk anda zarar görecek firmalar vermiş. Karbon yakıt-petrol kullanan otomobil firmaları gibi. Ve bu hesaba, üretimlerinde ve mallarının tüketiciye ulaştırılmasında yüksek miktarlarda sera gazı salınımına yol açan elektronik firmaları dahil değil[2]. Dolayısıyla Hürriyet bu konuda da sahibinin sesi.

Demem o ki özgür basın yaşaması meselesi yalnız gazetecilerin hürriyeti meselesi değil, hepimizin doğru bilgiye ulaşma ve hayatımızı bu bilgi doğrultusunda değiştirme ve yaşama hürriyetimiz ile doğrudan ilişkili bu bağlamda. Kar yağsa da havalar ısınmış olabilir velhasıl. Her durumda coşkumuzu yitirmeden oyuna devam.



[2] Yeşil Gazete, Ümit Şahin’in Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz’la ropörtajı.