HAYIR dedik, ADALET istiyoruz!
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran 2017 Cuma günü Ankara’dan İstanbul’a doğru başlattığı ADALET YÜRÜYÜŞÜ devam ediyor.

Bu eylem ülkemiz için bir ilk… Şimdiye kadar hiçbir CHP liderinin yapmadığı türden bir eylem… Ülke tarihinde böyle büyük, iz bırakan, yankıları olan yürüyüş eylemleri vardı. Ama Kılıçdaroğlu’nun başlattığı gibisi olmadı.

21 Haziran 2017 Çarşamba günü itibarıyla yürüyüşün 7. günü tamamlandı. İlk olarak şu tespitler yapılabilir:

ADALET YÜRÜYÜŞÜ son derece pozitif bir eylemdir.

İtibarlı bir eylemdir.

Büyük bir destek sağlamıştır.

Umut yaratmıştır.

Sadece yurtta değil, bütün dünyada ilgi toplamıştır.

CHP’nin tarihsel olarak var olan gücünü göstermiş, parti ve çevresinde halkalanan kitleler için umut yaratmıştır.

CHP’nin özgüveni yerine gelmiştir.

Bir pozitif tespit de Hükümet için yapmak gerekiyor. Eylemi engellemek yerine uzaktan eleştirmekle yetinmesi, kendilerinden umudu kesmeyenler için demokrasi adına bir hayat belirtisi olarak kayıtlara geçirilmiştir.

Bu kadar uzun süre hiçbir sorun yaşanmaması da göstermiştir ki: Devlet müdahale etmediği sürece, böylesi barışçıl eylemlerde hiçbir sorun çıkmaz!

•••

ADALET YÜRÜYÜŞÜ pek çok konuda Türkiye’nin itibarını yükselten bir eylem olma niteliği taşıyor.

Dünyanın pek çok ülkesinde halkın yaşamını ilgilendiren yönetim kararlarına karşı kitlesel tepkiler gösterildiğin de bizim memlekette bir burukluk yaşanırdı: Biz de niye böylesi şeyler olmuyor? Yapılan her haksızlığı neden sessizce kabul ediyoruz?

Demokratik refleksleri ağır işleyen bir toplumun parçası olmak aydın insanları kahrediyordu.

ADALET YÜRÜYÜŞÜ bu bakımdan önemli bir dönüşüm noktası oldu.

Tabii başka önemli noktalar da var.

Eylemi “tek başına” başlatan Kemal Kılıçdaroğlu şimdi milyonların kalbinde kitlesel olarak yürüyor.

Geriye dönüp bakıldığında sürekli olarak (ne pahasına olursa olsun) “uzlaşma” eksenli bir siyaset yürüten CHP lideri, partisinin bünyesine uymamasına karşı sağ politik yelpaze ile iletişim içinde olmaya gayret ediyordu.

2014 Cumhurbaşkanı Seçimleri’nde MHP Lideri Devlet Bahçeli ile birlikte Tayyip Erdoğan’a karşı ortak aday üzerinde anlaşması, 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrasında AKP ile ortak hükümet kurma çalışmaları, böylesi bir “istikrarın” örnekleriydi. En sonuncusu ise Cumhurbaşkanı tarafından dışlanmış HDP’nin çağırılmadı “Milli Mutabakat” toplantılarına katılıp“Yenikapı Ruhu” adıyla tarihe geçen demokrasiye veda toplantısında yer alması gösterilebilir.

Kılıçdaroğlu bütün iyi niyetine karşı uzattığı “uzlaşma” eli iktidar partisi tarafından her fırsatta geri çevrildi. Devletin yüce çıkarları(!) adına TBMM’de yapılan dokunulmazlıkların kaldırılması oylamasındaki “kabul” tavrı da bu çerçeve içinde değerlendirilebilir: Devlet, devamlılık, iyi niyet, sorumluluk…

Açık olarak görüldü ki bu olguların AKP’deki karşılığı bambaşka:

-Rabbena hep bana!

Demokrasinin bütün nimetlerinden yararlanarak iktidara gelen AKP ve lideri en barışçıl eylemine karşı şöyle diyebiliyor:

-O yürüyüş bizim lütfumuzdur!

•••

Demokrasilerde “muhalefet partilerinin muhalefet yapmalarına izin vermek” gibi bir kavram yoktur!

Bu sözler Türkiye’nin demokrasiden ne kadar uzağa savrulduğunu gösteriyor.

ADALET YÜRÜYÜŞÜ ise demokrasiye dönüş konusunda bir umut oluyor. Kılıçdaroğlu da Cumhuriyeti kuran partinin lideri olarak CHP’yi olması gerektiği yöne doğru ilerletiyor.

CHP tıpkı 1970’lerde olduğu gibi barış, demokrasi, özgürlük güçleriyle bir arada olduğunda 16 Nisan 2017 Referandumu çıtasına yükselebiliyor.

Demokrasisizlik ve zorbalığa karşı Nisan ayınca ortaya konulan tepki, Haziran’da yeni bir ivme kazanmış oluyor:

-Hayır dedik, Adalet istiyoruz!