Hayır kazanıyor!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Türkiye Gezi’den çok şey öğrendi. Hemen tüm muhalif çevreler, Gezi’de yaşananlara bakarak kendilerini sorguladı. Gezi, öylesine bir anda patlayan ve gelip geçen bir fırtına değildi. Arkasında önemli izler; toplumu değiştirip dönüştürmek isteyenler, daha özgürlükçü, daha eşitlikçi, daha dayanışmacı, daha renkli bir ülke düşleyenler için unutulmaz dersler bıraktı.

Haziran Hareketi, Gezi’den öğrenme, Gezi’den öğrenilenler ışığında yeni bir anlayışla örgütlenme ve hayata müdahale etme çabasının ürünüydü.

Gezi, çok farklı toplumsal kesimlerin bir arada olduğu ve ancak bir arada olurlarsa kendilerinin var olabileceklerini kavradıkları bir dönemin de adı oldu. Bir tür toplumsal muhalefet ekosistemi oluştu Gezi Parkı etrafında.

Hani, bir ekosistemde var olan canlılar kendilerini saran çevre ile birlikte birbirlerine bağlı olarak var olurlar ya; Gezi Parkı’nda da anti-kapitalist Müslümanlar onları çevreleyen devrimci/sosyalist gençler varken var olabildi, namaz kılabildi. Yaşam tarzına müdahale kabul etmeyen kadınlar, o zamana kadar yan yana gelmedikleri örgütlerin yanı başında durdu. Bir Kemalist, TOMA’nın fışkırttığı suyun karşısında bir Kürt protestocu ile el ele durabildi. LBGTİ gruplar, sol grupların ve anti-kapitalist Müslümanların olduğu bir yerde kendilerini ifade edebildi.

Herkesin kendi varoluşu karşısında büyük bir tehdit algısı, belli bir zaman ve mekânda, o zamana kadar birbirlerinden uzak durmuş, hatta birbirlerine karşı durmuş muhalif çevreleri bir araya getirdi. Gezi, o bir araya gelişin görkemiydi.

Önünde daha 12 günlük bir yol olan HAYIR kampanyası da, Gezi kadar göze görünür olmasa da, onun gibi ardında iz bırakacak deneyimlere sahne oluyor.

Yine aynı tehdit algısıyla ve bulundukları yerden HAYIR sonucu elde etmek için son derece yaratıcı yöntemlerle çabalayan birbirinden çok farklı gruplar var. Gezi Parkı gibi ortak bir mekân yok onları bir araya getiren. Ev ev, sokak sokak, dükkân dükkân, her biri kendi olanaklarıyla yarattıkları kampanya araçlarıyla dolaşırken, yolları kesişiyor bazen.

Hayatı boyunca hiçbir örgütlü yapıya bulaşmamış, ama HAYIR’ı kendi varlığı için yaşamsal gördüğü için, bazen CHP ile bazen HDP ile, bazen Haziran bazen Halkevleri ile bazen tamamen kendi başlarına HAYIR’lı bir sonuç almak için koşturan insanlar... HAYIR’ı bir varoluşsal tercih olarak gördükleri için, kendi varoluşlarının HAYIR için çabalayan diğerlerinin varoluşlarıyla ilişkili olduğunu hissediyorlar.

Aslında, dünya pratiklerine de bakıldığında, toplumu değiştirme çabalarının üç temel yaklaşım üzerinden ilerlediği görülüyor:

1- Kitle mobilizasyonunu temel alan ve barışçıl kitle hareketleriyle toplumsal değişmeyi gerçekleştirmeyi hedefleyenler.

2- Toplumsal değişmenin ancak sıkı örgütsel yapılar ve örgütlenmelerle (parti gibi) ve onların uzun soluklu bir mücadelesiyle mümkün olduğunu savlayanlar.

3- Karşı-kültürleri/alternatif hayatları bugünden yaşayıp yaşatarak toplumu dönüştürmeyi hedefleyenler.

Bu farklı toplumsal değişme stratejileri genellikle birbirlerine iyi bakmaz, hatta birbirlerine karşı konumlanırlar. Örgütler, kitle mobilizasyonu çabalarını saman alevi gibi yanıp sönecek bir sonuç için uğraşmak ve karşı-kültürlerin yaşanmasını toplumsal değişme süreçlerinde bir kenar süsü gibi görebilirken, diğerleri de örgütleri “oligarşinin demir kanunu”nun hükmedeceği zararlı yapılar olarak görürler!

Gezi ve HAYIR kampanyası pratikleri bu üç farklı stratejinin birbirlerine karşı konumlanışının değil, ancak biri var olursa bir diğerinin de var olabileceğinin güçlü işaretlerini ortaya koydu.

Tıpkı Gezi gibi, HAYIR kampanyası da öğretici oluyor. HAYIR’dan sonra, bu üç strateji arasında köprüler kurmayı beceren bir anlayış, bu üç stratejinin taşıyıcılarının da bir arada olduklarında, güçlü ve etkili bir sürdürülebilir toplumsal değişme/muhalefet hareketi olabileceğini kavradıklarında, HAYIR da kazanmış olacak.

HAYIR sandıkta kazanmaya yürürken, kampanya pratiklerinin ve farklı grupların birbirleriyle etkileşimlerinin öğrettikleriyle şimdiden kazanıyor!