Hayırlı rüzgâr her yandan esiyor...
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

23 Nisan günü uçakla İzmir’e doğru yolculuk ediyorum, kaptan anons yaptı ve gün gereği “Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun” dedi. Nasıl bir alkış koptu anlatamam. Kitap Fuarı için girdiğim alanda herkesin ağzında bir ezgi, İzmir Marşı bayrak olmuş dalgalanıyor. Kadıköy’de Eğitim Sen üyeleri direnişte, başlar dik, umutlu ve huzurlular…

Ankara’da Nuriye Gülmen simge oldu, arkadaşlarıyla açlık grevinde, sanırsınız ki sabah iştahlı kahvaltıdan kalkmış. Haziran Hareketi şahlanmış, çığlık olmuş… Sabaha karşı evi basılan TKP’li genç kadın gözaltı sonrası salıverilince, elinde bildiri “Boyun Eğme” diye haykırıyor… CHP’li gençler genel merkeze posta koymuş, binalarının tepesinden sarkıtıyorlar tokat gibi bayraklarını…

Yurdun dört yanında laiklik, cumhuriyet, sosyalizm dalgası esiyor… Özgürlük, ekmek, eşitlik, demokrasi, barış diye haykırıyor insanlar… Laikler, devrimciler, Kürtler, Aleviler, Kemalistler farklı gerekçelerle aynı susuzluğu hissediyor. Belki ilk kez, yeniden birbirlerine “merhaba” demeye başladılar, yüksek sesle söylenmedi henüz ama yürekler bunun için atıyor… Anadolu’da bir rüzgâr esiyor dostluğa, kardeşliğe dair; türküler özgür olsun, halaylar korkusuzca çekilsin, çocuklar mavilikleri görsün diye…
Eskiden İzmir’de “Kürt Halkı” deyince burun kıvırırdı kimileri, şimdi, Gezi’den sonra Diyarbakır/İzmir kardeş… Eskiden 24 Nisan günü Ermeni kardeşlerini işitmeyenler, şimdi gecikmiş yası birlikte tutuyor… Toprağa düşen çocuklarına birlikte ağlıyor halk ve yeniden tanışmak için fırsat kolluyor. Emperyalizmin kirli elini seziyor halk… Çıkarcı patronlara yüz vermiyor. Karşıyaka’dan sponsorluğunu çekmeyi düşünen Yaşar Holding, yediği tokadın ardından diz çöküyor, tüm yönetim Anıtkabir’de poz verip, halkla ilişkiler yapmak zorunda kalıyor! Ama yemiyor ahali: “Pınar süt içeceğime Filli Boya içerim” deyiveriyor biri…
Umut taciri miyim ben?

Hayır…

Ülkeyi karış karış dolaştım. Isparta, Antep, Denizli, Samsun, Mersin, Bursa, Adana, Ankara… Dört yanda okumuş yazmış insanların itirazını duydum. O kendine özgü, Gezi’den kalan mizahın canlandığını sezdim. Yorgundu insanlar, umutsuzdu ama işte bir rüzgâr esmeye başlamıştı ve ciğerlerine oksijen doldurup haykırıyorlardı yeniden… Mustafa Kemal yeniden en değerli simge oldu kendiliğinden, sanki yeniden doğdu! Deniz, Mahir isimleri geçince yüzler gülüyor, diller şenleniyordu. Toplumsal tepki her fırsatta kendini gösteriyordu işte… Halkoylaması sonuçları bunu perçinledi. İnsanlar yalnız olmadığını anladı, kendilerini güvende ve güçlü hissetmeye başladılar…

Çok farklı kaygıları, beklentileri olan toplumsal kesimlerden söz ettiğimi biliyorum. Hatta kimi “Beş benzemez bunlar, nasıl yan yana gelsinler?” diye oyunbozanlık da yapacaktır. Yanıtım hazır: Gezi’de nasıl yazılı olmayan bir yasaya uyduysa herkes, öyle olacak! Kimse kendini fazla önemsemeyecek, önceliğini dayatmayacak! Hepimizin eşit yurttaşlık üzerinden, özgür, laik bir cumhuriyete gereksinimimiz var! Yeniden kurarız!

“Gönlünden geçeni mi, hakikati mi yazıyorsun?” diye sorarsanız; ne fark eder, her ikisi de derim! Bugün aydınlanma için yan yana durmayan, devrimci dille gericilikle mücadeleye etmeyen kimseye merhaba demem! Yandaşlar birbirlerinin gizli bohçalarını açıp ortalığı nasıl boca ettiler gördük! Suç ortakları birbirlerini nasıl gammazlıyorlar okuyoruz! Bu bayağılığa, bu rezilliğe seyirci mi kalacağız?

Elbette güzel günler göreceğiz, elbette yeniden kol kola, yoldaşça yaşam sevinci duyacağız! Elbette haklı olmanın onurunu taşıyacağız!

Umutsuz, yılgın kimseyle yan yana durmuyorum, size de tavsiye ederim. Kazanmış olmanın gururunu gölgelemeye çalışanlarla konuşmayın. Ekranda idareimaslahatçılık yapan yalakalara, döneklere yüz vermeyin! Her gün, her an memlekete dair umudunuzu diri tutun. Bu deli gömleğini yırtacağız, bu ölü toprağını silkeleyip atacağız!

Diyeceğim; bahar geliyor, dağlarında çiçek açıyor memleketimin…