Havalimanında abluka sürüyor
24.09.2018 07:21 ÇALIŞMA YAŞAMI
“Herkes korkmuş durumda. O nedenle kimse sesini çıkartamıyor. Bir inşaat alanında jandarma olabilir mi işçiyle beraber? Akrepler işçilerin arasında. Bu olabilir mi?”

Üçüncü havalimanı inşaatındaki direnişe katılıp gözaltına alınan ve ikinci günde serbest bırakılan bir inşaat işçisi, jandarma baskınında ve gözaltında yaşadıkları ile şantiyedeki son durumu İnşaat-İş Sendikası’na anlattı. Şantiyenin içinin halen polis ve jandarma ile dolu olduğunu belirten işçi, tahtakurusu ve servis sorununun halen çözülmediğini, maaşlarının bir bölümünün de yine elden verildiğini söylüyor.

2 kişilik hücreye 15 kişi konulduk
► Baskın anında ve gözaltında neler yaşandı?

Gece gözümüzü kapattık, bir de baktık operasyon oluyor. Kimi koğuşların kapısını kırdılar. “Kalkın, kimliklerinizi verin” diye bağırıyorlardı. İşyeri kimliği olmayanların çoğunu gözaltına aldılar. Bize “Aşağı inin, sicilinize bakacağız” dediler. İnsanlar da üstlerindekilerle, o soğukta aşağı indi. Sonra bunları böylece gözaltına aldılar. İnşaat içindeki jandarma karakolunda tuttular. 500-600 işçi aldılar. Ben de gözaltına alındım. Ellerimizi kelepçelediler. Hepimizin tek tek fotoğrafını çektiler. Sonra bizi Maslak İlçe Jandarma’ya götürdüler. İki kişilik hücreye 15 kişi koydular bizi. Bize iki ufak sandviç ve 1 litre su verdiler. “Bunlar hem öğle yemeğiniz, hem akşam yemeğiniz” dediler. Akşama kadar böyle idare ettik.

Bir sefer doktor geldi. Bize doktora çıktıktan sonra serbest kalacağımız söylendi. Doktorun yanına gittik. “Bir şeyin var mı?” diye sordu. “Yok” dedim. Muayene etmeden direkt “gidin, sıradaki gelsin” dedi. Doktor muayenesinden sonra serbest bırakmadılar.

Akşam oldu, yemek ve sigara istedik ama vermediler. Biz tepki gösterip “Suçumuz yok, serbest bırakın” diye kapılara vurunca “Sizi devlet malına zarar vermekten içeri atarız” diye tehdit ettiler. Sonra parmak izine götürdüler. Burada da “Serbest kalacaksınız” dediler ama yine bırakmadılar. Bizi gece 2 gibi serbest bıraktılar. Gözaltından çıkar çıkmaz işyeri servislerine bindirilip havaalanına götürüldük. Kimimizi sabah bıraktılar.

Gözaltındayken oradaki askerlere dedim, ”Herkes hakkını savunuyor, eğer sen de paranı alamazsan ne yapardın? Aramaz mıydın hakkını?”

‘İşçiler korkmuş durumda, susuyorlar’
► İşçilerin şu anda durumu nasıl, psikolojileri nasıl?
Herkes korkmuş durumda. O nedenle kimse sesini çıkartamıyor. Aslında hepsi şikâyetçi yaşananlardan ama ellerinden bir şey gelmiyor.

Bir inşaat alanında jandarma olabilir mi işçiyle beraber? Akrepler işçilerin arasında. Bu olabilir mi?
Gözaltı sırasında dayak yiyen bir işçi vardı. Darp etmişler onu. Ama adam “Burada kurulu düzenim var, bırakıp nereye gideceğim, nasıl yeniden düzen kuracağım” diyor. “O nedenle sabrediyorum bir şey diyemiyorum” diyor.

‘Düzelttik diyorlar ama yalan’
► İGA sürekli olarak koşulların düzeltildiğini, birçok sorunun hallolduğunu söylüyor. Sorunlar halloldu mu gerçekten?
Şantiyenin içi jandarma dolu… En son kırdıkları kapıları gördük çöpte, onları değiştirdiler. Ama tahtakuruları var yine. (Kollarını gösteriyor. Kollarında tahtakurularının neden olduğu yaralar var). Her tarafım kaşınıyor. Gece uyuyamıyoruz. İşten çıkmayı düşünüyorum; çünkü tahtakurularına dayanamıyorum artık. Üstelik bize asgari ücreti yatırıyorlar, gerisini zarfta veriyorlar. Zarfların ise normalde ağızları kapalı olması gerekirken açık… Belki de kırpıyorlar bu paraları da.
Servislerde de sıkıntı devam ediyor. Kuyruklar oluşuyor yine. Değişen hiçbir şey yok. Düzelttik diyorlar ama yalan.

***

Suçlu biz değiliz, patronlar!

Üçüncü havalimanı direnişinin ardından tutuklanan, aralarında İnşaat-İş yöneticilerinin de olduğu 24 işçi, cezaevinden mektup gönderdi. Mektupta, “Hak istemek suç değildir. Asıl suçlu biz işçileri insanlık dışı çalışma koşullarına mahkûm eden İGA patronlarıdır” dendi.

Mektupta şu ifadeler de yer aldı: “En insani taleplerimiz büyük bir zorbalıkla bastırılmaya çalışıldı. Gece yarılarında koğuş kapılarımız kırılarak gözaltına alındık. İGA’nın güvenlik binasında kaba dayak, küfür ve hakaretlere uğrayarak sorgulara çekildik. İnsanca yaşamak ve insanca çalışmak istediğimiz için hukuksuz şekilde yargılanarak cezaevlerine atıldık.

Bizler hiçbir şekilde suçlu olduğumuzu düşünmüyoruz. Hak istemek suç değildir. Asıl suçlu, biz işçileri insanlık dışı çalışma koşullarına mahkûm eden İGA patronlarıdır. Buradan tüm kamuoyuna sesleniyoruz: Bizleri merak etmeyin, keyfimiz ve moralimiz gayet yerinde. Sesimize ses olan tüm dostlara selamlar. İnşaat işçisi köle değildir!”