Hayır dalgası büyüyor mu?
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

HAYIR umudu var mı?

Her türlü baskıya, olumsuz koşullara rağmen başarmak mümkün mü?

MHP tabanı ne yapacak? Ya HDP tabanı?

Sokaktaki insan ne yapabilir? Bizler ne yapmalıyız?

Geçen hafta sonu Almanya’daydım. Münih ve Einstein’ın doğum yeri Ulm’da iki toplantıya katıldım. Sosyal Demokrat Halk

Dernekleri Genel Başkanı Necip Şahin’in daveti ve organizasyonu ile heyecan verici iki buluşma yaşadım. Her iki toplantı da,

Türkiye’de pek az rastladığım ölçüde kalabalık ve ilgiliydi.

hayir-dalgasi-buyuyor-mu-241271-1.

Yukardaki sorular da, hem konukların hem de benim aklımızdan geçen, yanıt bulmaya çalıştığımız sorulardı.

Olağanüstü kadınlar tanıdım. Yabancı soyadlı, halleri vakitleri yerinde, düzenli bir kentte çağdaş hayatın keyfini süren ve en önemlisi çocuklarının geleceği için kaygı duymayan kadınlar… Almanya’ya yerleşmişler ve dönmeye de niyetleri yok. Ama onlar da, Necip Şahin ve dostları da, Türkiye için seferber olmuşlar. Akılları bizde. Tüm enerjilerini Türkiye’nin geleceği için harcıyorlar. Toplantılar, yayınlar, Alman siyasetçilerle buluşmalar… Kıpır kıpırlar. Ve doğrusu, benim olmadığım kadar umutlular.

• • •

Ben, kimileri gibi rahat rahat “HAYIR çıkacak” diyemiyorum. Nedenim açık: Siyasetin matematiği durumu karmaşık hale getiriyor. Evet MHP tabanı rahatsız. Ancak bu rahatsızlık, acaba Bahçeli’yi yalnız bırakıp HAYIR diyecek boyutta mı? Ya Kürt seçmenin tutumu! Demokrasi/özgürlük tezi mi ağır basacak acaba, yoksa “din kardeşliği” mi? HDP, referandum öncesi tarumar oldu/edildi. Böyle bir ortamda ve üstelik OHAL’de seçmenlerini yönlendirebilecek mi?

Matematik sıkıntılı.

Ancak... Ankara’dan gelen haberler… Özellikle Abdülkadir Selvi’nin Hürriyet’teki köşesinde yer verdiği kulis notları AKP’nin çok da rahat olmadığını gösteriyor. Yani, referandum çantada keklik değil. Hiç değil.

Hüsamettin Cindoruk’un Çarşamba günü düzenlenen bir toplantıda söylediği gibi, “REFERANDUM KUMAR GİBİDİR. SONUCUNDAN EMİN OLAMAZSINIZ”.

Dolayısıyla, karşınızdaki zar tutmuyorsa eğer (!) sonuç beklediği gibi çıkmayabilir. Hele toplum, bir kez daha sağduyulu davranmaya karar vermişse. Yıllardır yapılan yanlışların bedelini kendisinin ödediğini anlamışsa.

Öyle ya!

Erdoğan, Gülen Cemaati konusunda aldatılmadı, yani aldanmadı mı!

Suriye politikasından dönüş yapmadı mı! Kendisi değilse bile bakanları o politika için “yanlıştı” demedi mi!

Büyüme düşer, işsizlik tırmanır ve ekonomi alarm verirken insanlar bunu görmüyor, hissetmiyor mu!

Memleketi bu hale getiren, bunca yanılan bir kişiye “tam yetki” verirken düşünmeyecek mi!

• • •

Elbette düzayak tespitler bunlar. İktidarın terör kartını nasıl oynayacağını henüz bilmiyoruz. Hem terörle mücadele hem de

Batı’dan kopup içimize kapanmak, milliyetçilik dalgasını kabartacak. Ama bunun sandığa nasıl yansıyacağını görmek zor.

Türkiye’de öncelikle, muhafazakâr sağı temsil eden esnafa bakmak lazım. Esnaf şu sıralar çok mutsuz. Çok sıkıntılı.

Dolayısıyla referandumda tepkisini gösterebilir.

Ama sonra sıra seçimlere geldiğinde, oyları yine AKP’ye gidebilir.

Yani referandum sandığı –eğer kurulacak olursa- işin ne sonu ne de başlangıcı.

Çünkü bu, bir referandumluk, üç beş senelik bir kavga değil. Asıl kavga referandumdan sonra başlayacak. Yıllar önce başladıkları yolculuğu Cumhuriyet’i yıkarak sonlandırmak isteyecekler. Bunu istiyorlar. Başkanlıkla ya da mevcut sistemle.

Bundan “nasılsa memleket ellerinde, sandığa gitmesek de olur” dediğimi çıkarmayın sakın.

Şunu mutlaka vurgulamalıyım. İhtimal ne olursa olsun mutlaka sandığa gitmeliyiz. HAYIR demeliyiz. AKP iktidarına kolay lokma olmadığımızı göstermeliyiz. Yenilmediğimizi, yenilgiyi kabul etmeyeceğimizi göstermeliyiz.

Bu yüzden, Erdoğan’ın –devletin ve medyanın tüm gücünü kullanarak- sandıktan, diyelim ki yüzde 50 küsur çıkartması büyük anlam taşıyacak. Yüzde 50 küsurdan 60’a her oran, Türkiye için muazzam bir fark yaratacak.

Birkaç nesillik bir fark!

Evet, referandumda mutlaka sandığa gitmeliyiz.

O zamana kadar da “ESKİ” Türkiye ile “YENİ” Türkiye arasındaki farkı çok iyi anlatmalıyız. Erdoğan’ın vadettiği toplum mu

Yoksa Atatürk’ün hayalini kurduğu / kilometre taşlarını döşediği yol mu! Kısacası Erdoğan mı Atatürk mü!