Hayal gücü güzeldir
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Hayal gücü güzeldir, güzel olduğu kadar da güçlüdür. O güçle ki aşılmaz sanılan engeller aşılır, en güç kararlar kolayca alınır.

Şairler hayal gücü işçileridir. Fazıl Hüznü Dağlarca çiçekle havaya bir dünya çizer ve bu ilk kitabının adı olur; “Havaya Çizilen Dünya” kitabında, şiirlerle var edilen bir dünyadır anlatılan. Kitabın adına dünyanın tüm güzel düşlerini, güzel gelecek hayallerini doldurabiliriz.
Sadece Dağlarca ile sınırlı değildir havaya dünya çizmek. Geleceği, insanlığın iyi hallerini, çok mutlu sabahlara uyanmayı içinde taşıyan tüm düşlerimiz önce havaya çizilir. O havada, yani gökyüzünde boşluk değil, sınırsız, sonsuzluk vardır. Havaya çizilen düşler geleceğe ve sonsuzluğa çizilir bir bakıma.

Düşün ve düşlemin niteliğine göre, hayal gücüyle havaya çizilen dünyanın irtifası farklıdır. Çok yakın zamana ilişkin düşleri hemen başımızın üstüne çizeriz. Daha büyük umutları ise bulutların üstüne. Daha da uzak ve sıcak olanları ise güneşe yakın bir yerlere.

Eğer çizen siz değilseniz, ya da kendi çizdiğiniz dünyaya bakmak isterseniz, bunun için bir başka şairin yazdığı “durağa” da gidebilirsiniz. “Göğe Bakma Durağı” şiirinde Turgut Uyar “İkimiz birden sevinebiliriz” diyerek, göğe bakarken çoğul olmanın güzelliğini göğe bakılacak o durağa işlemiştir.

Hangi durakta olursanız olun, havaya çizilen dünyanın gerçekleşebilmesi için o dünyanın yeryüzünde bir karşılığı olmalıdır. Buna şiirin dışındaki söylemde “programatik” diyoruz.  Uygulanabilir olan, uygulanması gereken doğru tarzı, dili, söylemi içeren bir programatik. O zaman havaya çizilen dünya daha elde edilebilir ve ulaşılabilir olur.

Böyle bir programatik kapasite yoksa o zaman durum eğik düzleme döner. Bu tehlikeye Tarık Günersel üstadım, “Muhafızgücü: 1- Hayalgücü:0”  adlı şiir kitabıyla dikkatimizi çeker. Seksenlerin sonunda şiir diliyle anlatmıştır sorunu.

Havaya dünya çizmek salt şiirle sınırlı değil. Ayrıca bu bağlamda yanlış bir dünya çizmek de olası. Şiir dışından bir örnek; sinemanın genç “dâhilerinden” yönetmen Christopher Nolan 2014 yılında “İnterstellar” (Yıldızlararası) bir film çekmişti. Yönetmenin havaya çizdiği dünyada, uzayda yeni bir hayat kurma düşüncesi yatar. Dünya (yani Amerika) büyük bit kıtlık içindedir. Her yer toza dönmektedir. Yıllar önce uzaya insanlar gönderilmiş, yaşanacak yeni evrenler bulmaları istenmiştir. Şimdi onlarla bağlantı kopmuş, dünyada ise yaşamın sonuna gelinmiştir. Yeni bir ekip kurulur, öncekilerin izni bulmaya, boyutları aşarak, yaşam olanağı olan yeni evrenlere ulaşmak isterler. Evrende ve zamanda yolculuk falan filan… Sonuçta, ortaya Nolan’dan beklemeyecek bir düş kırıklığı çıkmıştır. Biz bunu kendimize göre yorumlarız; yani havaya çizilen dünyada, toplumsal bir düşlem eksikse öykü tökezler. Yani, sinema gibi özü yalan ve hayal olan bir alanda bile havaya çizilen dünyanın, yeryüzü ve insan ayağının doğru bir düşünsel yapıda olması önemlidir!

Sinema, şiir ya da hayal; kısırdöngüyü kıracak olan devrimcilerdir. Bizim tarihimizde vardır böyle devrimciler. Çizdikleri dünya, hayal göğümüzde hâlâ duruyor. Pek çoğu o hayal yolunda öldü. Olmak için ölmekti onların ölümleri… Örneğin Kızıldere; On’lar bizim hayal gücümüzdü!  30 Mart 1972’de, Kızıldere’de yoldaşlık için ölmenin de dersini ve mirasını bıraktılar bize…

Haftaya dize; “beyazı unutmaz siyaha boyanan göz” (Fesih Vural, Akatalpa, sayı 185, Mart 2015)