Hayvan ithalatı sağlığa zararlı
31.08.2018 07:29 SAĞLIK
Türkiye, 2010 yılından bu yana canlı hayvan ve karkas et ithalatına 7 milyar dolar ödemekle kalmadı, ithalatla birlikte çok sayıda hastalık da ülkeye girdi

Dr. Necdet Oral - Ziraat Yüksek Mühendisi

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) kurbanlık olarak Brezilya’dan ithal ederek Ankara Gölbaşı’na getirdiği sığırlarda şarbon basili saptandı ve 4 bin hayvandan oluşan sürü karantinaya alındı. Konu kamuoyunda tartışılmaya devam ediliyor. Ancak bu ithal hayvanlarda görülen ilk vaka değil. Uygulanan üretim yerine ithalat odaklı politikaların sonucu olarak 2010 yılında bu yana ithal edilen toplam 6,6 milyon baş canlı hayvan ve 273 bin ton karkas etle birlikte ülkeye çok sayıda hastalık girdi.

Şarbon vakası da öncekiler gibi bir süre sonra kamuoyunun gündeminden düşecek. Ancak “Neden ithalatçı konuma düştük?”, “Ne kadar canlı hayvan ve karkas et ithal edildi, ne kadar döviz ödendi?”, “İthalat hangi ülkelerden yapıldı?”, “İthal edilen hayvanlar ve karkas etlerde hangi hastalıklar görüldü?”, “İthalata mecbur muyuz, alternatif bir hayvancılık politikası mümkün değil midir?” gibi soruların cevaplarını kamuoyuna hatırlatmakta yarar bulunuyor.

1980’lerden bu yana büyük düşüş
Türkiye’nin hayvancılıkta ithalatçı konuma düşmesinin birçok nedeni bulunuyor. Ama öncelikle hem hayvan varlığının yetersiz olduğu, hem verimlerin düşüklüğü, hem de gerçek üretimin açıklananların da gerisinde olduğu bilinmeli.
Gerçekten de 1980 yılından bu yana Türkiye’de nüfusun 45 milyondan 81 milyona yükselmesine (yüzde 80 oranında artmasına) karşılık, toplam hayvan varlığı 85 milyondan 59 milyon başa düştü (Tablo 1).

hayvan-ithalati-sagliga-zararli-504646-1.

1980 sonrası hayvancılığın çöküşünü hazırlayan başlıca nedenler şöyle özetlenebilir:

•Yerli üreticiyi terbiye etmek iddiasıyla hayvansal ürünler ithalatında büyük kolaylıklar sağlanarak ihracatçı ülkelerin hayvancılığı desteklendi.

•1990’ların başında özelleştirme kapsamına alınan SEK, EBK ve YEMSAN gibi hayvancılığa destek olan KİT’ler ya tasfiye edilmişler ya da çok düşük (arsa değerlerinin bile altında kalan) bedellerle satılmışlardır. Üreticiler için pazar güvencesi oluşturan bu kuruluşların piyasadan çekilmeleri ile piyasada görülen fiyat istikrarsızlığı, et ve süt ürünleri üretiminde dalgalanmalara yol açtı.

•Türkiye’nin hayvancılık deseni değiştirilerek doğal otlak ve meralarda yetiştirilmeye daha uygun olan küçükbaş hayvancılık ihmal edildi; hayvansal üretim denildiğinde sığır yetiştiriciliği anlayışı egemen kılındı.

Küçük işletmeler gözden çıkarıldı
Geçmiş yıllarda olduğu gibi günümüzde de hayvancılıktan sadece sığırcılığı, sığırcılıktan da büyük işletmeleri önceleyen bir destekleme sistemi sürdürülüyor. Bu anlayışı benimseyenlerin küçük ölçekli işletmeleri gözden çıkarmaları beklenen bir durum. Nitekim Türkiye’de yıllardır küçük ve orta ölçekli işletmeleri akıllıca desteklemek ve geliştirmek yerine, destekler ve krediler, özellikle hayvancılıkta büyük işletmelerin kurulması ve geliştirilmesine tahsis edilerek sermaye (şirket) tarımı teşvik ediliyor.

Türkiye’nin kırmızı et üretimi düşük; çünkü hem kesilecek hayvan sayısının üretimi yetersiz, hem de karkas ağırlığı istenen düzeyde değil. Kesilecek hayvan sayısını artıracak uygulamalardan biri doğuracak hayvan sayısını, dolayısıyla da toplam hayvan sayısını artıracak tedbirlerin alınmasıdır. Türkiye bu işi, büyük ölçekli işletmelerin kurulmasını teşvik ederek gerçekleştiremez. Çünkü, büyük ölçekli işletme kurdurmak hayvan sayısını artırmanın değil, öncelikle işletme sayısını azaltmanın bir yolu.

Uygulanan model başarısız
İşletme sayısının azalması, çoğu kez, otlak ve meradan yararlanma seviyesini düşürür. Hemen her türde entansif üretim tarzı ve büyük ölçekli işletmeler teşvik edilince, mera-hayvan bağlantısının kopması kaçınılmaz hale gelir. Bunun doğal sonucu hayvan varlığının azalması, et üretimin düşmesi, fiyatların yükselmesi. Son 8 yılda yapılan yaklaşık 7 milyar dolarlık canlı hayvan ve karkas ithalatına rağmen, 2017 yılında kişi başına kırmızı et üretiminin 14,7 kilodan 13,9 kiloya düşmesi, uygulanan bu sistemin başarısızlığını ortaya koyuyor.

»Kırmızı ette kriz nasıl başladı?
Girdi maliyetlerinde yemin payı üretim biçimine göre değişir; süt sığırcılığında yüzde 60; sığır besisinde yüzde 40 dolayında. Tarımı büyük ölçüde iklim koşullarına bağımlı olan ülkemizde, 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan kuraklık nedeniyle yem maliyetleri fahiş oranlarda yükseldi.

Maliyetlerin neredeyse ikiye katlandığı bu yıllarda yapılan süt tozu ithalatı nedeniyle çiğ süt fiyatları neredeyse yarı yarıya (40 kuruşa) düştü. Bunun sonucunda sattığı 1 kg sütle 1 kg bile yem alamayan üretici süt ineklerini kesime gönderdi. Tarım Bakanlığı verilerine göre kesilen inek sayısı 1 milyonu bulmuş, dolayısıyla doğuran sığır sayısı azaldı. Hayvan varlığı azaldığı için üretilen et, talebi karşılayamaz hale gelmiş, fiyatlar hızla yükselmeye başladı..

İthalat halk sağlığına zararlıdır
Türkiye’nin 2011-2012 yıllarında Polonya’dan ithal ettiği sığır etlerinde “Deli Dana” hastalığı tespit edilmişti. Savunmalarına baş vurulan Tarım Bakanlığı uzmanları, söz konusu etlerin hastalıklı olup olmadığını (tahlil sonuçları Lehçe olduğu için) anlayamadıklarını belirtmişlerdi..

2014 yılında Trakya’da “Mavi Dil” hastalığı görülmüş, Tarım Bakanlığı bu hastalığın önce Yunanistan ve Bulgaristan’da, daha sonra da Kırklareli’nde ortaya çıktığını, hastalığın yayılmasını önlemek için gerekli aşıların yapıldığını açıklamıştı.
2017 yılında Bosna-Hersek’ten ithal edilen etlerde insan sağlığına zararlı “Escherichia coli O157” hastalığı tespit edilmiştir. Bu hastalık en tehlikeli gıda kaynaklı patojen bakteriler arasında değerlendiriliyor.

Yine 2017 yılında Romanya’dan ithal edilen besilik sığırlardan bir bölümü yüksek ateş ve solunum yetmezliğine yol açan “Sığır pastörellozu” hastalığı nedeniyle öldü.

Tarım ve Orman Bakanlığı, canlı hayvan ithalatına izin verilen ülkelerden Bulgaristan’da küçükbaş hayvanlarda koyun-keçi vebası görülmesi üzerine, söz konusu bölgeden 12 Temmuz 2018 itibariyle ithalata kısıt konulduğunu açıkladı.

***

Hangi ülkelerden canlı hayvan ithal ediyoruz?

hayvan-ithalati-sagliga-zararli-504647-1.

2018 yılının Ocak -Temmuz döneminde ithal edilen 835 bin baş sığırın yüzde 67’si Brezilya ve Uruguay’dan gelmiştir. Yüzde 20’lik kısmı ise 4 Avrupa ülkesinden (Macaristan, Çekya, Romanya, İspanya) satın alındı. Söz konusu bu 6 ülkenin sığır ithalatımızdaki payı yüzde 87’yi aşıyor.

Canlı koyun ithalatındaki yoğunlaşma ise daha yüksek. İthalatın yüzde 74’ü Avustralya’dan, yüzde 12,8’i Ukrayna’dan yapılıyor. Bu iki ülkenin koyun ithalatındaki payı da yüzde 87’ye ulaşıyor.

***

Ne kadar canlı hayvan ve karkas et ithalatı yapıldı?

hayvan-ithalati-sagliga-zararli-504648-1.

Son yıllarda ülkenin gündeminden düşmeyen kırmızı et krizi bu süreçte hızlanmış ve sorunun ithalatla çözülmesi için, 30 Nisan 2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Et ve Balık Kurumu’na (EBK) sığır eti ithalatı için yetki verilmiştir. Geçmişte olduğu gibi, bu girişim de sorunun çözümünün değil büyümesinin başlangıcı olmuştu. Nitekim aradan 8 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen kriz aşılamadı hatta büyümeye devam etti.

hayvan-ithalati-sagliga-zararli-504649-1.


2010-2018 yıllarını kapsayan dönemde ülkeye ithalat yoluyla (3,8 milyonu büyükbaş, 2,8 milyonu küçükbaş olmak üzere) yaklaşık 6,6 milyon baş canlı hayvan girdi.(Tablo 2). Söz konusu dönemde 5,4 milyar doları büyükbaş, 323 milyon doları da küçükbaş olmak üzere sadece canlı sığır ile koyun ve keçi ithalatı için toplam 5,7 milyar dolar bedel ödendi (Tablo 3).

hayvan-ithalati-sagliga-zararli-504650-1.


Aynı dönemde (2010-2018) değişik formlarda (dondurulmuş, soğutulmuş vb.) sığır karkası ithalatı da yapıldı. Bunun miktarı 273 bin ton, tutarı da 1,3 milyar dolar civarındaydı (Tablo 2 ve 3). Böylelikle canlı sığır, koyun ve keçi ile sığır eti için ödenen bedel yaklaşık 7 milyar doları buluyor. (Tablo 3).

***

İthalata mecbur değiliz: Başka bir hayvancılık politikası mümkün

Hayvansal üretimi artırmak ve dışa bağımlılıktan kurtulmak için yapılabilecekler özet olarak aşağıda sıralanabilir:

•Çiftçilerin demokratik temelde ve kendi çıkarlarını koruyacak şekilde örgütlenmeleri teşvik edilmeli ve desteklenmeli..

•Et ve Süt Kurumu (ESK) ithalat ofisi değil, piyasaya müdahale edebilecek bir kurum haline getirilmeli.

•Yemi tarlada yetiştirip ahıra veya ağıla taşıyan büyük ölçekli işletmeler yerine, yemin ve otun uygun olduğu her yerde, coğrafi koşulların elverişliliğine göre daha az masrafla koyun-keçi veya sığır yetiştirebilen üretim biçimleri desteklenmeli..

•Öncelikle meralardan etkin bir şekilde yararlanabilecek düşük ve orta seviyede süt verimine sahip sürüler desteklenerek inek sayısı artırılmalı, böylelikle hem üretim tabana yayılmalı hem de sığır eti üretimini artıracak kaynak oluşturulmalı..

•Meralar ve tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına asla izin verilmemeli; bu alanlar hiçbir gerekçe ile yapılaşmaya açılmamalı.

•Hem süt sığırcılığı hem de sığır besiciliğinde sözleşmeli üretim dayatılmamalı, sözleşme yapılacak ise alıcının gerçek üretici örgütleri ile muhatap olması sağlanmalı.

•Destekler büyük (endüstriyel) işletmelerin kurulmasına değil, şartları uygun olan küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesine yönlendirilmeli..