Hayatı savunmak
Atilla Özsever Atilla Özsever

Son Reina saldırısı, insanlık düşmanlarına karşı hayatı ve laikliği savunmanın ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bir süre önce gerçekleştirilen Beşiktaş ve Kayseri’deki katliamlar sonrasında ölümü ve “şehitliği” yücelten anlayışa karşı nasıl hayatı savunmak gerekliyse, gerici zihniyetin son katliamında da aynı duyarlılığı göstermek gerekiyor.IŞİD ve benzeri örgütlerin bu saldırganlığı, özü itibariyle insanlığın tahribatını amaçlayan faşist zihniyetin değişik bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Laik yaşam tarzını benimseyenler, ilericiler, demokratlar, devrimciler, sosyalistler, inadına hayatı savunmayı, daha iyi bir hayat için mücadele etmeyi ve her şeye rağmen hayatı sevmeyi sürdüreceklerdir…

Nazi döneminde Almanya

Bu duygu ve düşüncelerden hareketle ünlü Alman filozofu Erich Fromm’un “Hayatı Sevmek” isimli kitabından söz etmek istiyorum. Erich Fromm, Hitler dönemini görmüş bir kişidir. Ve kendisi Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte 1934 yılında Amerika’ya göç etmek zorunda kalır. “Hayatı Sevmek” isimli kitabının önemli bir bölümünü de Nazizm ve Hitler’e ayırır.

Fromm, o dönemde yaptıkları bir anket sonucunu şöyle değerlendirir:

“Anketimize cevap verenlerin yaklaşık yüzde 10’u otoriter bir karaktere sahipti. Biz, Hitler iktidara gelmeden hemen önce veya iktidara geldikten sonra bunların ateşli bir Nazi olacağı kanaatine vardık. Yüzde 15’i de anti-otoriter bir karakterdeydi ve teorik tahminlerimiz bunların asla Nazi olamayacaklarını gösteriyordu… Yüzde 75’lik bir çoğunluk ise, karışık bir karakter yapısı arz ediyordu. Bu, burjuva toplumunda yaygın bir durumdur… Bu insanlar ne katı bir Nazi olacaklardı, ne de katı bir muhalif.”

Faşizm ve pasifizm

Erich Fromm, Alman işçi ve memurlarının küçük bir oranının da ateşli birer Nazi olduğunu, yine küçük bir bölümünün de Nazilere karşı direndiğini vurguluyor. Ve ekliyor, “Onun içindir ki, Nazilere karşı gösterilen direnç etkili olamadı.”

Alman filozof, faşizmin “ancak hem ferdi hem de toplumsal hayatı etkileyen kararları verme noktasında yaygın bir pasifliğin olduğu ve insanların katılımcı olmadığı toplumlarda yeşerebileceğine” dikkat çekiyor.

Hitler’in kişilik özelliği

Böyle bir toplum yapısında Hitler gibi narsist ve sadomazoşist karakter yapısına sahip insanların çıkabileceğine de işaret ediyor. Ercih Fromm, narsist kişilerin her şeyi “benim” mantığı içerisinde kendine göre değerlendirdiğini belirttikten sonra, “Hitler’in bir diğer önemli karakter özelliği de, nekrofili eğilimi taşımasıdır. Nekrofili, ölü nesnelere, tahrip etmeye ve cansız olan her şeye karşı duyulan sevgidir” diyor.

Fromm, daha sonra şöyle bir uyarıda bulunuyor:

“Mantıklı görünen ifadelerin geri planına bakmalıyız ve politik bir liderin ne söylediğinden ziyade nasıl söylediğine dikkat etmeliyiz. Onun yüzü, jest ve mimikleri birçok şeyi açığa çıkarır ve ele verir… Bu liderin nekrofilik özellikler taşıdığını, bu yüzden onu reddetmemiz gerektiğini, onun aslında bize hakaret ettiğini, bütün gücümüzü hayatı korumaya, insanın asaletine ve onun özgürlüğüne adamamız gerektiğini ve bu nedenle de onunla hiçbir zaman birlikte olamayacağımızı fark edebiliriz.”

Marx’a göre hayat

Erich Fromm, “Hayatı Sevmek” isimli eserinde insanın kendi potansiyelini geliştirerek “tüketmek ve sahip olmak” yerine anlamlı bir hayat için canlılığı ve aktif olmayı önerir. Fromm, diğer bir eseri olan “Marx’ın İnsan Anlayışı” isimli kitabında da Karl Marx’ın hayatla ilgili görüşünü şöyle tanımlar:

“Marx için sosyalizm, hayatın kendisi demektir. Yani sosyalizm, hayatın yalnızca dolu dizgin yaşanması değil, hayatı insan varlığının hedefi haline getirecek koşulların hazırlanmasıdır. İnsanlar kendilerine yabancılaşmamış akılcı bir toplumu yarattıktan sonra hayatın tek amacı ve hedefi olan ‘insanın kendi güçlerini geliştirmesi ve böylece gerçek özgürlüğe yönelmesi’ konusuyla ilgilenme imkânına sahip olacaklardır.”

İnadına hayatı sevmeyi ve savunmayı, insanın gerçek özgürlüğüne kavuşuncaya kadar mücadele etmeyi bırakmayacağız…