Anasayfa BİRGÜN PAZAR Hayâlin kırıldığı yere talip olmak

Hayâlin kırıldığı yere talip olmak

İnsanları hak ettikleri ‘bunalıma’ göre saflara ayırmak niye mümkün olmasın. Herkesin delirmeye hakkı var mı? Bedel ödemek gerekmez mi? Tıpkı yaşamak gibi müntehir olmak için de bedel ödemek…

Şeref Bilsel

“Yazmak da ne ki / Ölmekten başka”
(Osman Serhat Erkekli) 

Bu yazı, henüz yazılmadığı için yazılıyor. Kendi hayâlinden doğuyor. Hayâl deyip geçmemek lazım; isteseniz de geçemezsiniz, tutar sizi hayâl, kan tutması gibi bir şey olur. Hayâli önce kur; kurmadan kıramazsın. Hayâl kur ki hayâl kırıklığına uğrama hakkın olsun.

Bir dostunuz söze girer burada: ‘Hava için gök gürültüsü neyse, insanın ruhu için hayâl kırıklığı da odur.’ İnsan çoğu zaman başını kaldırıp bakmaz yukarıya; bir ses, gürültü var eder üstümüzde dolanıp duranı. Bunalım, içeride başlar ve emzirir edebiyatı. Ahh bugünlerde kırılmak için bile insana ihtiyaç var! Bir de hayâl kurmadan büyük kırılanlar var ki, o iş de dünyayı içeriden, ısırarak okuyanlara mahsus: “Hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor.” (Kanat Güner)

Kırılan, önce görünür, ses verir, sonra kendi içine doğru kopkoyu susar. İnsan, kırılınca görünür, parlar, bir ölünün altın dişi gibi karanlıkta, daha bir ortaya çıkar içinde yüzüp duran kederli sözcükler. Susmak da parıldar. Ben buraya doğmadan önce de gelmiştim der, öyle nefessiz, öyle içten yana. Bazı insanlar, kendilerini sevmenize izin vermedikleri için biraz zaman geçince, kendilerinden çok size üzülmeye başlarlar; sizde kalan bozulmamış kendilerini yeniden hatırlamak için bir fırsattır bu. Kırılmayı hak etmeye çalışırlar bu yolda. Oysa hiç kimse üzülmesin, serin zamanlar içinde herkes köpekler gibi istediği boşluğa havlasın; bir kedi terkedilmiş olmanın zindeliği içinde, hepimizin bir kış gecesi toplandığı sobanın etrafında, camdan bakıp geçsin buz gibi gözlerle birden bire. . Her şey geçsin istedik biz bir avuç insan. Bir yanımız hayâl bir yanımız kırıklarla yüklü. Bekleyen için elbet beklenen vardır. Bekleneni var eder bekleyen. Ve en çok bekleyene uğrar hayâl kırıklığı. Bekleyen durur çünkü. İnsan, dururken gelişebilir; ama her ilerleyen gelişiyor demek değildir bu. Arkaya doğru ilerleyelim lütfen! Şoförün aynadan gördüğü yer ‘geçmiş’ değil ki!

İnsanları hak ettikleri ‘bunalıma’ göre saflara ayırmak niye mümkün olmasın. Herkesin delirmeye hakkı var mı? Bedel ödemek gerekmez mi? Tıpkı yaşamak gibi müntehir olmak için de bedel ödemek … ‘Abdal’ ile ‘bedel’in hiç mi dostluğu yok. Gerçekten bu ülkede entelektüel bunalım yüzünden harap olan kaç kişi sayabiliriz? Sadullah Paşa mı? İnsan paşa olmuşsa koltuğunun altında üçüncü kardeşi gibi ölümü taşımaz mı zaten Saray’da da olsa! Buna rağmen kendi hayâl kırıklığını yaratanlardan geriye kalan verim değerlidir elbet. Hastalıklarla ilgili derdimizi anlatacak sözcüklerin bu topraklarla bağı neredeyse yok. Kendi hastalığımıza ad veremiyoruz, tetkik, teşhis, tedavi bizde; ama bütün bu derecelerin adları dışarıda. Nerde o ince hastalıklar ve şeker ve çiçek… Komşudan gelen tabağı geri gönderirken tabak değil, tabağın içindekinden geriye kalan boşluk doldurulup gönderilirdi. Gelenin ad verdiği bir ilişkilenme biçimiydi bu. Aşk mı? Bunun tam tersi bi yol izler; siz gönderirsiniz, giden sizsiniz; gittiğiniz yerden geride kalan boşluğunuza bakarsınız. O evde dört kardeş yaşar iç içe; cinsiyetsiz, ırksız, dinsiz, coğrafyasız dört kardeş: Âdil(e), Gerçek, Gönül ve Hayâl. Birincisi hukukla uğraşır; ikincisi bilimle; güzel sanatlara meyleder üçüncüsü- dünya’da bir tek Türkçe’de ‘gönül’ sözcüğü var, insan neye ihtiyacı varsa onu üretip çoğaltıyor galiba-; dördüncüsü, saydığımız bu üç kardeşe takılmış birer kanat gibidir, bazen hafif bazen ağır, ama çoğu zaman kırılgan olmaya yakın oturur. İslâmiyet’in kabulünden sonra üçüncü boyut yasaklandı. Suret ortadan kalktı, bütün bu saydıklarımızı uçuracak hayâl’in kanadı kırıldı, tarih Fatih’in yüzünü bir İtalyan ressam eliyle yakından gösterinceye kadar. “Ve Araplar korkunç sorular sordular.” (Lawrence Ferlinghetti)

Bu dizeyi okudum, durdum ve şunlar kaldı sustuğum yerde: Sessizce geldiler, konuşmadılar, bize birtakım kâğıtlar verdiler, bir soru damlayıp durdu gözlerimizden, konuşamadık. Sonra kapıyı çekmeden gittiler, bize bıraktıkları sorunun etrafında oturduk yüzyıllarca, ateş yaktık, tütün sardık, düzgün odun aradık yakmak için, henüz yaratılmamıştık, bakıyorduk, duyuyorduk ama anlayamıyorduk. Belki de ilk kez orada kırıldık. Henüz akıl, gerçek, adalet, hayâl diye odaları olan bir eve yerleşmeden… Kırılmayan, üzülmeyen, hayıflanmayan nasıl bizden olsun! Nasıl zihni sıçrasın, kendi göğünün altına kâinatı toplasın, nasıl: “sus! çünkü zamansın. Altında ay var senin” (Serdar Koçak). Hayâlhâne, insanın bütün topladıklarını geniş bir aynada gece yarısı işler. Bilinir: gecenin en koyu vakti sabahın yaklaştığı saatlerdir, aynadaki saate baktırır hayâl. Hayâl diye bir edebiyat dergimiz bile var; bazen dersimizi orda tamamlıyoruz; ödev veriyor bize, bazen kanatlarımıza güvenip dersi kırıyoruz. Sonra bir kitap, “Hayaline Firar Edemeyenlerin Efsunu” kımıldar, ormanı içine çekmiş sehpanın üzerinde.

“Güzel günler göreceğiz çocuklar” sesi duyulur duyulmaz “aldanma ki şair sözü yalandır” ifadesi kabartılıyor yüzyıllar öncesinden; bu, bir öğretinin refleksidir, kutsalı koruma biçimi, ‘ne demek güzel günler göreceğiz’ bu cümledeki ‘güzel’ söze muhatap olan tarafından ‘zehir’ olmuştur artık! Sözün kim tarafından ve ne zaman kullanıldığı en az sözün gücü kadar etkili. Konuşur ‘Saman Sarısı’, derin saygılarla Vera Tulyakova’ya doğru: : “bütün uykularını uyudum gördüm göreceği bütün düşleri”

“Sevda bilmeyene hayâl düş gelir” (Sivas/Şarkışla). Bakın hayâl ile düş’ü nasıl ayırıyor. Sevdası olmayanın hayâl kuramayacağı da ortada. Peki hayali olmayanın sevdasından, işinden, evinden, şiirinden ne olur!? Ben, halkın hayâl kırıklığını göze alınca bu düzenin ters yüz olacağını düşünenlerdenim. Dünyayı daha anlaşılır bir hâle koymak için kendi aklıyla oynayanlara borcumuz var. Kendimiz için hayâl kırıklığına talip olmak, toplum için bir kurtuluşa niye vesile olmasın.

“bir fırsat daha tanınsa, ayılacaktık sırasıyla!
biraz istirahat buyurduğumuz alkolden kalkacak
ve ellerimizi, ve aşkı siper ederek gözlerimize
uzaklara bakacaktık!”

(k. İskender)

SON HABERLER

Rekabet Kurulu’ndan 24 yaş meyve sebze toptancısına soruşturma

Rekabet Kurulu'nca, İstanbul, Ankara ve Antalya'da yaş meyve ve sebzelerin toptan satışı...

BM: Golan Tepeleri’nin statüsünde değişiklik yok

BM Genel Sekreter sözcülerinden Farhan Haq, Golan Tepeleri’nin statüsüyle ilgili durumun aynı...

Trump, açıklanmayan yaptırımları geri çekti

ABD Başkanı Donald Trump'ın "Bugün açıklanan Kuzey Kore yaptırımlarını geri alıyorum" şeklindeki...

ABD’den İran’a yeni yaptırım

ABD yönetimi, İran'ın nükleer silahla ilgili çalışmalarında yer aldıkları ya da bunlara...

UEFA, Neymar’ı suçlu buldu

UEFA, Manchester United ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçının ardından yaptığı açıklamalar nedeniyle...

Sarı Yeleklilerin gösterilerinde güvenlik güçlerine ateş açma izni verildi

Fransa'da Sarı Yeleklilerin hafta sonu yapmayı planladığı gösteri sırasında güvenlik güçlerinin hayati...

İDO’dan Cumhur İttifakı’nın Yenikapı mitingi nedeniyle sefer iptalleri

İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş (İDO) Cumhur İttifakı'nın 24 Mart Pazar günü Yenikapı'da...

Aşı reddi artışı salgın ve ölümlere neden olabilir

Türk Eczacıları Birliği (TEB), gerçek dışı bilgilerle aşıyı reddetme eğiliminin salgın ve...

Kati Piri’den Erdoğan’a yanıt: Toplumu bölerek tehlikeli bir atmosfer yaratıyor

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "İslam düşmanlığı" ile suçladığı...

Ayşenur Arslan gözaltına alındı

Yazarımız Ayşenur Arslan "BirGün Gazetesi Yazarları ile Analiz" etkinliğinde konuşmacı olmak üzere...