Hayatın önsözü
BÜLENT USTA BÜLENT USTA

Her insanı bir kitap gibi düşünürüm genellikle. Kendimi de bir kitap olarak düşünürüm ve yaşadığım bu kitabın müdahale edebileceğim tek yeri maalesef önsözünden başka bir yer olmaz. Geçen gün hayatıma yazdığım önsöz birdenbire değişti. Daha önce büyük uğraşlarla değiştirdiğim olmuştu bu önsözü ama bu defa nasıl değiştiğini anlayamadım. Her zamanki gibi sıcaktan uyuyamamış, sabahleyin Kadıköy’ün vapur kaçırma şampiyonu olmaktan kurtulmak için son bir umut depar atıp vapura yetişmiş, güverteye çıkıp rüzgâra karıştığım anda mı olmuştu bu değişiklik? Yoksa, üç kulaklı bir kedi olan dostumun bir gece ismini kulağıma fısıldadığı Kedi Azizesi’yle tanıştığım zaman mı? Her şey o kadar hızlı ve derinden bir güçle gerçekleşmişti ki, artık hiçbir treni ya da vapuru kaçırmayacağım, hiçbir acı ve kötü olayın beni umutsuzluğa düşürmeyeceği tuhaf bir duyguyla yaşayacağımı hissettim bir an.

Üstelik, dış dünyada yolunda giden pek az şey vardı. Malatya’da Alevi bir ailenin, sırf Alevi olduğu için linç edilmeye kalkışılması, tescilli bir işkencecinin kamuoyunda yaşanan infiale rağmen “işkenceye sıfır tolerans” sözü vermiş bir hükümet tarafından terfi ettirilmesi, Bahçelievler Katliamı’nı yapanların serbest bırakılması gibi insanı dehşete düşüren pek çok olumsuzluğa rağmen, nasıl oluyordu da, böylesine derin ve güçlü bir değişim yaşayabiliyordum iç dünyamda?

Bu yaşadığım duyguyu İvam’a açtım. İvam, çok güldü halime. Neredeyse bütün zamanımı ayırdığım kitap okuma uğraşısının kendimi bir kitap gibi düşünmeme neden olmasına şaşırmadı elbette. Ama bir kitap olarak önsözümün yeniden yazıldığını bilmek onu gülümsetti. “Ne sanıyordun” dedi “hep aynı kitap olarak okunacağını mı? Her şey değişir, önceden yazılmış kitaplar bile. Kendisinden sonra yapıtlarını insanların okuyup nasıl yorumladığını bilseydi Kafka, çok şaşırırdı mesela. Sadece Deleuze ve Guattari’nin kendisiyle ilgili yazdıklarını okuması bile yeterli olurdu, kafayı yemesi için.” İvam’ın ne demek istediğini anlamıştım. Kedi Azizesi’yle tanışınca olmuştu bu değişiklik. Aşk, böyle bir şeydi. İnsan, âşık olduğu kişiye yeni bir önsöz yazmaktan kendini alamaz. Daha önce kimsenin göremediği ayrıntıları görür gözleri, başka bir yoğunlukta ve derinlikte ele alır tüm anları, cümleleri. Bir bakmışsın onun hayatının önsözünü değiştirirken, kendi önsözün de değişmiş.

Bunca olumsuz ve kötü şey yaşanırken, benim aşktan bahseden bir yazı yazıyor olmamı garipseyenler olur mu acaba? İvam, üçüncü kulağıyla zihnimden geçenleri duymuş gibi, kucağıma fırladı ve “Şöyle düşün: Bu tür duyguları, daha doğrusu kendi iç dünyamızı ihmal ettiğimiz için de yaşanıyor tüm bu kötü şeyler. Kaç haftadır insanların içine hapsolduğu o boşluk duygusundan kapitalizmin nasıl faydalandığından bahsedip duruyorsun. İnsanın o içsel boşluktan kurtulma yollarından birisi de sevgi değil mi?” dedi. İvam’ın bu sözleri, Cemal Süreya’nın  “Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek” dizesini getirdi aklıma. Herkes önce kendi önsözünü değiştirmekle başlamalıydı işe. Hayatın önsözü ancak böyle değişebilirdi. Boşuna mı demiş Ece Ayhan “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” diye. Oriana Fallaci, “Bir İnsan” adlı romanında aşkı “suç ortaklığı” diye tanımlarken, okumuş muydu acaba Ece Ayhan’ın bu dizesini? Hani gazetelerin tatil günü eklerinde bahsedilen aşkla aynı şey değil elbette Ece Ayhan’ın ya da Fallaci’nin bahsettiği aşk. Pazarlanan, sömürülen, hayatın anlamı olarak değil de sadece bir süsüymüş gibi dile getirilen aşkların yüzeyselliğiyle kuşatıldıkça, insanların ıssızlaştığı bir çöle dönüşmüyor muydu hayat?

Âşık insan, Kafka’nın roman kahramanlarına benzer biraz. Kracauer şöyle yazmıştı Kafka’nın roman kahramanlarını: “Dünyaya geri fırlatılmış biri gibi bakar dünyaya; imparatorun yaşadığı ve bilinmeyen yasaların yurt edindiği yerlere uzanan yoldan geri dönmek zorunda kalan biri gibi.” Rüyadaymış gibi yaşadığı içindir ki, her şey ona mucizevi ve anlaşılmaz gelir, şaşkınlıkla takip eder karşısına çıkan işaretleri. O işaretlerin hepsi, içsel bir yolculuğa aittir ve aradığı şey rüyasını gerçeğe, gerçeği rüyaya dönüştürecek sihirdir aslında. Levinas aşkla ilgili olarak “olanaklıdan daha uzak bir gelecekten gelmektir” derken, kastettiği şey, bir yandan o uzak geleceğin arayışı değil midir? Ait olduğumuz ve bize kaybettirilen o uzak geleceğin…