Hayır’ın umudu karanlığı aydınlatacak
ÖNDER İŞLEYEN ÖNDER İŞLEYEN
Siyasal İslam ne kadar zorbalık yaparsa yapsın, hangi yola başvurursa başvursun iktidarını artık uzun süreli kılma olanaklarnı tüketti. Burada önemli olan HAYIR hareketinde ortaya çıkan halkın bu ilerici değişim iradesinin HAYIR sonrasına da taşınarak, kurucu bir seçeneği dönüştürme yolunda ilerletilebilmesi

Referanduma kısa bir süre kaldı. Gelinen süreçte HAYIR, bir toplumsal dalgaya, harekete dönüştü. Referandum öncesinde bir umutsuzluk iklimi hâkimdi. 1 Kasım’dan başlayarak yaşanan ağır gelişmeler toplumsal muhalefetin geri çekilmesine neden oldu. Ortadoğu merkezli şiddet dalgası ve içerde savaşın belirlediği süreç, 15 Temmuz ve sonrasındaki OHAL’le ilerleyen sivil darbe ortamında toplumun siyasete katılma kanalları neredeyse tümüyle kapandı. Bu ortamda toplumdaki tepki birikmesi ve dip dalgasının ortaya çıkması mümkün olmadı. AKP bu ortamda referandumda kolaylıkla ‘evet’ çıkarabileceğini düşündü. Milliyetçi-İslamcı bloklaşmayı daha da büyüterek, Başkanlığa geçiş planları yapıldı. HAYIR, toplumdaki dip dalgasını açığa çıkardı, açığa çıkartmakla da kalmayıp dalga dalga büyüttü. Bu öncelikle toplumda büyük bir tepki birikmesi ve değişim talebinin olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kuşkusuz 16 Nisan’la sınırlı olmayan bir hareketlenme. Öncelikle referandum ekseninde baktığımızda, HAYIR’ı ‘evet’ karşısında güçlü kılan temel faktör, siyasal İslamcı rejimin artık iflas noktasına gelmiş olması. Türkiye toplumu çürümüş siyasal İslam rejiminden çıkış kapısı arıyor. Referandum, Erdoğan’ın tüm yetkili elinde toplayarak, rejimi sürdürme ve kalıcılaştırma girişimini durdurma aynı zamanda bu çıkış kapısının aralanması anlamına da gelecek. Bu imkan toplumu harekete geçirdi. Toplumun tüm kesimlerinde HAYIR’ın önemli bir karşılığı var. O yüzden de gerçek anlamda yeni bir Gezi dalgası olarak gelişiyor. Bu hareketlenme 16 Nisan’da HAYIR’ın kazanacağı bir iradeyi bugünden ortaya çıkarmaya başladı. Bunun 16 Nisan sonrasında geri döndürülmesi ya da bastırılması da mümkün değildir. Türkiye’nin geleceğini bu ilerici HAYIR dalgasını belirleyeceğinden şüphe yok. Siyasal İslam ne kadar zorbalık yaparsa yapsın, hangi yola başvurursa başvursun iktidarını artık uzun süreli kılma olanaklarnı tüketti. Burada önemli olan HAYIR hareketinde ortaya çıkan halkın bu ilerici değişim iradesinin HAYIR sonrasına da taşınarak, kurucu bir seçeneği dönüştürme yolunda ilerletilebilmesi.

Evet-Hayır dengesine dair anketler yayınlanırken araştırmalar, anketler ‘HAYIR’ın güçlü olduğunu gösteriyor. Rakamların ötesinde, HAYIR’ın politik olarak ‘evet’ten daha güçlü olduğu bu anlamda HAYIR’ın kazandığı ortada. Gündelik hayatta da HAYIR’ın daha görünür olduğunu, farklı kesimlerin HAYIR dediğini görüyoruz. Evet’in arkasında devlet var. Büyük bir propaganda gücünü ellerinde tutuyorlar. Her gün sabahtan akşama kadar tüm televizyonlarda ‘evet’ propagandası var. OHAL koşullarında HAYIR diyenleri baskılamaya devam ediyorlar. Eşitsiz bir yarış olduğu malum. Ancak, HAYIR sıradan insanların çabasıyla, enerjisiyle ilerliyor. Sokaktaki bu sıradan insanların sözüyle, hareketiyle ilerleyen HAYIR’ın sesinin, büyük propaganda aygıtlarını ve devletin tüm kanallarıyla yürüttüğü evet baskısını aştığını söylemek mümkün. Öte yandan buna ek olarak dünyada da kaos ve krizin ürettiği genel anlamda bir sağ dalganın estiğini de görüyoruz. AKP kimi zaman Hollanda meselesinde olduğu gibi bu birbirini güçlendiren alanı da zorluyor. Öte yandan Ortadoğu’daki gerici dalganın ülkemizi kuşattığı atmosfer de belli. Bu ortamda Türkiye’de bir ilerici rüzgar estiriliyor. Bu yalnızca 16 Nisan için değil sonrası için de çok önemli bir direniş potansiyelinin varlığını ortaya koyuyor. Tüm bunlarla birlikte oldukça zorlu koşullar altında, zoru başarmaya çalışıyoruz ve sonunda başaracağız.

Öte yandan AKP cephesinden HAYIR’ın yorulduğu, Evet rüzgarının yükselmeye başladığı yönünde değerlendirmeler var. Buna ilişkin de birkaç kelam etmek gerekiyor.

AKP, moralsiz kitlesine moral vermek için bu tür manipülasyonlara başladı. Önümüzdeki günlerde bu daha da artacaktır. Baskı dozuyla birlikte manipülasyon da buna aynı derece eşlik edecektir. Evet devlet eliyle tek merkezli ve tek söylemli örgütleniyor. Baştan yorgun, çünkü tümüyle statükoyu temsil ediyor. HAYIR ise tam anlamıyla aşağıdan halkın inisiyatifiyle örgütleniyor. Referandum çalışmalarının başladığı sıralarda, HAYIR’ın tekleştirilmeye çalışılmaması gerektiğini ifade ederken, tam da bunu işaret etmeye çalışmıştık. HAYIR’ın toplumun tüm katmanlarında muhatapları var ve herkes kendi talebiyle, beklentileriyle bir HAYIR örgütlüyor. HAYIR’ı etkili kılan da tam olarak bu. Tek bir muhatabı yok, muhatapları var. Muhataplarını da aşan bir toplumsal hareket-dalga olarak büyüyor. Erdoğan ve AKP, HAYIR’ın tek muhatabı bulamadığından, tekleştiremediğinden de mücadele etmekte zorlanıyor. Bir yönüyle Gezi’ye benziyor. Alabildiğine yaygın ve geniş dinamiklere sahip. HAYIR diyenler birbirine karşı mücadele etmeksizin, birbirini tetikleyerek, birbirinden öğrenerek çoğalıyor. Bir anlamda bir HAYIR hayaleti dolaşıyor. HAZİRAN, HAYIR’ı tekleştirmemek, merkezlileştirmemek derken böyle bir süreci öngörmüştü. Bunun için de başlarken ‘dalga dalga HAYIR’ demiştik. İlk dalgamız ‘kırmızı dalga’ idi. Kırmızı dalga, bu ilk aşamada toplumdaki kazanma duygusunu pekiştirecek, HAYIR’ı yaygınlaştıracak ve toplumu bu eksende harekete geçirecek alanları çoğaltacak bir mücadeleyi önümüze koydu. Burada özellikle anayasa değişikliğinin içeriğine ve AKP’nin 15 yıldır yarattığı yıkıma odaklandık. 1 Milyon mektupla, HAYIR’ı merkezlerdeki etkinliklerle değil, hareketli, yaygın bir tarzda yüz yüze örgütlemenin adımlarını attık. Bu eksende HAYIR’cıların bir araya geleceği, HAYIR’ın politikasını ve eylemini tartışacağı buluşmaları memleketin her yanında gerçekleştirdik. Bir anlamda HAYIR’ın ilerici dalga merkezini Meclislerimizle inşa ettik. Mavi HAYIR dalgası ile de yeni bir adım daha atıyoruz. Mavi dalga HAYIR dalgasıyla, yaygın hareketliliğimizi sürdüreceğiz. Bununla birlikte, toplumdaki umut ve değişim talebini yükseltecek, bir bahar havasında HAYIR’ı çoğaltacağız. Sıkıştırıldığı, ezilmeye çalışıldığı yerlerden çıkarak bir nehir misali akan toplumsal HAYIR dalgasını Gezi’deki gibi parklarda şenliklerle, sokağımızı-mahallemizi maviye boyama etkinlikleriyle yan yana getireceğiz. HAYIR’ın umudunu, neşesini, enerjisini daha fazla açığa çıkaracağımız zeminleri kuracağız.

Bugün gelinen noktada HAZİRAN’ın dalgalar ve renkler kampanyası, hareketliliği HAYIR’ın çoğalmasında oldukça önemli bir rol üstlendi.

Aslında kampanya olarak ifade edilen bir politika. HAZİRAN, referanduma giderken kendi birikimleri doğrultusunda bir mücadele hattını önüne koydu. Burada da HAYIR mücadelesinin iki aylık süreçte tek bir söz ve biçimle örgütlenmesinin eksik olacağını görerek, aslında AKP’nin de taktiklerini boşa çıkaracak şekilde ikili bir hattı önüne koydu. AKP’nin hareketi bastırmaya, sindirmeye çalıştığı ve bu şekilde kazanma umudunun açığa çıkmasını engellemek istediği dönemde yasayı ve AKP’nin yıkımını odağına koyarak bunu olabildiğince hareketli bir biçimde örgütlemeye çalıştık. Bu şekilde HAYIR diyen toplum kesimlerinin de harekete geçmesini, cesaret kazanmasını, yalnızlık duygusunu aşmasını hedefledik. Kahvelerde, pazar yerlerinde, metrolarda… Ev ev, sokak sokak HAYIR sesini yükselttik. Her yerde HAYIR diyenlerle buluşmalar gerçekleştirdik. Bu hareket yalnızlığı ve umutsuzluğu aştığı oranda toplumda hareketlendi. Mavi dalga ile AKP’nin ‘iç savaş-kaos tehditleriyle’ yarattığı korku ikliminin karşısında umut iklimini, bahar iklimini koyuyoruz. 15 yıllık karanlık dönemin sonunda memleket güzel günlere hasret kaldı, neşeye, huzura hasret kaldı. Korkuyu dirençle, cesaretle olduğu kadar neşeyle, umutla yenebileceğimizi biliyoruz. HAYIR’a baktığımızda bunu görebiliyoruz. Neşeli bir HAYIR var. 7 kişilik grupların bedenleriyle yazdıkları ‘HAYIR’lar… Bu ‘HAYIR’lardaki ‘R abi’ neşesi… HAYIR şarkıları… Özellikle kadınların, elbette özel olarak da Nar Kadın Dayanışması’nın buna çok önemli bir katkısı oldu. Yani her yerden fışkıran büyük bir yaratıcılık, büyük bir enerji var. HAYIR yoruldu türünden AKP cephesinden yapılan değerlendirmelerin o yüzden hiçbir anlamı yok. Çünkü bu onların yaptığı gibi belli merkezlerde hazırlanmış bir reklam kampanyası değil, hayatın içinden doğan, halkın her kesiminin yaratıcı enerjisiyle büyüyen neşeli bir hayatın kendisi.

hayir-in-umudu-karanligi-aydinlatacak-267299-1.

Peki HAYIR cephesinde temkinli olunması gereken noktalar yok mu?

Bu kısımla ilgili şunu söyleyebiliriz: Tek bir eksik nokta var. Kazanma duygusu gelişmiş olmasına karşın halen, HAYIR büyük olsa da son anda bir şey yapacaklar ve HAYIR’ı sandıktan çıkartmayacaklar türünden bir korku hakim. Kuşkusuz, AKP sonucu değiştirmeye yönelik hamleler yapıyor ve yapmaya da devam edecek. Ancak şu ana kadar olduğu gibi bunların bundan sonra da boşa düşürülmesi pekala mümkün. Tersinden, sonucu değiştirmeyiz türündeki eğilimler kazanma umudunu örseliyor, insanlarda ne yaparsak yapalım sonucu değiştirmeyiz duygusu yaratıyor. Bu HAYIR diyen kesimlerde bir pasifistlikle birlikte sandığa yönelimi de zayıflatan sonuçlar üretiyor. Bu dönemde bunu tümüyle ortadan kaldırmamız ve tüm HAYIR diyenlerin ‘ne yaparlarsa yapsınlar biz kazanacağız’ duygusunun hakim kılınmasına ihtiyaç var. Bunun yolu da HAYIR diyenlerin topluma güven verecek adımları atmaya devam etmesi. Sandık güvenliğine yönelik örgütlenme ve hazırlıklar bu açıdan önemli. HAYIR mücadelesi kadar, 16’sında sandıkların son ana kadar korunması, sandık başındaki muhtemel hileleri engelleyecek bir iradenin bugünden ortaya konulması bu kalan günlerdeki en önemli sorumluluklarımızdan bir tanesi. Mavi dalga ile Park buluşmaları, HAYIR şenlikleri de bu noktada önemli buluşma zeminleri olacak.

16 Nisan’da Hayır çıkarsa nasıl bir tablo ile karşılaşacağımız da en çok merak edilen konulardan bir tanesi. HAYIR’la birlikte elbette dünyamız bir anda değişmiş olmayacak. Ama hiçbir şey değişmemiş de olmayacak. Her şeyden önce çürümüş rejimin Başkanlıkla güçlenmesi, anayasasız ve Meclissiz bir yönetime sürüklenilmesinin önüne geçilmiş olacak. Ülkenin en az yüzde 50’sinin onay vermediği bir değişikliği oldu bittiyle, OHAL koşullarında gerçekleştirildiğinde bunun kendisi istikrarsızlığın kaynağı haline gelecektir. Memleketin kaderi açısından bu tarihsel bir momenttir ve burada buna izin verilmemiş olması tek başına büyük bir şeydir. Ancak bununla da sınırlı kalmayacak, AKP’nin bu adımı atamaması bir kaç adım geriye gitmesi anlamına gelecektir. Rejim içindeki çelişki ve çatlaklar daha da büyüyecek, bu dönemde ortaya çıkan işaretler doğrultusunda siyasette yeni bir diziliş meydana gelecektir. Toplumun değişim talebi öne çıkarak, yeni bir döneme girilecektir. Bugün 16 Nisan’dan sonra her koşulda yeni bir mücadele döneminin başladığını görerek, HAYIR dalgasını 16 Nisan sonrasına taşıyacak şekilde biriktirmek, toplumsal dalgayı örgütlü bir muhalefete dönüştürmek için mücadele etmeliyiz. Yani bir yandan HAYIR’ı çoğaltacağız bir yandan da HAYIR diyenlerin 16 Nisan sonrasına daha güçlü ve örgütlü çıkmasının yollarını arayacağız.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız