Havuç ve sopa
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

İktidar sözcüsünün, son KHK’nin “tehlikeli” olarak tanımlanan 121. maddesi ile ilgili savunusunu, hukuk sistemimizin en tepesinde bulunmuş iki yüksek yargıçla birlikte dinleme şansım oldu. Kimsenin isimleri önüne “muhalif” gibi bir sıfat takma şansı olmayan emekli yüksek yargıçlarla…

İktidar sözcüsü, “son derece açık” diyor ve “netleştiriyor”: “Bu düzenleme sadece 15-7-2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi ve devamı niteliğindeki 16 Temmuz sabahıyla ilgili. Eylemlerin bastırılması ibaresi; 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz gününü ifade etmektedir.

Bu kadar açıksa, neden dert ediyoruz? Yarın öbür gün sokaktaki sıradan bir protestoya eli sopalı, eli palalı, eli bıçaklı ve silahlı sivil milislerin müdahale edeceği kuruntusuna neden kapıldık ki?

Yargı sistemimizin her düzeyinde bulunmuş ve en tepesinden emekli olmuş yüksek yargıçlara bunları soruyorum.

Biz niyetlere, sonradan ‘son derece açık’ hale getirmeye dönük olarak yapılan açıklamalara bakarak değerlendirme yapamayız ki” diyerek, 121. maddeyi okuyorlar: “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin kapsamında hareket eden kişiler hakkında hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk doğmaz.

Ömürlerini mahkemelerde geçirmiş yüksek yargıçların işaret ettiği “bunların devamı niteliğindeki eylemler” ibaresi ve “Bugün, hatta yarın, öbür gün yapılacak bir protesto eylemini, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin devamı olarak yorumlamanın önüne kim nasıl geçebilir?” diyorlar. “Burada iktidar sözcüsünün ifadesini güvence sayarsanız, iktidar yetkililerinin, bakanların, başbakanların OHAL’in 3 ay bile sürmeyeceğine dair verdikleri güvenceleri nereye koyacaksınız?” diye de soruyorlar.

Kısacası, iktidarın 121. madde konusunda verdiği sözel güvence ve “açıklama” sadece muhalifleri değil, hukukçuluktan başka bir şekilde tanımlayamayacağınız yüksek yargıçları da ikna etmiyor.

Meral Akşener’e “iç savaş” uyarısı, muhalefete “İktidar eliyle sivil silahlı çete kurma maddesi, sivil silahlı çetelere altyapı oluşturma hamlesi” değerlendirmesi yaptıran bir düzenleme ile karşı karşıyayız.

Bir otelin resepsiyonunda eşiyle birlikte giriş yapmakta olan sanatçıya çelme takıp saldırdıktan sonra, “Cumhurbaşkanına sövdüler, FETÖ’yü övdüler” diyebilecek bir zorba da; sokakta kadın cinayetlerine karşı açıklama yapan bir gruba döner bıçağını kapıp saldıracak bir “esnaf”a da koruma sağlayabilecek bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Zaten Erdoğan da esnafın gerektiğinde polis olabileceğini söylemişti!

Bu düzenlemeyi hukuk bilgileri çerçevesinde hiçbir yere oturtamayan emekli yüksek yargıçların “şaşırdıkları” bir konu da böyle bir düzenleme karşısında “kurumların sessizliği”. “Baro dışında kimse ses çıkarmayacak. Oysa, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, hukuk fakülteleri bu konuda da konuşmayacaksa hangi konuda konuşacaklar?

Kendileri de oralarda görev yapmış yargıçların, KHK ile Yargıtay’a 100 yeni üye atanması ile ilgili söyledikleri de çarpıcı: “Bu 100 yeni üyeden 50’si yine Fethullahçı olur. Diğer 50’nin yarısı Menzilci, yarısı Süleymancı. Kendilerine bağımlı bir yargı yaratma çabasının, birlikte çay toplayan yargıçlar istemenin götürdüğü yer yargıyı yine cemaatlere teslim etmek.

AKP 2019 için, o tarihten de önce yapılabilecek bir seçim için hazırlıklarını son hızla sürdürüyor. Kaybetmemeye yeminli olduğu bir seçim için havuçlar ve sopalar hazırlıyor. Bir yanda; taşeron işçiler için 450 bin kadro, 110 bin memur alımı, İstanbul’a 2000 gece bekçisi alımı gibi en önemli sorunu işsizlik olan topluma gösterilen havuçlar var. Öte yanda, kendisine tepki gösterebilecek muhaliflerin karşısına üniformasızların şiddetini de dikme hazırlıkları.

OHAL koşullarında, böylesi havuç ve sopaları devreye sokan bir iktidara karşı genel geçer bir muhalefetle baş etmek mümkün değil.