Haydi, normal olalım
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Tıbbın işlevlerinden birisi organizmanın normal ve anormal durumlarını birbirinden ayırt ederek
Tıbbın işlevlerinden birisi organizmanın normal ve anormal durumlarını birbirinden ayırt ederek, hastalık sayılması ve tedavi edilmesi gereken durumları saptamaktır. Psikiyatri uzmanlık dalı bu ayrımı ruhsal durumlarımız ve beynimizin işleyiş biçimleri için yapar. Toplumsal olaylardaki normallik ve anormallikler, hukuk ve siyaset gibi alanların da ilgi alanına girer.

Normal canilikler. Norveç’teki katliamdan sonra normal/anormal tartışmaları yine alevlendiğinde, cinayetlere giden yolda, ‘yoldan çıkma’nın ya da ‘anormal’liğin rolü hemen öne çıktı. Psikiyatrların görüşünü merak edenler, iki yıl önce Virginia Tech’te benzeri bir şekilde gerçekleşen kampüs katliamı ile paralellik kurarak başladı. Azınlıktan sayılan, ülkenin saflığını bozduğu için herkesten aşağıda, en altta görüldüğünü düşünen (Kore kökenli, ‘çekik’) Virginia Tech katilinin bu gerekçelerinin bir bakıma tam tersini ortaya atan Norveç’teki ‘çoğunluk mensubu’ katil nasıl birisi?

Azınlıklara, ülkesinin bütünlüğünü, tek parçalığını ve saflığını bozanlara derslerini vermek isteyen bir ‘sapık’ ile mi karşı karşıyayız? Körü körüne inanç, ne zamandan beri bir sapıklık ya da hastalık oldu? Her fanatik katilin aklının normallikten uzaklaşmış olduğunu varsayabilir miyiz? Ya normallik, saflığın, tek parçalığın, tekdüzeliğin bozulmasından ölesiye korkmak olduysa… Normalliğin öldüresiye savunucuları anormal sayılabilir mi?

Şarkının saygısızı. Açıkhava’daki Caz konserinde Kürtçe şarkı söylemeyi şehitlere saygısızlıkla ilişkilendirip protesto eden dinleyicilere sorarsak, bu ‘girişim’ böyle bir günde çok anormal. Caz meraklısı, entelektüel düzeyi yüksek dinleyicilerin ayrılmaz parçası olduğu toplumun çoğunluğunun oluşturduğu normalinin artık böyle olduğunu mu kabul etmeliyiz?

Beyaz mı, renksiz mi? Konserdeki protestocu dinleyiciler için kullanılan Beyaz Türk deyimini yıllar önce ilk duyduğumda pek beğenmiştim. Hızlı zenginleşme meraklısı, adı cafcaflı ama ne öğretildiği belirsiz okullardan mezun, içi boş dışı parıltılı tipleri tiril tiril marka giyimleriyle ‘beyaz’ renkte kafamda canlandırdığımda, icat edenin önerdiği ‘zenci-olmayan seçkin’ anlamının ötesine taşımıştım. Son yıllar, bu beyazlığın daha ziyade bir renksizlik, daha doğrusu kendine ait bir renkte olmaktansa, içinde olduğu ortamın rengine bürünebilmek demek olduğunu düşündürdü. İçi boşluğun, kofluğun renk dünyasındaki karşılığı beyaz değil, renksizlik ya da ‘ne gerekiyorsa o renk’lilik olmalı. Aynı insanlar Che tişörtleri giyip ‘anti-kapitalist’ söylemlerle konuştuklarında da şaşırmaya gerek yok, eşyanın tabiatı böyle… Normal, demek istiyorum.
 
Psikopatolojideki anormal için değişik tanımlar getirebiliriz. Ancak, anormalliğin, normali önemli ölçüde içerdiği kesin. Örneğin, dikkatinizin dağılması normal. Dikkatinizin çok dağılması, her yerde dağılması, hiç dağılmaması gereken yerlerde bile dağılması anormal. Dikkatinizin hiç dağılmaması, yine, anormal (takıntı görünüşte dikkat dağınıklığının tersi de olsa, zıtların birliği ikisini aynı çizginin iki ucuna yerleştiriyor) .

Anormalliği normalin bir aşırılığı olarak görmek mümkün. Normalde olan’ın, olması beklenenden daha yüksek şiddette, daha çok sayıda, daha sık gerçekleşmesi anormali oluşturuyor. Bir başka normal, korku. Korkunun aşırılığını ise, anormal sayıyoruz. Korkulmayacak bir şeyden korkmak, o kadar korkulmayacak bir şeyden çok fazla korkmak, ikide bir durduk yere ortada bir şey yokken korkmak gibi… Peki, hiç korkmamak, korkunun yokluğu, ne kadar anormal? Bir aşırılık olduğu kesin, ama sınırı zorlayan mı, sınırı aşan mı?

Dikkatin aşırı dağınık ya da toplu olması gibi, korkunun da aşırılıklarının kişinin hayatının akışını ne kadar etkilediğine, daha doğrusu bozduğuna bakarak anormallik çetelesini tamamlıyoruz.

Sınırı zorladık mı, aştık mı? İngilizcedeki extreme ve excessive kelimelerini Türkçe’ye (en azından benim gibi çok profesyonel olmayanlar) çevirirken, ‘aşırı’ demek kolaya gidiyor. Ancak, aşırılık bir anlamda sınır zorlamayı (extreme), bir basamak daha aşırılaştığında ise sınır aşmayı (excessive) ifade ediyor. Arapça kökenli ifrat/tefrit ikilisini önerenler olsa da, aşırılığın sınır ile ilişkisini gündelik Türkçe konuşanlara pek yansıtmıyor.

‘Marjinal’ kelimesi de, bir küçültücü aşırılık iması içerdiği için çokça kullanılıyor. Sayıca çok küçük ama görüşleri boyundan büyük toplulukları ifade için, bence çok da yakışan bir terim. Kıyıda köşedelik gibi bir çağrışım yaptığı gibi, bir uçurumun kenarındalığı da yansıtıyor. Marjinal, merkezde ve çoğunlukta olanların, normallerin ağzından duyacağımız bir kelime. Hükmedici…

Bakın marjinal deyince Tutunamayan olmak aklıma geldi. Geçen haftalarda Tutunamayanlar romanını pek beğenmediğini söyleyen bir yazara fırlatılan minderlere ve pet şişelere (Açıkhava ruhu 30 yıldır içimizde) bir tane de ben eklesem mi, Tutunamayanlar’ı okumuş (hem de Sinan yayınlarındaki baskısından, kitap gerçekten marjinalken, diye kendi kendime ya da evdeki çoluk çocuğa böbürlenerek) ve sevmiş birisi olarak, “bu ne saygısızlık” diye haykırarak.

Herkes saygı arıyor. Kendine ya da kendi değerli bildiklerine saygı göstermeyenleri saygı duruşuna davet etmek için silaha ya da pet şişeye sarılmak normal. Çünkü herkes yapıyor. Anormal olmak gerçekten pek anormal.

 
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız